- Kategori
- Gündelik Yaşam
E-günlük hafta sonu...
Cumartesi akşamı eve gider gitmez Boss ile birlikte farelere yiyecek verdim. Kücücük bir yuvaları var, yavrular burunlarını uzatıp duruyor. Ben de yuvanın deliğine tahıl ve ekmek parçaları tıkadım. Onları içeride besliyorum. Neden? Bol bol yiyecekler ve obez olacaklar. Böylece delikten dışarı çıkamayacaklar. ABD taktiği... Ülkeleri besle, beslerken içine katkı maddelerini daya, sonra toplumu uyurgezer yap, sonra da yönet... Ne çok şey öğrendim şu ABD'den...
Pazar günü de kenelerle uğraştım. (daha önce yazmıştım. "Bu sene yeterli kış olmadı ve kar yağmadı, kene çok olacak" diye) Ceviz ağacının yapraklarının altında on milyon beş bin yüz tane kene var dı. Marketlerde satılmaya başlayan kene ilaçlarından almıştım. İnsanları aldattıklarını biliyordum ama önyargılı olmamalıydım. Denemek istedim ve elime fırsat geçmişti. Hemen o ilacı kaptım ve kenelerin üzerine sıktım. Başladım izlemeye. Aradan bir saat geçmesine rağmen keneler cirit atıyorlardı. (karıncaları at olarak kullanıyorlar) Ben de Farelere uyguladığım yönteme benzeyen bir formül denemeye karar verdim. Kenelerin olduğu bölgeye buğday, pirinç gibi tahıl karışımları serpiştirdim. Bütün kuşlar (kargalar, serçeler, güvercinler) üşüşüp afiyetle yiyorlar. Sonra "ulan bu ziyafetin üzerine bir tatlı olsada yesek" diyerek hızlarını alamayıp ortalıkta ki keneleri yiyorlar... Nasıl, güzel taktik değil mi. Biyolojik savaşa, biyolojik, organik ve doğal karşılık... (organik tarımla karıştırılmasın, o aldatmacadan başka bir şey değil) Hep ABD sayesinde öğrendim bunları.
Akşam da Oğlum ve Joker geldi. Joker'in karnını doyurmuş, yürüyerek getirmiş ve ihtiyaçlarını gidermiş. O yüzden erkenden içeri aldık ve bahçede huzurlu bir şekilde rakımı içtim. Doğa ile fazla iç içe girdim galiba. Ev de köpekler, (Joker ve Linda) kertenkele, kara böcek, karınca, sivri sinek, örümcekler, Bahçede danaburnu, fareler, keneler, köpek (Boss), kediler, kuşlar, böcekler, bitkiler, otlar, ağaçlar... Doğa beni Çağırıyor... Gidiyorum...
Sabah Linda ben ve keneler iş yerine geldik. Sabah erken başlayan servislerimi süratle bitirip öğlene doğru, tam vaktinde yemeğimi yedim. (hafta başı olduğu için canım çıktı, sonra yerine taktım)
Yine kavga çıktı. Öğleden sonra bir aboneme gitmiştim. (Bir blog yazarı arkadaşım var, o olsa "yaz geldi normaldir" derdi.)
Bu sefer iki esnaf arasında. İkisini de tanıyorum. Taraf tutmam söz konusu değil ama ister istemez olaya müdahale ettim. Hemen hatırlatayım; benim müdahalem devletin müdahalesinden çok daha etkilidir. Bütün yakışıklılığım, karizmatik kişiliğim, (karizmatik kişilik olmaz salak!) Düzeltiyorum, karizmatik fiziğim, bas bariton ses tonum, sert bakışım, otoriter ve güven verici duruşum ve etkileyici diksiyonumla yanlarına yanaştım. Mesele işgal meselesi. Hediyelik eşya dükkanı, börekçinin dükkanının önüne malları teşhire çıkarmış, (2 santim geçmiş) börekçi de masaları hediyelik eşya dükkanının önüne hafif kaydırmış. (2 santim geçmiş) Yani ortada bir işgal olduğu doğru ama iki santim için bu kadar hiddetlenmelerine gerek yok ki. Amerika koskoca Irak 'ı işgal etti kimse bu kadar sinirlenmedi... Neyse kollarımı göğüslerine uzatıp ikisinide ayırır biçimde tuttum. Birisinin önüne kolumu tutmam demek oraya duvar örülmüş demektir. Lakin biraz kaslı bir duvar. İki esnaf karşılıklı bir birlerine bağırırlarken bir anda sustular. Ben sesimi yükselterek "Baylar ayıp oluyor kadınlar bile iki santimi çoğu zaman dert etmiyor ve işine bakıyor. Sizin yaptığınız çok yanlış! Birbirinizi kırmaya değmez." dedim. (çevrede kadınlar da vardı, söylediğimi onlara sorup onaylatmak isterdim ama zamanım az dı.) Ortalık bir anda sessizleşti ve dört saniye sonra toplanmış kalabalıktan bir kaç kişi kahkahalar atarak arkasını dönüp "bu adam manyak yaaa" (beni kast ederek) diye söylenerek uzaklaştı. Sonra (ses tonumu biraz daha yükselterek bağırmamla) herkes dağıldı ve yaşam normale döndü. Tam 45 saniye zaman kaybettim. Ardından servislerime devam ettim.
Merhaba e-günlüğüm; Herkes benim gibi iri yapılı biri ortalığa girince kavga çıkacak sanıyor ama hayal kırıklığına uğruyorlar. Neyse olayın tarafları ile tek tek konuşarak çözdüm sayılır. Sonra gülüşmeler arttı ve benim sözüm espri haline geldi. Herkes birbirine "2 santim için değmez abi" diye seslenir oldu...
Anlaşıldı bu sene kene ve domuz haberleri ile geçecek. Samsun’da Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastası olan bir kişiye müdahale ederken, virüs bulaşan sağlık teknisyeni hayatını kaybetti. (ntvmsnbc) Hasta halen yaşıyor. Bir gazeteye göre kan alırken iğneyi kendisine batırmış. Diğer bir gazeteye göre serum verirken eline iğne batmış. Demek ki iğne de problem var. İğne virüs bulaştırıyor. Ölüm muamma, suçlu: keneler. Bütün yanlış tedavi ve ihmal ölümlerinin adı KKKA, kuş gribi, domuz gribi mi oldu acaba? İnananlar var mıdır? Yakında kendimi kenelerle birlikte bir cam fanusun içine koyup 10 gün onlarla yaşayarak şov yapacağım. (üfff ne meşhur olurum ama. Bütün dünya Tv'leri benim şovumu yayınlar...)
Hava hafif sıcak, henüz beni pek etkilemiyor. Arabada ki havlu üç beş kez ıslanıp kuruyor ama idare ediyorum. Sıcaklardan etkilenenler trafikte belli oluyor. Örneğin sol sinyal verip sağa dönüyorlar, burayı İngiltere sanıp yolun solundan gidiyorlar, olur olmaz frene basıyorlar vs. vs. İyiyim iyiyim.
Değerli e-günlüğüm; farkında mısın, çocuk parkında mısın bilmem ama ne çabuk akşam oluyor anlatamam, yazamam. Yoruldum, yemeğimi yedim, tatlımı yedim. Sakin sakin gidiyorum. Yarın yine, yeniden yazışacağız. Bye.
Biliyor musun: 1 milyar insan açlık sınırının altında yaşıyor muş...
Çirkin söz: ''Ben hasta bir insanım bunu biliyorum. Normal biri benim yaptıklarımı nasıl yapabilir? Sanki içimde başka biri var gibiydi..." Albert de salvo. (seri katil)
Güzel söz: "Akıllı adamlar söyleyecek sözleri olduğu için, aptallar illa konuşmak zorunda oldukları için konuşurlar..." Plato