- Kategori
- Ekonomi - Finans
Ekonomi Denilen Şey
Ekonomi malum sınırsız ihtiyaçların sınırlı kaynaklarla karşılanmaya çalışılmasıdır.
Bir nesnenin değerini ona olan talep ile onun ne kadar mevcut olduğu yani arzı belirler. Arz ve talebin miktarı ekonominin fiiliyattaki-gerçek durumunu belirler.
Talep dediğimiz şey aslında fiziken veya psikolojik ihtiyaçla belirlenir ve fiyatı da etkiler.
Bir şeyden Dünyada çok fazla var ancak ona hiç ihtiyaç yoksa ekonomik değeri yoktur.
Bir şeyden Dünyada çok az varsa ve ona fiziken ya da manen ihtiyaç çoksa o şey çok değerlidir.
Bir madde bizim asli fiziki ihtiyaçlarımızı karşılamaz psikolojik olarak ilgimizi çekip hoşumuza gidebilir. O zaman aynı şekilde o madde de değer kazanır. Örneğin alelade bir taş işlenince hoş bir küpe olup değer kazanabilir. Çok az bulunan ve güzel bir taş zaten çok değerlidir. Antika eşyalar, ünlülerin eşyaları, artık basılmayan paralar veya ölmüş başarılı bir sanatçının resimleri gibi bazı eşyalar da nadide olmaları sebebiyle meraklıları tarafından yoğun talep görürler ve pahalıdırlar.
Bunlar insanların talebini belirleyen bazı kriterlerdir..
Bir de bir ürünün arzı yani mevcudiyet durumu vardır. Ürün üretilemez, tedarik edilemez, bulunamaz haldeyse veya üretim maliyeti çok yüksek ise fiyatının yüksek olması da normaldir. Petrol üretilen kurak bir ülkede suyun, buğday üretimi veya tedariği düştüğünde ekmeğin, doığal afetler sonucunda üretimi azaldığında da meyve sebze vb.nin fiyatının yüksekliği gibi.
Ülke açısından düşünürsek;
İhtiyacımız olan bir malı ya kendi ülkemizde üretir ya da başka ülkelerden alır yani ithal ederiz. Eğer ülkemizde bir şeyin fiyatı artıyorsa; üretimimiz artık ihtiyacımızı karşılamıyor ya da o ürün bol-seri şekilde -düşük maliyetle temin edilemiyor demektir. Yani talep çok ama ürün azdır.
O halde ya birdenbire bizim ihtiyacımız, ani nüfus artışı, tüketim anlayışı değişikliği, vb. nedenlerle çok artmış ya da aniden o malın üretimi azalmış veya nakliye sorunları, savaş hali, fazla ihracat vb. nedenlerle artık yetmez-temin edilemez olmuş demektir. Bu durumda o malın fiyatı artmaya başlayacaktır.
Talebi nüfus ve temel gıda açısından kısmak çok zordur . Geriye (fiyat artışlarını engellemek için), üretimi artırmak kalmıştır.
Burada en ideal olanı özellikle gıda ürünlerini hayvancılık ve çiftçilik yoluyla kendimiz üretmektir. İthalat ikincil planda, hiç üretemeyeceğimiz, çok pahalıya üretebileceğimiz türde ürünlerle sınırlı cinste ve sınırlı oranda olmalıdır çünkü; değişken siyasi konjonktür açısından da özellikle temel gıdada bir-iki ülkeye ve büyük miktarda bağımlı olmak çok risklidir. "Kendi kendine yetebilmek" burada çok önem kazanır. Çünkü yeterli üretiminiz-tedariğiniz yoksa, fahiş fiyatı da çok zor engelleyebilirsiniz. Fiyatlara fazlaca müdahale ederseniz de üreticiler veya satıcılar -astronomik suni-fahiş fiyata yönelenler hariç- artan maliyet ve düşük kar oranı nedeniyle üretimi- ticareti bırakacak hale gelebilir. Hassas bir denge vardır yani.
Üstelik, ürünlerin azaldığı algısı oluşan zamanlarda insanların önemli bir kısmı da; alıştığı beslenmesini sürdürebilmek veya olabilecek fiyat artışından bir nebze korunmak için 1 aldığı üründen iki tane almak isteyecektir. Ben buna "yokluk psikolojisi" diyorum. Eğer bolluk psikolojisi yerini yokluk psikolojisine bırakırsa, insanlar muhtemel bir yokluktan veya astronomik fiyat artışlarından endişeliyse talep katlanarak gider ve sorun da büyüdükçe büyür.
Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu ülkedeki gıda maddelerinin azalmaması için dış pazara ürün göndermeyi yani ihracatı da çok titizlikle yürütmektir. Hayati, az üretilen, giderek ihtiyaca göre daha da azalabilecek gıda maddeleri ve riskli ürünlerin ihracatına ara verilmeli iç piyasanın ihtiyacı öncelikle karşılanmalıdır.
Hiç bir sektör tarım ve hayvancılık kadar hayati değildir. Bu gerçek son dönemde de artık iyice anlaşılmıştır. Şu an yapılması gereken, ihtiyaçlar yani gıda talebi kısılamayacağına göre tarımı hayvancılığı canlandırmaya başlamaktır. Acilen. Çünkü şimdi başlansa ancak birkaç yılda olumlu etkileri görülebilir. Önümüzde uzun ince bir yol olsa da tarım ve hayvancılık üretimini geliştirmede yavaş kalmak, ertelemek, ihmal etmek en kötü seçenekler olacaktır.