​ E-günlük "organik" değil / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

E-günlük "organik" değil

Organik gıdalar daha sağlıklı değil!(miş)

Organik gıdaların sıradan ürünlerden daha sağlıklı olmadığını iddia eden bir araştırma, eleştiri ve tartışmaların odağı oldu.

İngiltere’deki ‘Yiyecek Standartları Ajansı’ adlı kurum çin hazırlanan bir rapora göre organik besinlerin, sıradan yiyeceklerle karşılaştırıldığında daha sağlıklı ya da yararlı olmadığı ortaya çıktı.

Merhaba e-günlüğüm; demek bilim adamları seni okumaya devam ediyor. En sonunda organik gıdalar ile organik olmayan gıdalar arasında bir fark olmadığını, tamamen tüketiciyi aldatma yönünde bir "organik organizasyon" olduğunu anlamışlar. "organik" terimi literatürümüze girdiğinden beri neredeyse arabalar bile organik oldu. Organik saç boyaları, organik kremler, organik şampuanlar, organik sütler, organik baklalar, organik fasulye, nohut, antep fıstığı... Brrrrrr (atları durdurmak için söylenir) "Durdurun şu saçmalığı" diye bağırmıştım ama sesimi duyan olmadı. Bu kadar araştırmaya gerek yoktu ki. Bana sorsalardı elimdeki bütün bilgileri onlara verirdim. Organik gıdalar ile organik olmayan gıdalarda kullanılan ilaçlar, kimyasal gübreler, hatta üretim aşamaları bile hep aynıdır... Arada ki tek fark, Organik gıda üretimini devlet denetler, diğer üretim çiftçi'nin denetimindedir. Ben çiftçi'ye daha çok güvenirim.

Bilim adamlarına ve onları yönlendiren sermayelere güvenmemekte haklı olduğumu gösteren bir buluş daha:

D vitamini eksikliği kanser riskini artırıyor muş, muş muş... (ntvmsnbc)
Eeee ne yapacak bu insanlar şimdi? "D" vitamini bir tek güneş ışınlarında var, güneş ışınları da kanser yapıyor(!) Krem sürerek güneş ışınlarına çıkarsak yine güneş'den faydalanamıyoruz, krem sürmezsek kanser oluyoruz. Huhahaha Doğduğum günden beri güneşleniyorum. Krem, yağ gibi hiç bir kozmetiği kullanmam. Güneş ışınlarının en zararlı olduğu iddia edilen saatlerde güneşlenirim. "Doktor bey ben kanser miyim, yoksa öldükten sonra kanser riskim var mı?"

Değerli e-günlüğüm; bu dünya'da bunalıma girmemek içten değil. Biraz bilgisiz, biraz zayıf olursan sistemin satın aldığı ve "kendi sesi" yaptığı değerli(!) bilim adamlarına inanıp ne yapacağımızı şaşıracağız. İyi ki gerçek bilim insanı olan anneanne'lerimiz ve babaanne'lerimiz var dı. Anne ve baba'larımız da bize onların bilgilerini aktardılar. Onlar dğa'nın, toprağın, sağlıklı yaşamın akademisyenleri olarak bize çok şey öğrettiler. Onların öğrettikleri bilgiler halen dünya'da hiç bir okulda öğretilmiyor. Geçmiş tarihlerde hiç bir bilim adamı "birileri" istiyor, "birilerinin" ihtiyacı var diye araştırma ve buluş yapmamışlardı. Ama şimdi öyle değil. "Bilimsel reyting" söz konusu. Bilim insanı, "bilim insanı" olarak vasfını ve popülaritesini yaptığı araştırma ve açıklamalarına borçlu. Yani sistemlerin ve onların güttüğü insanların hoşuna gidecek bir şeyler bulmak zorunda. Böyle oluncada ev de üretilen yakıt ile çalışan araba icat edilemiyor. Kendi ürettiğimiz enerji ile çalışan cihazlar keşfedilemiyor. Birisi "buldum" derse hem önü, hem de ağzı kapanıyor.

Cumartesi akşamı eve gittim ve işlerimi bitirip motosikletimle (pek motosiklet denmez ama) dışarıya çıkıp gezinti yaptım. Sonra saat 23:00 gibi eve dönüp tekrar Boss'u çıkarıp rakımı koydum. Büyük bir buluş yaptım. Ömür boyu keyifli ve mutlu olmanın çözümünü buldum. Doğa ve toprak ile bağını koparmayacaksın, haftanın en az beş günü mesai bittikten sonra kimse ile görüşmeyecek, insanlardan uzak duracaksın, kazandığın kadar harcayacak, banka ile hiç bir şekilde muhatap olmayacak, "satın alma", "gereksiz tüketme" güdüsünden kurtulacak, "sahip olmak" için değil, "olmak" için mücadele edeceksin.... İnsanlar yerine hayvanlarla konuşacak, onlarla arkadaşlık edeceksin. En önemlisi de, akşamları yatmadan önce doğa ile başbaşa kalıp iki duble rakı içeceksin. Başka buluşlarım olunca yazarım.

Pazar sabahı kalkıp, köpeklerimi çıkardım, yürüyüşümü yaptım ve dumansız "zehirli" hava sahasından uzaklaşıp eve geldim. Tekrar çıkıp, köpeklerimin yemeklerini yapmak için biraz alışveriş yaptım. Havuç, kabak, patates, semizotu, sosis (sosis'i bir tek köpeklerin yemeğine koymak için alırım) ve bakliyat çeşitleri aldım. Akşam üzeri yemeklerini yaptım ve soğumaya bıraktım. Sonra kaplara koyup, doğru dolaba... İki günlük yemekleri hazır... Ayni işlemi ki gün de bir tekrarlıyorum zaten. (bazan üst üste yaptığım da oluyor) Akşam üzeri, köpeklerimin işlerini bitirip, bahçeye oturup rakı keyfimi yaparken, ev halkı tek tek gelmeye başladı ve ortalık kalabalıklaştı. Oğlum ve Joker'de geldi. Oğlum değişik bir saç sitili ile gündemin baş köşesine oturdu. (kime çekmişse çok sıradışı bir çocuk ol muş) Saçlarını kısa kestirip, yan taraftan arkaya (enseye) doğru ince bir şekilde kazıtarak "kalp atışları" ritmini simgeleyen inişli çıkışlı şekli yaptırmış... Hmmm yaratıcı! Bol bol sohbet edip, bir haftalık boşluğu telafi ettik.

"Sosis" dedim de aklıma geldi. İnsanların haberi yoktur. Marketlerde satılan sosis ve salam üreten firmalar arasında üç firma var ki çok enteresan. Aynı zaman da hayvan yemi üretiyorlar. Hayvan yemlerinden artanlarla salam, sosis mi yapıyorlar, yoksa salam, sosis'den artanlarla hayvan yemi mi yapıyorlar bilemiyorum. Ürünlerin üzerine yazmamışlar. Bilgin olsun e-günlüğüm. Ben de her şeyin üzerini ve "içindekiler" kısmını okuma hastalığı vardır bilirsin...

Sabah her gün olduğu gibi Linda ile iş yerine geldim. Gün'e hazırlık yapıp, dışarıya masa kurdum ve çayımı içtim. Herkes tatilde olduğu için servisler geç başlıyor. Servislere çıktığım da bir aboneme gittim ve üzücü bir manzara ile karşılaştım. Bir adam yer de kanlar içinde yatıyor ve etrafında biriken kalabalık da o'nu seyrediyordu. Adam "sara" hastası olacak ki yere düşmüş ve kafasını taşa çarpmış. "ambulans aradınız mı?" diye sordum, "üç kez aradık, yarım saat oldu" dediler. Adam ünlü biri olmadığı için umursamazlar. Zaten özel ambulanslar hiç gelmez. (telefonda "kimdir, nedir" diye sorguya çekiyorlar.) İşlerim olduğu ve yapabileceğim bir şey olmadığı için gittim. Umarım hasta kişi, insanca muamele görmüştür. (gazeteciler de yok ki adamı haber yapıp korusun)

Hava yavaş yavaş ısınıyor. Öğleden sonra insanlar oflayıp, puflamaya başladılar. Hafif yemekler yesinler. Sürekli kebap, döner, tavuk yiyip duruyorlar.

Akşam yemeğinde buğday çorbası (yaz çorbası veya soğuk çorba veya yoğurtlu çorba) içip tatlı niyetine de karpuz yedik oldu bitti. Ne öyle mantılar, kebaplar, burgerler. Ne doymaz milletimiz var. Hani akşama kadar bir hareket yapsalar anlayacağım ama bir şey yaptıklarıda yok. Oturup kalkıp yemek yiyorlar. Neyse beni ilgilendirmez. Her insan kendi göbeğinden asılır. Hadi artık e-günlüğüm. Vedalaşalım. Yarın yine görşür, öpüşür, yazışırız. Hoşçakal...

Biliyor musun: Alaska yasalarına göre, bir geyiği, hareket halinde ki uçaktan atmak yasak mış... (ilginç!)
Çirkin söz: ''Kadının huyu, giydiği elbise ile değişir..." La Bruyere
Güzel söz: "Bir insan köprü kurar, bin insan geçer..." Özbek Atasözü

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..