- Kategori
- Gündelik Yaşam
e-günlüğün cehaleti...
"Denizli derbiyi kaldıramadı..." Sabah internet haber sayfalarında bu haberi gördüm başlık olarak anlam veremedim. Çok cahil olduğumu biirdim ama bu kadar değil. Bir anlık boşluğuma geldi her halde. Ülke de bu kadar sorun varken haber çok değişik geldi. "Denizli diye bir ilimiz var ama derbi adında bir duygusal terim veya ağırlık mı var" diye düşündüm kendi kendime... "Acaba Denizli vilayeti neyi kaldıramadı?" diye haberi tıkladım. Lanet olsun! spor haberiymiş. "derbi denen şey büyük lig takımlarının karşılaşmaları, "Denizli'de" bildiğimiz antrenör Denizli imiş... Ne kadar cahilim, hiç bir şeyle alakam yok, genel kültürüm sıfır, kendi ülkemizin takımlarını, antrenörlerini, teknik adamlarını, oyuncularını bile bilmiyorum. Daha çok fırın ekmek yemem, çok kitap okumam, çok maç izlemem lazım... İnsanlık için büyük bir eksiklik... Pazar gecesi millet bağırıp duruyordu, ben de her halde "domuz gribi bizim ülkemize de geldi" diye düşünmüştüm. Meğer maç var mış... Kabahat reklamlarda. Bu aralar çimento, boru reklamları bile annelere yönelik olmaya başladı. Bütün konsantrasyonumuz "anne" üzerine. Bizim bir türlü hatırlayamadığımız annelerimizi bize her gün 24 saat değişik sektörler reklamlarla hatırlatmaya çalışıyorlar. Yani "annelerinizi bir şey satın almadan anamazsınız" demeye getiriyorlar ama, ben gargara yapıyorum. Anneler gününde annemden biraz para isteyeyim en iyisi...
Merhaba e-günlüğüm; "Cumartesi akşamı işten eve gidip işlerimi bitiridim ve bir yattım, bu sabah kalktım." Diyebilmeyi çok isterdim ama yapamadım. Köpeklerim izin vermez. Hiç bir neden kabul etmezler. Onların bu tavrı beni ayakta tutuyor zaten. Enerji veriyorlar. Geçen hafta çok yoruldum. İşler zayıf olunca yoruluyorum. Yorgunluğum hafta sonuna birikiyor ve yataktan kalkmak istemiyorum bazan. Ömer Hayyam'ı anma haftasını son gününe kadar kutlayıp bitirdim. yedi şişe şarap bitirmişim o'nu anarken.
Hafta sonu oğlum annesinde kaldı ve pazar akşamı tekrar geldi. Pazar gününün büyük bir bölümünü salonda tahtanın üzerine yatıp ayaklarımı yüksek bir yere kaldırarak geçirdim. Akşam oğlum ve beraberinde Joker geldi. Boss ve Joker'in yemeklerini aynı saatte veriyoruz ve aynı zamanda bahçeye salıyoruz. Joker enerjisini başka türlü atamıyor. Boss ile oynayınca biraz yoruluyor ve gece sırt üstü yatıp ayakları havaya dikerek mışıl mışıl uyuyor.
Bu arada oğlumla yine sohbet etme fırsatı buldum ve karşılıklı baba-oğul pozisyonu aldık. Biraz ben anlattım, biraz o anlattı. İkimizde konuşmamız gereken çok şey olduğunu anladık. O'na yeni nesil gençlerin büyük bir bölümünün anne-baba eğitiminden yoksun olduğunu, böylece öz güven eksikliği yaşadıklarını anlattım. O'da çevresinde ki arkadaşlarını düşünüp örnekler vererek onayladı. Okulu, dersleri, yaşamı, hayatı, geleceği, giyim kuşam ve ilişkileri konuştuk. Bu sohbetler daha çok monolog şekinde oluşur ama, biz de diyalog şeklinde oluşması çok önemlidir. Daha çok gençleri ve onların fikirlerini dinlemek ön plandadır. En azından ben babamdan öyle gördüm. Babamdan öğrenmeseydim bu konuda çok büyük eksikliğim olacaktı çünkü, okuduğum okullarda ve aldığım eğitimlerde böyle bir konu ile karşılaşmadım. Oğlumla sohbet ederken okullarda öğretilmeyen ve sadece anne-babaların verebileceği yaşamsal çok şey olduğunu görüyorum. Biliyordum ama, bu kadar çok ve gerekli konular olduğuna oğlumla konuşurken şahit oldum. Ne demişler "öğrenmenin yaşı yoktur" Yaşasın! ben de bir şeyler öğreniyorum.
Bu ay başı ev ve dükkan kiralarını, muhasebe aidatını halen ödemedim ama hiç sorun yok. Ben çevremde ve bahçede mevsimin getirdiği değişiklikleri ve güzellikleri izliyorum. "Hiç bir şeyin" moralimi bozmasına izin vermiyorum. Böylece "hiç bir şey" sinir oluyor...
Sabah, hafta sonu dinlenmiş ve canlanmış olarak kalktım ve Linda ile koşarak iş yerine geldik. "Domuz gibiyim" diyemiyorum, onlardan bile sğlıklıyım artık... Onler aralarında konuşurken "kocaadam gibiyim" desinler. Bu sefer arka sokaktan geldik. Hiiiç değişiklik olsun diye. Hep aynı yolu kullanınca beyin tembelleşiyor ve bir süre sonra işlevini durduruyor. O zaman da gözler kapalı hiç bir çaba sarfetmeden, aynı yolu geliyorsun.
Güne, hafta başı olmasının etkisi ile hızlı başladık ve hızlı bir şekilde terledim. Vücudumun saldığı doğal uyuşturucu ile (endomorfin) epey rahatladım. Kim demiş uyuşturucu sağlığa zararlı diye. Her şeyin doğalı yararlıdır.
Trafik sabahın erken saatlerinden beri bir felaket durumda. Ne oldu, kriz bitti mi? Bolluk zamanı bile sabahları böyle olmazdı. Hayırlısı olsun. Ne demiş, kim demiş, "her işte bir evet vardır" (doğru mu yazdım acaba?)
Uzatmayalım e-günlüğüm. Biliyorum bana doyum olmaz. ama yemeğimi yedim ve gitmek zorundayım. Daha servislerim var. Biraz ev ve dükkan sahibim için para kazanmam lazım... Yarın yine yazışırız. Hoşçakal
Biliyor musun: Dünyanın en küçük at'ı, ABD'de bir çiftlikte doğan ve boyu sadece 43 cm olan Thumbelina imiş.
Çirkin söz: ''Yaşama hakkın, mücadele gücün kadardır..." A. Hitler
Güzel söz: "Fısıldanan sözler; çok çok kere, yüksek sesle söylenenlerden daha uzağa giderler..." Çinli abilerin sözü