​ E-günlük Karadeniz sahil yoluna çıktı / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

E-günlük Karadeniz sahil yoluna çıktı

Bu ne düzendir, anlamış değilim. Artık insanların iyice ar damarı çatladı. (eskilerin lafı)
TMMOB Mimarlar Odası Giresun Şube Başkanı Serdar Demirkan, Giresun'da sahil yolu yapımı sırasında kara yolunun önüne set çekildiğini, bu nedenle su baskınının meydana geldiğini söyledi. Sahil yolunu kimler yaptı? Uzaylılar mı yaptı. Sizin odanıza kayıtlı olmayan kaçak mimarlar, mühendisler mi yaptı?

Hiç alakası yok ama, Reklamcılar da böyledir. (eski işim) Dün yine bir tanesi geldi ve bana firmalar için reklamın önemini anlattı. Benim eski bir reklam şirketi sahibi olduğumu, yurt dışı ve yurt içi seminerlere katıldığımı, nereden bilsin? Uzun uzun anlattı ve dinledim. Amacı: Açtıkları yeni bir portal'a reklam almak. Vermem kardeşim. Reklam meklam vermem. Konuşmaya devam etti. İnatçı bir arkadaş. Bir sürü yaşanmış hikaye anlatıp durdu. Dünya üzerinde reklam veren firmaların başarılarını, ürün satışlarında ki artışları vs vs. Ben de o'na bilmediği ve hiç duymadığı gerçek iki hikaye anlattım ve çok şaşırdı. Konuşmasına daha temkinli devam etmeye başladı. Cümle başlarına "siz de bilirsiniz", "siz daha iyi bilirsiniz" gibi eklemeler koymaya başladı. (halen eski bir reklamcı olduğumu bilmiyor) Uzun bir konuşmanın ardından portal'a benden reklam alamadan ve benim eski mesleğim olduğunu öğrenemeden kalktı. Üzülmesin, motivasyonu bozulmasın diye bir şey söylemedim.

Merhaba e-günlüğüm; Bu reklam firmaları ve yöneticileri, uzmanları, her fırsatta reklamın, ürün satışında ki öneminden söz edip dururlar. Hatta atasözüne benzeyen çok güzel cümleler üretirler. "reklamsız ürün, doktorsuz hastaneye benzer" gibi (99 yılında bir seminer de yumurtladığım sözümdür) Yine her fırsatta firmaları sürekli reklam vermeye teşvik eder, reklam da süreklilikten bahsederler. Reklamların firmaya ve tüketiciye faydalarını anlatarak yatıp, anlatarak kalkarlar. Kendileri bütün bunlara inanır mı? İnanmazlar. İnansalar kendileri reklam verirler. Dünya da örneği var mı bilmem ama Ülkemiz de reklam veren bir reklam firmasına rastlamadım....

Huysuz e-günlüğüm; sana ne milletin işinden, gücünden. Kendine dön, bırak bunları, başkaları ilgilensin. Sen öyle diyorsun ama yine seni ertelemişler. Anladım hayatın düzen ve disiplin üzerine kurulu. Düzen ve disiplin olmayan yer de yeni bir düzen ve disiplin yaratıyorsun kendine. Karar vermişsin, bundan böyle yayıma gittikten en fazla iki saat sonra sayfa da yayımlanmazsa yeni yaptırımlar uygulayacakmışsın. Yani, "Beğenmeyen küçük, büyük, ortanca kızına almasın" diyorsun. Bu öz, hakiki, gerçek editör izine çıktığında dini içerikli blog'lar nedense çoğalıyor. Bilmem gözüme çarptı, gözüm ağrıyor. Üstelik o güne ait bir yazıyı bir sonra ki gün yayınlamak, bu gün kü gazeteyi yarın çıkarmak gibi bir şey. Hani aklında bulunsun diye yazıyorum e-günlüğüm.

Ben yazarım, söylerim ama zil, davul ve teften başka bir şey çalamam.

Önceki akşam hakkında bir şey yazmayacağım. Şok gelişmeler oldu ama yazmam.

Bu gün için "rus salatası" siparişlerim var dı. Dün gece ilk iş olarak eve gidince onu hazırladım. Sonra traş ve banyo, ardından Boss'un beslenmesi ve bahçe keyfi. (bu "bahçe keyfi" lafını tescilleyeceğim yakında) Diğer içki kür'leri bitti, artık rakı'ya devam. Belki ara sıra rakı'nın ardından bira içerim o kadar. Oğlum annesinde. Bu hafta sonu bir aksilik olmaz karar değiştirmezse Joker ile birlikte gelecekler. Ablam Bursa'da. Eşi ile gezmeye gittiler ben de iki günde bir çiçeklerini suluyorum. Annem Akçakoca'da. O'nu da iki günde bir arıyorum, halini hatırını soruyorum. Sesi iyi geliyor. Sağlığı yerinde. Benim de sağlığım yerinde ve sürekli çalışıyorum. Hiç bir yere gidemiyorum. Evden işe, işten eve. Bahçe keyfi yaptığım sıralarda bazan düşünce olarak, sahil kesiminde bir yerlere gidiyor, denize giriyor, kumsalda güneşleniyor, güzel kadınlarla oynaşıp biraz tatil yapıp geliyorum. Şimdilik bana yetiyor. Yapabileceğim başka bir şey yok. Yani başka seçeneğim yok.

Sabah Linda ile iş yerine geldik, dükkanın önünde ki su kabına su koydum, ortalığı temizleyip düzelttim ve göz gezdirdim. Sonra telefonlar çalmaya başladı ve işe koyuldum.

Öğlenden sonra başka esnafların (abonelerim) broşürlerini dağıttım. Onların işi düşünce benim de işlerim düşüyor. Bu yüzden bir kısmına gönüllü destek veriyorum. Zaten yiyecek işi yapsam daha çok kazanır mışım. Dağıttığım broşürler gırtlakla alakalı idi ve her gittiğim yer "yemek işine mi başladın", "sen mi yapıyorsun" gibi sorular sordular. İşin içinde "insan" ile uğraşmak olmasa yapardım ama şimdilik düşünmüyorum.

Akşam yemeğimi ve tatlımı (fırından bedava aldığım günü geçmiş ürünleri değerlendirerek yapıyoruz) yedikten sonra iş yerinin yanında ki bahçeden yine üzüm yaprağı ve çam fıstığı topladım. Bütün kış yeter artık. Bir ay sonra da ceviz toplamaya başlarım.

Artık seni yollayayım e-günlüğüm. Yolun uzun, bir sürü denetimden, kontrolden, gümrük gibi yerlerden geçeceksin. "Yarın yine yazışırız" sözünü yakında kaldırıp, "kısmetse yazışırız" yazmamı bekleyenler çok beklerler... "yarın yine yazışırız" diyorsam yazışıyoruzdur... Kimse bilmese okumasa bile... Hoşçakal.

Biliyor musun: Her iki tarafta kan bağışında bulunursa, Paraguay'da düello yapmak yasal mış...
Çirkin söz: ''Erkekler bilgiç kadınlardan nefret ederler..." Tennyson
Güzel söz: "Bu günün işini yarına bırakma..." Anonim. (hatta vaktin varsa yarının işini de bu günden yap.)

 
Toplam blog
: 512
: 549
Kayıt tarihi
: 06.02.08
 
 

Bir varmış, bir yokmuş... Sağlık, huzur, mutluluk. Başka hiç bir şeye önem vermem bu hayatta. Bu yüz..