- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Eko- Siyaset

GSMH’larımızı mı yiyeceğiz, içeceğiz, soluyacağız?
İşsizlik, açlık, göç, susuzluk, iklim değişikliği, doğal afetler, nükleer tehdit, yeni hastalıklar, hızla yok olan biyo çeşitlilik, iç savaşlar, çöken devletler, çocuk ölümleri, cehalet, zoraki demokrasi, gelir dağılımında adaletsizlik, kadına baskı ve şiddet, azınlık hakları, hızlı kentleşme, artan nüfus, gıda güvenliği, kirlenme, ileri demokrasi, insan temel hak ve özgürlükleri, sansür … Dünya’nın yaşadığı ortak sorunlardan bazıları.
Öte yandan; hızla gelişen ve yayılan teknolojik buluşlar ve katlanarak büyüyen “ tüket-at” ekonomisi. Kısaca; hızla büyüyen küresel ekonomi, aynı hızla küçülen ekolojik sistem.
Bilimsel ilerlemelerin her sorunu çözeceğine/ çözebileceğine inanarak, tüketim ahlakımızın bizi nerelere götüreceğini tam olarak bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, son yıllarda giderek artan, giderek eşikleri aşılan ekolojik sistemin taşıma kapasitelerini aştığı ve SOS sinyalleri gönderdiği.
Tüketim çılgınlığı içerisinde ekolojik çöküş sinyallerini alan, algılayabilen çok az insan var. Tıpkı Titatic’in buz dağına çarpma anından kısa bir süre öncesi gibi; kimi eğlencesinden hız kesmiyor, kimi uzaklara bakıp hayaller kuruyor, kimi siyasi, kimi ekonomik kariyerini düşünüyor, kimi içinde yaşadığı geminin teknik özelliklerine çok güveniyor, kimi umursamıyor bile… Ancak, tehdidin büyüklüğü anlaşılınca iş işten geçmiş oluyor.
Ekologlar uzun zamandır, başta iklim olmak üzere, kuraklık ve çölleşme, biyo çeşitlilik azalması, hızlı nüfus artışı, gelir dağılımında adaletsizlik, erozyon, susuzluk, ormansızlaşma vb. konularda siyasi otoriteleri uyarıyorlar. Çevre üzerine ulusal-uluslar arası toplantılar sıklıkla yapılmaya, ortak kararlar alınmaya ve önlemler alınmaya başlandı.
Sosyal ve kültürel değişimlerin çok yavaş geliştiğini, değişim için en yaygın kullanılan metodun eğitim olduğu biliyoruz. Ancak, dünyadaki milyarlarca insanı bir değişime ihtiyaç olduğuna ve bu değişimin onlara bugün olduğundan daha iyi hayat sunacağına nasıl ikna edeceğiz? Zira, uzun vadeli ekonomik geleceğimizi, ekolojik açıklarımız tehdit etmeye başladı.
Günlerdir, 12 Haziranda yapılacak genel seçimlerin toplantılarını izliyoruz. İzliyoruz da, tek bir kelime “ekolojiden” bahseden var mı? Türkiye, Dünyadan ayrı bir gezegende değil. Ortak sorunların çözümüne yönelik tek bir ekolojik bakış açısına tanık oldunuz mu? Ekonomik çözümleri, ekolojik sınırlar içerisinde açıklayan, oy isteyen lider dinlediniz mi?
Bu şartlar altında, farz edin partilerden biri 550 milletvekilliğini kazansa ve GSMH’mız 25bin dolar olsa; açlık, yoksulluk, susuzluk, göç, evsizlik, işsizlik… sona erecek mi?
Biz zenginleşirken, Dünyamız fakirleşiyorsa bu işte bir tuhaflık yok mu? Ekolojik temellere dayanan yeni bir ekonomiyi; insanlık tarihinden alınan dersler, bugünkü teknolojimiz, siyasi liderlerimiz ile kuramayacak mıyız? Doğal varlıklarımızı kaybettikten sonra, GSMH’larımızı mı yiyeceğiz, içeceğiz, soluyacağız?
Seçeceğiniz hangi parti olursa olsun, ekonomik vaatleri ne olursa olsun; eko-siyaset konuşan partiyi iş başına getirin.
Unutmayın; ekonomik açıklar birbirimizden aldığımız borçlardır. Ekolojik açıklar ise, gelecek nesillerden çaldıklarımızdır.