​ Fal kardeşliği / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

15 Haziran '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Fal kardeşliği

Fal kardeşliği
 

<ı>

"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın." (Enam Suresi)

Tedirginlikle girdik içeriye, kendimize yakıştıramayarak. Kapıdan girişte dar antrede, solda, yüksek ve uzun bir banko vardı. Hesaplar burada alınıyordu. Sağda genişce bir oda vardı. Odadaki üç duvarın önüne dayanan tahta divanların üzeri eski kilimlerle örtülüp, yine kilimle kaplanmış uzun sert yastıklar konmuştu üzerlerine. Ana giriş kapısının tam karşısında, kendimizi daha rahat gizleyebileceğimizi düşündüğümüz, diğerine göre daha küçük başka bir oda vardı. Oraya yönelmek istedik. Kapıya geldiğimizde, odanın girintisinde kalan sağ tarafındaki tahta masanın etrafında iki kadın gördük. Fal bakılıyordu. Aynı anda, bankodaki adam "Orası fal bakma yeri, öbür tarafa geçin" diye seslendi. Mahcubiyetimizi belli etmemeye çalışan rahat gülüşümüzü takınıp, geçtik ayak altı öbür tarafa. Orada da sadece bir kadın oturuyordu. Kahve içmiş ama fal baktırmak üzere kapatmamıştı. Rahat görünüyordu. O, fal baktırmayacak herhalde, arkadaşının yanında gelmiş diye düşündük. Sonra biz konuşurken, elinde kahve fincanıyla kalkıp diğer odaya geçtiğini gördük. Konuşmaya devam ettik. Ben arkadaşıma, "Önce ben baktıracağım ona göre" dedim. "Tamam" dedi, hafiften bozularak. Bu arada iki genç kızla, bir anne kız daha gelmişti.

Biz konuşmaya devam ederken, genç kızların servis yapan adama, "Ama Müjgan Hanım bize fincanı kapatmayın dediii!" dediğini duyduk. Panikle aynı anda onlara döndük. "Nasıl yani?" "Eee? Biz kapattık amaa!!" Servis yapan adam "Müjgan size bi şey söylememiş. Onlara kapatmayın demiş. Müjgan ne dediyse o." dedi, hafiften dalga geçen bir tavırla. "Ama, daha önceki kadın da fincanı kapatmamıştı! Ya bize bakamazsa şimdi!" Dünyanın sonu sanki. Bi canımız sıkıldı, bi canımız sıkıldı. Kızlar gene bir ağızdan "Biz daha önce de gelmiştik. On gün sonra bir daha gelin, o zaman kapatmayın dedi bize." Onlar bizden önde. Biz ilk geliyoruz. Deneyimimiz yok. En azından bu falcıda yok!

Konuşmaya devam ederken içim bulanıyor biraz. Hem ya bize gerektiği gibi bakamazsa diye... Hem de... Bize burayı öneren kişiye de "Çok gergindin. Daha çok şey söylerdim ama... Sen en iyisi bi daha tarota gel." dediği aklıma geliyor. Para tuzağı bunlar. Kendine bağlamak için herkese başka bir şey bahane edip gene gel diyor bu kadın diye düşünüyorum. Sıra bana geldi! Bir heyecan, elimde kahve fincanı fal odasına giriyorum. Kadın yüzüme bakmıyor. Suratsız! Daha otururken tersliyor beni. " O tarafa mı, bu tarafa mı oturcan. Otur işte bir yere!" Oturuyorum. Masada küçük bir not kağıdı, elinde kalem "Burcun!"... "Adın!"... "Ana adın!"... "Kocanın adı!"... "Kocanın burcu"... diyor. Güya fal bakmaya geçiyor. Yüzüme bakmadan ve azarlarcasına, tam ne anlama geldiği belli olmayan, çek çekebildiğin yere türünden şeyler söylüyor motor takmış gibi. Sonra bana soruyor azarlayarak "Doğru mu!". "Olabilir..." diyorum, ne diyeceğimi bilemeden. Kadın beni dövecek "Olabilir demiceksin bana! Olabilir demiceksin bana! Evet ya da hayır diceksin! Anladın mı?" "Anladım ama, şöyle bir durumumuz var... Dedikleriniz ona uyuyor da... Ama, şöyle de bir durumumuz var hangisini diyorsunuz anlamadım. Kusura bakmayın. Hık, mık" "Ben sana ne dedim! Ben sana ne dedim! Ben söyledim sana her şeyi. Sen anlamadın. Anlamıyosun ki! Kapatmışın kendini! Ne desem boş!" Daha bir sürü şey daha söyledi. Belki arada geri zekalı bile demiştir valla! Bu arada fincanı fırlattı attı bi kenara. Kızıyorum ama! Ben buraya paramla rezil olmaya mı geldim? Azar işitmeye mi geldim? Yalan da olsa bir şeyler söylesin istiyorum. Parayı boşuna mı vericez yaa! "Bu kadar mı? Başka bir şey söylemeyecek misiniz?" diyorum. "Sen anlamıyosun! Anlamıyosun! Bi dahaki sefere kocanla gelceksin! Tamam mıı!" "Ama kocam gelmez ki!" "Kocanla gelceksin dedim! Ev... var mı senin ev..." Ne dediğini anlamıyorum. "Efendiim?" "Allah Allaaah! Evladın var mı dediim!" "Haa! Var, bir kızım bir oğlum." "Kızınla gelceksin! Sen anlamıyosun!" Buna benzer diyaloglarla devam eden konuşmanın ardından sinirle ve kös kös kalkıyorum. Çatlak bu kadın yaa! Sanki ben az çatlağım. Ne şimdi bu? Neymiş, geleceğe dair ümitli bir haber alır mışım belki. Çok alırsın! Neymiş, inandığımdan değil de terapi olsun diye geliyormuşum. Pek güzel terapi oldu. Müstahak bana! Hem "Allah'a inanırım" de, hem bilmem kaç defa bir daha fal baktırmayacağım de, hem de salak gibi üstelik para verip fal baktır.

Oturduğum yerde, tüm bunları düşünüp, bir an önce arkadaşımın fal baktırmaktan dönmesini beklerken; karşımda oturan orta yaşlı, görmüş, geçirmiş ve dingin görünümlü bir bayan "Nasıldı kardeşim? İyi bakıyor mu? Biliyor mu?" diye sordu. Önce, pek de konuşmak istemez bir tavırla dudak büktüm, eh işte anlamında. O da dudak büktü, bilmez ki bunlar anlamında. Sonra konuşmaya başladı: "Boş şeyler bunlar kardeşim. Her şeyi Allah bilir. Tut ki bildi. Ne olacak? Allah'tan başkası değiştirebilir mi yazılanı? Diyeceksin ki, sen niye burdasın. Kızım üniversite sınavına girecek. Duymuş birilerinden, tutturdu gidelim diye. Ne dediysem dinletemedim... Niye geldin sen?". "Bir ümit işte." "Anladım, derdin var. Bak kardeşim, hiç bunlara kafa yorma. Bunlarla vakit geçirme. Kıl iki rekat namazını Allah için, ardından duanı et. Bir daha hiç kimseyle konuşma, dileğine kontsantre ol, yat. Allah gösterir, hiç merak etme. Allah'tan iste... Allah'tan iste..." Kadının konuşmaları, hiç bilmiş, bilmiş değil. Rahatsız etmiyor. Aksine kemale ermiş bir havası var. Bu daha da etkiliyor beni. Yavaşça yanına, karşı sedire geçiyorum. O'nu dinlerken hem suçluluk, hem hak vermiş olma hali içinde, boynu bükük "Haklısınız... Haklısınız... Çok haklısınız." deyip duruyorum. O'nun sözleri, benim iç sesim mi yoksa?...

"Bak şimdi, derdim var diyorsun değil mi? Herkesin derdi kendine büyük, ama olur mu bundan büyük dert. Çok varlıklıydık. Evlerimiz, çiftliğimiz, hayvanlarımız, yardımcılarımız vardı. Kocam, ....Spor'un başkanıydı. Tanınmış aileydik. Birisine kefil oldu, O borcunu ödemedi. Borç bunun üstüne kaldı. Kendi işleri de ters gitmeye başladı. Günlerce uyku uyuyamadı. Ne yaptıysa olmadı. Bir gün, o kişiye borcunu öde diye konuşmaya gitmiş. İş kavgaya dönmüş, O'nun da gözü dönmüş. Adamı öldürmüş. Üç senedir cezaevinde yatıyor. Evim barkım bozuldu. Bıraktım her şeyi. Çiftlik orda, hayvanlar orda, biz burda. Kocamı daha rahat ziyaret edelim, elden günden de uzak duralım diye. Üç yıldır, yatak yüzü görmedim. Üç çocuğumla ufak bir evde, kanepede yatıyorum. Her işte bir hayır vardır diyorum. Çocuklar kızıyor bana. Hala ne hayrı anne, neresi hayır bunların diyorlar. Siz bilmezsiniz, Allah bilir diyorum. Böyle kardeşim... Allah bilir, Allah'a sığın..."

Fal değil ama, bu kemale ermiş kadın rahatlattı beni. Bir blogdaşımız, "Bugün hayat bana ne dedi?" diye yazı dizisi kaleme almıştı. Ben bugün "Allah bana ne gösterdi?" diye sormaya lüzum görmüyorum aslında... İnananlar için her şey çok açık.

<ı>

Sevgiyle, sağlıcakla kalın...

 
Toplam blog
: 76
: 1567
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..