- Kategori
- Haber
Ecevit hakettiği vakarla uğurlandı...

Bülent ECEVİT, ulusal ve evrensel bir düşünür ve devlet adamıydı. Cenazesine katılanlardanım. Gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. O' nun son ve ebedi yolculuğu, kendisine yaraşır bir şekilde ve düzeyde gerçekleşti. Blog yazarlarından birinin geçenlerde bir yazısında anımsattığı gibi "aslında, her ölüm erken ölümdür". Ecevit ile "ölüm" gerçekliği birleştiğinde ise, bunu kabullenmek, en başta sevenleri için daha da zor olsa gerekir. Nitekim yarım asırlık yaşam arkdaşı Rahşan hanım da naaşının ardından kilometlerce yürüyerek ve anlatılması güç acısını içine gömerek bağlılığın, sadakatin, bütünleşmenin ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi.
Ecevit için düzenlenen tören kimilerine göre "devlet ve halk" töreni olmak üzere iki boyutluydu.
Gerçi devletin iktidar kanadı onun özen gösterdiği demokrasi ve laiklik konularında Ecevit'ten ve katılımcılardan "farklı" bir konumda algılandıkları için biraz da o vurgu öyle yapılmış olabilir... Ancak, Ecevit'in cenazesi, devlet ile halkın bütünleştiği bir törendi aslında. Tıpkı Ecevit'in sağlığında yapmaya çalıştığı gibi, uzlaşma ve uyum içinde temel değerler etrafında birleşme kültürnün bir somut durumuydu... Evet, duygusal tepkilerin, "Türkiye laiktir laik kalacak" sloganlarıyla -haklı da sayılır- ifadesiyle birlikte de bu durum öyle idi. Çünkü karşıtları da dahil Ecevit, haklılığını düşüncelerinden, saygınlığını yaşamından almış bir liderdi.
Kalabalıkların arasında her kesimden, her meslekten, her yaştan insanları gördüm. Madencileri ve işçileri ve köylüleri gördüm. Ankara'ya gelemeyenlerin gelebilenlerden çok çok daha fazla olduğunu hissettim. Gerçekten yurt içinde ve dışında ekranlarda milyonlar ona belki de en anlamlı dualarını okudular. Varsın yurt dışından pek yabancı konuk katılmamış olsun; bu, Ecevit'in aklı başında yabancılar tarafından da takdir edildiği gerçeğini değiştiremez. 12 Eylül döneminde kendisine yabancı üniversitelerden kürsüler önerildiğini, onun ise bunları nazikçe redderek askeri yönetime karşı kendi mücadele yönetmleri ile demokrasi için direndiğini o çevreler de bu halk da bilir. Bu gün sol adına taht sahibi olmaya çalışanların, o zör dönemlerde çoğunun esamesi bile yok'ken, Karaoğlan'ın dişiyle, tırnağıyla arayış içinde olduğunu, demokrasinin bahtını aydınlatmaya çalıştığını herkes bilir.
O'na halk ve devlet sahip çıktı. Tabii, bundan sonrasında önemli olan, onun düşünüş, yaşayış ve serglediği örnek dürüstlüğün yaşatılmasıdır.
Tam arkamda duran bir genç, "ben kamu görevlisiyim. Bu gün izin günüm. Ama en iyi takım elbisemi giydim. Kravatımı taktım. Traşımı oldum, geldim. Ona olan saygımdan buradayım" diyordu. Bir başka köşede Karadeniz Ereğlisinden gelen ve yol parasını 'borç olarak bulabilen' orta yaşlı bir emekli vardı. Sağımda muhtemelen yaşı Ecevit'in o görkemli yükseliş dönemlerine yetişemeyecek denli genç bir kız duruyordu. O, "toprak işleyenin, su kullananın" çıkışındaki fırtınaları yaşamamış, Kıbrıs harekatında Türk ulusunun nasıl 7'den 70'e kenetlendiğini belki ancak büyüklerinden dinlemişti. Ama işte o ve onun gibi gençler de törendeydiler. İki büklüm elinde bastonları ile yaşlılar gördüm. Çaresiz gözlerle Cumhuriyet değerlerine arka çıkacak bir kuşağın son temsilcisinin aramızdan ayrıldığını söylüyorlardı. Esnfaları gördüm. Balkonlardan sarkan insanları... Alkışı duydum...
Tıpkı 1977 seçimlerinde Farabi'deki parti merkezinin bahçesinde çiçekler gibi serpilen insanlara balkondan eşiyle el ele hitap etttiği gibi, bir an; "Bülent ile Rahşan'ı da el ele" gördüm!
Evet böyleydi. Uğurlar olsun! Unutulmasın!...
Tabii Ecevit'in de her fani gibi yanılgıları ve tamamlayamadıkları vardı. Bu konulardaki sorunlar üstelik yalnız kendisine özgü de değildir. Bunlar ayrı bir yazı konusudur ama bir iki cümle etmek ona olan saygımızın da bir gereğidir. Ayrıca, yaşasaydı ve güç bulsaydı, onun bu konularda olumlu katkılar vermek isteyeceğinden ve bunu da en iyi yapacaklardan biri olduğu için belki de yine ona yazılmış satırlardandır.
Ecevit dönemleri de dahil toprak (tarım) reformu konusunda Türkiye'de bir açılım sağlanamdı. (Bunu en çok isteyenlerden biri olduğuna inanırım- BK) Bu "ideal" ise, Ecevit'i de parmparça olan merkez solu da aştı. Kendisinin uğradığı suikastler ve saldırıları besleyen çeteleşme ortamı ise bir türlü aşılamadı. Ecevit'in dönemlerinde de yaşanılan ekonomik kriz potansiyelini yapısal dönüşüm ile dengeli ve hakça bir kalkınmaya çevirecek düzenlemelerin ancak kısmen yapılabildiği bilinmektedir. Ve nihayet yetenekli gençlerin önünün açılması ve siyasette kurumsallaşma konusunda ortadaki tablo malumdur.
Bunların ötesinde ağırlıklı olarak Ecevit başarılı bir siyaset insanıdır ve devrinin ve hemen sonrasının liderlerine göre dünyayı açıklama ve ülkeyi yorumalama anlamında açık ara önde olmuştur. O, devlet adamıdır!
Türk siyasetine, kültürüne kazandırdıkları ile Ecevit daima saygıyla, sevgiyle anımsanacaktır.
Bu satırların yazarının da bir dönem öğretmeni olan Bülent Ecevit'i, artık rahmetle, minnetle yaşatmanın zamanıdır.