Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1058
 

Efsane otobüs

Efsane otobüs
 

(Beşiktaşa) Giderken 30M, dönerken 30A . =)


Malum okullar açıldı. Sabah erken saatlerde yollara düşüp, günün yarıya yakın bir kısmını okulda geçiriyoruz lise öğrencileri olarak. Elbette ki yoruluyoruz. Hele ki eviniz ile okulunuzun arası toplu taşıma araçları ile bir - bir buçuk saati buluyorsa size kısaca "geçmiş olsun" diyorlar.

Bilenler bilir, İstanbul'da Mecidiyeköy / Şişli ile Beşiktaş hattında ün kazanmış olan bir belediye otobüsü
vardır : 30A (veya M) . Bu hat arasında çalışan tek otobüstür. Bir de 28O var ama ayda yılda bir denk geliriz kendisine, o da bize yaramaz zaten.

30A 'ya dönersek... Görünüş itibariyle fii tarihinden kalmış olduğunu size açıkça söyler en baştan. Öyle ya, onla yolculuk yapacaksınız, onu olduğu gibi kabul etmelisiniz. Gerçi bu görünüş başlangıçta itici gelse de, zamanla bir antikaya bindiğinizi düşünüp mutlu olabilirsiniz. Dışı hoş içi boş otobüslerden değildir kendisi, böyle olan rakiplerinin yanından geçerken fazlalıktan dolayı camlara sinek gibi yapışmış yolcularından ötürü körüğünü sallaya sallaya havasını attığı, defalarca gözlemlenmiştir. Okula veya işe gitme saatleri, okuldan/işten çıkış saatleri ve tabii ki haftasonları en yoğun olduğu zamanlardır. 30A' ya binip de "Arkaya ilerler misiniz lütfen! " , "Hayır ama olmaz ki arkada bir sürü boş yer var ! " (boş ve dolu kavramlarının göreceliliği üzerine düşündürtür bu cümle derin derin) , "Şu akbilleri uzatır mısınız?! " , "Ayağıma basıyorsunuz." şeklinde klasik otobüs cümlelerini duymayan yoktur. Bu cümleler arasında 30A 'ya has olanlar da vardır tabii : "Bacım elini çeker misin direksiyondan, belini doğrult delikanlı aynayı kapadın." şeklinde düşündürücü cümleler...

Aslında hayatla ilgili önemli sayılabilecek mesajları ve dersleri size rahatlıkla verebilir 30A ama siz aynı rahatlıkla alamayabilirsiniz, daha doğrusu kabul edene kadar biraz vakit geçer. Buradaki "biraz" ifadesi, sabır katsayınızla ters orantılı olarak değişir.

Dersler bölümüne dönersek, evvela hiçbir yere tutunmadan dengede kalabilmeyi öğretir size. Gerçi insan yoğunluğundan ötürü çoğu zaman tutunmadan yolculuk yapmak kolay olabilir. Ancak biner binmez ayaklarınızın altına gözle görülmeyen 'yay'lı çoraplardan geçirdiği için, otobüs hareket hâlindeyken, her koşulda, olduğunuz yerde zıp zıp zıplamaktan, sağa sola bükülmekten, bazen tek ayak üzerinde durmaktan, bazen hazır ola geçmekten, belki biraz da göbek atmaktan geri duramazsınız. Sabah biniyorsanız ve ayaktaysanız, "Ne güzel, güne jimnastik yaparak başlıyorum." şeklinde kendinizi avutup, yeni güne pozitif başlamak için inat edebilirsiniz.
Körüklü otobüslerde körüğün birleştiği nokta(yuvarlak bölüm), 30A'da daha özeldir. Burası adeta günün stresini attıran (artıran da olabilir) küçük bir oyun alanıdır. Eğer bu bölgedeyseniz, altınızdaki yuvarlak tabaka bir içe gömülüp, bir dışarı yükselirken siz lunaparktaki Balerin Anne'ye binmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Herşeye rağmen gülümseyebilir, pozitif olma yolculuğunda diğer otobüsleri kullanan arkadaşlarınızı solda sıfır bırakırsınız. Zamanla gülümselemeleriniz kahkalara dönüşebilir ve bu kahkalar dakikalarca sürebilir. İşin ilginç yanı güldüğünüz şeyin anlamlı veya anlamsız olması pek bir önem ifade etmez sizin için. Otobüsten inip, kendinize gelince en yakın zamanda bir psikoloğa görünmeyi planlarsınız.

Çoğu zaman her çeşit insandan bu otobüse birer tane sıkıştırılmış olabileceğini düşünürsünüz. Bunun yanında "Belki otobüsün sonunda ilk okul arkadaşım vardır, belki de şu yeni binen kadın halamdır." dedirtebilen tek otobüstür (halanız İstanbul'un diğer ucunda otursa bile). Eee, klasik söz "dünya küçük" . Ki laf gelmişken, 30A da başlı başına bir dünyadır zaten.

Kokuya, rahatsız edici seslere (ki buradaki en muazzam ve dinlemeye değer ses, arabanın motor senfonisinden yükselir) ve benzeri şeylere aşırı duyarlılığınız varsa, deneyimliler daha en baştan binmemeniz yönünde uyarıda bulunurlar. He tabi : "Olsun, ben sabrı öğrenmek istiyorum." derseniz, 30A'nın kolları size her daim açıktır.

Sıcaklıkların artması ile yolcuların gözündeki karizması ciddi anlamda çizilse de kendisi hâlinden şikâyetçi değildir. Böyle zamanlarda otobüsün içi her zaman dışarıdan daha sıcak olur hâliyle. Otobüsün üretimi muhtemelen klimanın icadından öncelere dayanır, dolayısıyla böyle teknolojik donanımlardan uzaktır. Otobüsün duvarlarına Mevlânâ ' nın "Hamdım, Piştim, Yandım." sözünü yazmak, yolcuların durumu için hem mecazi hem de gerçek anlamda doğru olacaktır. Tüm bunlara rağmen kendinden emin ve tavizsiz duruşu; kışın aynı özellikle sizi sarıp sarmalaması, yani dışarıdaki soğuk havadan koruyarak sıcacık bağrına basmasından ötürüdür. Bunu siz isteseniz de istemeseniz de yapacak, zira burada kuralları o koyar.

Tabii ki İstanbul gibi metrapol bir kentin, gün içinde insan yoğunluğunun arttığı bu önemli ilçe ve semtlerinde toplu taşıma açısından böyle bir manzaranın olması üzücüdür. Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul'a kazandırdığı 'metrobüsler' ile (metrobüs de başlı başına ayrı bir vaka ya neyse ) artık 30A yolcularının bir kısmı kimisine daha kolay, kimisine yine eziyet yaşatan bir başka aktarma sürecine geçiş yapmışlardır. Ancak okul çıkışı artık metrobüs kullanan arkadaşlarınızı görerek : "Aaaaaaah ah, nerede o eski 30A yolculukları..!" diye iç çekersiniz yine de. Çevrenizdekiler bu duruma şaşırarak sizin acıdan ve sıkıntıdan zevk alan(mazoşist) bir tip olduğunuza kanaat getirebilir. Bir süre sonra yolculukların eski tadının artık olmaması ( gerçekçi dille güçlenmiş sabrınızın son demlerinin bile artık tükenmiş olması diyebiliriz) ve aktarmayı tercih eden arkadaşlarınızın psikolojik destekleriyle zamanla siz de yavaş yavaş elinizi ayağınızı çekersiniz ondan. Durakta : "Gelmese de, henüz göremesem de o otobüs benim otobüsümdür." diye sabırla beklediğiniz ve nihayetinde 30A' nın ağır ağır ve salına salına ( bedeninin bir kısmı daha aşağı çökmüş vaziyette) , gaipten söylenen 'endamın yeter' şarkısı eşliğinde durağa teşrif ettiği ve bekleyenlerin gözlerinde mutluluktan kıvılcım çıktığı günler geride kalmıştır. Tabii ki binmeniz gerektiğinde yine binersiniz, hele hele boşsa asla kaçırmazsınız. Ancak aranızdaki o bağ artık zayıflamış, sohbetiniz resmi bir hâl almıştır.

Sözün sonu, birbirimizin kahrını çok çekmiş olduğumuzdan ve geçmiş günlerin hatırına güzel bitsin.
Ki ben zaten 30A muhabbetlerinin sonunu muhakkak bu cümleleri ederek bağlarım, duyduğum saygıdan ötürü. :D

" 30A Bir Efsanedir...
Eşsizdir, çünkü eskidir.
Eskidir, çünkü dayanıklıdır.
Ne olursa olsun,
Vazgeçilmezdir..! "

=))))

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazını çok sevdim, uzunca bir zamandır istanbulla ilgili bir yazıda yazmadığımdan bu yazınla hasretimi giderdim:)) metrobüs maceları adı aldında bir giriş mi yapsam acaba:))) sevgiler, iyi dersler, başarılar...

Ruksan İLDAN 
 19.10.2009 22:54
Cevap :
Teşekkürlerr.. =)))  23.10.2009 19:19
 

30A'yı bilmiyorum ve hiç binmedim de, ama pek bir bilgeymiş yahu :) Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 18.10.2009 11:38
Cevap :
Teşekkürler.. :-) Bizi de bilge yaptı, bine bine filozof olduk cümleten =D  23.10.2009 19:22
 

Nişantaşı'na gidecekken Barbaros'dan gidenine, Barbaros'da işim varken de Osmanbey'den dolaşanına binmişliğim de vardır :) Tek hedefe iki apayrı yoldan gitmeyi öğreten bir otobüstür o otobüs :)

shalimar 
 01.10.2009 9:44
Cevap :
Bonus olarak sabır da öğretiyor :P =))  01.10.2009 20:03
 

30A kadar efsanevi olmak varmış. Güzel bir hikaye, tşklr.

Ceyhun İnce 
 29.09.2009 23:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 797
Kayıt tarihi
: 11.05.09
 
 

Merhabalar=) Ben Ebru. Lise Öğrencisiyim. Yazmayı hep sevdim ama okumak kadar değil, öğrenmek kadar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster