- Kategori
- Gündelik Yaşam
E-günlük sağlıklı
Ağrılara (öncelikle meşhur baş ağrısına) çözüm bulmak için başlamıştı bu serüven. Ben küçükken bakkallarda satılıyordu. O zamanlar baş ağrısı popülerdi. Dikkat çekmenin, ilgi görmenin en güzel yöntemi "başım ağrıyor" veya "midem bulanıyor" demekti. Çok kıskanmışımdır o insanları. Aradan yarım asır geçti halen "baş ağrısı" ve "mide bulantısı" bilmem. Ama o insanlarla yakından ilgilenildiğinde ağrı ve bulantılarının geçtiğini iyi bilirim. İlginin yetmediği yerde beyinde daracık bir alanda kendine eziyet eden düşünceleri (ego, süper ego) açığa çıkarmanın yararlı olduğunu da keşfettim. Bunun için de iki duble rakı gerekmekte idi... Gerçi Sigmund Freud amca pek rakıdan söz etmemiş ama, özgür libido, özgür olmalıydı. Aksi takdirde hastalıklar başlıyordu. Kişi konuşmaz, aktivite yapmaz ise vücut konuşmaya, eylem yapmaya başlıyor. Dört yaşında psikosomatik hastalıkları belirlemeye başlamıştım... Bilim adamları ise hastalıkları "var" gibi gösterip, destekleyip, körükleyip ilaç satışlarının derdinde idi. Onlar kazandı, ben kaybettim. İnsanlık beni dinlese dünya böyle olmayacaktı.
Merhaba e-günlüğüm; Aspirin ve gripin ile başladı serüven. O kadar inanılmıştır ki güvenli olduğuna, halen reçetesiz satılır. Olay çığrından çıktı. Zayıflamak için ilaç, Şişmalamak için ilaç, selülit, sindirim sistemi ve kan dolaşımı bozukluğu, saç dökülmesi, fazla kıllar için ilaçlarımız var. Erken boşalma, ereksiyon, zinde kalma, konsantrasyon bozukluğu, halsizlik, pasiflik, aktiflik, hiperaktiflik, fazla yağları eritmek için de ilaçlarımız var. Bitmedi. Daha doğmamış çocuklar için, hamile kadınlar için, doğan çocukların gazı, yağ oranı, zeka yapısı, beslenmesi, yürümesi, koşması için ilaçlarımız mevcut. İshal, kabızlık, adale ağrıları, bel ağrıları, bacak ve kol ağrıları için herkese her keseye göre ilaçlarımız var. Ben de istiyorum. Ağrı ilacı icat edilsin. Bir yerlerim ağrısın istiyorum. Ağrı yapan ilaçlar üretilsin. Vücudumun hangi bölgesinde ağrı hissetmek istiyorsam onu kullanmalıyım... Yedi senedir doğru dürüst ateşlenip hasta olamıyorum. Hastalık yapıcı ilaçlar olmalı. Kullanmalı ve dört, beş gün ateşler içinde yatmalıyım. Sonra vücudum kendini yenilemeli ve kaldığım yerden hayata başlamalıyım. İstiyorum, istiyorum, istiyorum. Bana ne...
Üstelik çoğunun ismi ilaç değil. Onlar bitkisel. Sarımsak yemeyin koku yapar ama, sarımsak hapı alın. (bir moka yaramaz) "Bir gecede dört kilo verin" "4 ay'da yedi santim" gibi hepsinin kendine has etkileyici, damardan sloganları var. Ürünün tedavi etmediğini, o ürünü icat edip piyasaya süren kişi ve kurumlarda biliyor. Ancak insan denemek isteyen bir yaratıktır. Bu doğasında vardır. Buna göre herkes bir defa bu ürünü alsa zaten o kişiler hayatlarını kurtarmış, ömür boyu geçinecek parayı kazanmış oluyorlar...
Dikkat ettin mi e-günlüğüm; Valide gittiğinden beri Akçakoca'da ki Lenin heykeli tartışması bitti. Valide'yi aradım sordum. "Hayırdır" dedim. Anlattı. Çıkmış Belediye makamına. "siz neyi tartışıyorsunuz, yeter artık" demiş. "Sizin daha Lenin hakkında en ufak bilginiz bile yok, hepiniz reklam, sansasyon peşindesiniz. Oğluma söylerim, gelir buraya size Lenin ve doktrini hakkında bilgi verir şaşarsınız." Diye de eklemiş. Sonra bir ara sinirlenip "Lenin hayatı boyunca sizin gibilere karşı savaştı, o'nun fikirlerine sahip çıkmadan, heykeline nasıl sahip çıkacaksınız, bırakın kendi haline karıştırmayın ortalığı..." deyip evine gitmiş. O günden beri ağızlarını bıçak açmıyor muş. "Helal olsun anneciğim, iyi yapmışsın ama sinirlenme böyle şeylere" dedim.
Lanet olsun. Yine birinci olamadık. Tam ikinciliğe yükselmiştik ki, mart ayı itibarı ile dördüncü olduk. Yazıklar olsun bize... Küresel krizde işsizlikte dünya ikinciliğine kadar yükselen Türkiye, Mart itibariyle dördüncülüğe indi. (ntvmsnbc)
Ben anlamam arkadaş. Ben halen huzur, mutluluk ve sağlıkta birinciyim. En yakın rakibim bile ya şeker hastası, ya kalp hastası. Rakibim bile yok denilebilir... Hastalık dedim aklıma geldi. Yine millet hastalanmaya başladı. Gittiğim yerlerde hasta insanlara rastlamaya başladım. "Yaz gribi" diyorlar, "üşütme" diyorlar. İlaçları dayıyorlar. Doğru ya. Herkes benim gibi olsa her vilayet'e bir doktor yeter. Hastaneye bile gerek olmaz.
Sağlık bakanı Recep Akdağ “TSK da demokrasiden yana olmalı ve tavrını açıkça göstermeli” Diye açıklama yapmış gelişen son olaylar hakkında. (irtica eylem planı) TSK demokrasiden yana değil mi ki? Ortada o kadar sağlık sorunu varken, her gün binlerce insan kıytırık virüs ölümlerine maruz kalırken bu açıklama neyin nesi? Üstelik de sağlık bakanından. "Sağlıkla ilgili bir konu yok ki ortada" diyeceğim ama her halde kendi sağlığı bozuldu... Sağlık bakanı işi gücü bırakıp böyle açıklamalar yaparsa milletin sağlığını düşünemiyorum. Düşünemiyorum çünkü yokum... (biraz daha yazarsam editör abi kulaklarımı çekecek)
Evet bu kadar ara nağme yeter biz yine kendimize dönelim...
Değerli e-günlüğüm; dün gece yine fareleri besledim. (artık bir işim daha oldu) Yuvanın deliğine nerede ise bir ekmeği ufalayarak sıkıştırmıştım. Hepsi yok olmuş. Bana aylık maliyetleri 50 lira civarı. Çok masraflı deyip hepsini öldürür müşüm. (ABD gibi)
Sırası ile Joker, Boss, Lİnda havalandırmaya çıktılar (hapisanedekiler gibi) Sonra ben kendime votka limon, şeftali yaptım ve kuruldum masaya. Hava ılık ılık esiyor, günün yorgunluğunu atarken, bir taraftan da hayal kuruyorum. (hayal kurmak beyni geliştirip, ömrü uzatıyor muş..) Gündüz onca olumsuz haberi okuduktan sonra içine ediliyor hayallerimin kuramıyorum. En kısa sürede çakır keyif olup sakinleşiyorum. Yoksa gece vakti terör eylemleri gerçekleştireceğim. Sonra sakin sakin yatıyorum. Sanki her şey toz pembe, her şey yolunda gibi...
Sabah işe geldim, çayımı içtim ve çok geçmeden kamyon geldi. Oğlumunda yardım etmesi ile kısa sürede boşalttık. Sonra servislere çıktım. Bu gün işler sakindi. İşler sakin olunca ben durmuyorum tabi. Başlıyorum pazarlama faaliyetlerine. Yollarda gözüme kestirdiğim insanlara broşür veriyor, soğuk su ikram ediyorum. Bir nevi promotörlük yapıyorum. Diğer bir adı sıcak pazarlama. Eeee sıcak hava da sıcak pazarlama olur.
Akşam olduğunda yorulamamanın acısı ile yemeğimi yedim. Yerken de "ulan ben bu yemeği hak ediyor muyum?" diye sordum kendime. Kendim de "hak ediyorsun yemene bak" dedi. Ben de yedim. Peşinden tatlımı yerken de aynı muhabbeti yaptım kendimle. Tatlıyıda yedim. Ben böyle kendimle çok konuşurum. Bazan sorarım "ulan ben bu yaşamı hak ediyor muyum?" diye Kendim cevap verir "hak ediyorsun ulan yaşamana bak" der. (bi birimize oldum olası "ulan" diye hitap ederiz)
Ben de Mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamıma devam ederim. Offff sıkıldım. Gidiyorum. Yarın tam hız devam. Hoşçakal e-günlüğüm...
Biliyor musun: Dünya nüfusunun %20 si, kaynakların % 80'ini kullanıyor muş... (ne kadar adil)
Çirkin söz: ''Kadın, erkekten aslan yüreği içinde kuzu itaati ister..." (aslan yüreği olan kaldı mı?)
Güzel söz: "Altın leğenin kan kusana ne faydası var?" Bulgar Atasözü.