- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Ekonomik kriz kapıda-2
Dünyada –daha doğrucası kapitalizmin ve emperyalizmin dünyasındaki, Batı’daki krizden bahsetmiştik önceki yazımızda. Atlantik dünyasının dışında, tüm Asya’da krizin emaresi bile yok… Örneğin Çin yüzde 10’luk büyümesini istikrarlı bir şekilde sürdürmekte, -özellikle AB dünyası Medine fukaraları gibi Çin’den kurtarıcı gibi bahsetmekte ve medet ummaktadır- Keza Hindistan, keza Rusya vs…
Peki, bizde, Türkiye’de somut durum ne?
Öyle ya; Türkiye tıpkı bir eroinman gibi sıcakpara müptelası oldu son 10 yıldır. Sıcak parasız kıpırdayamıyor. Tıpkı eroinmanın uyuşturucu almadan yaşayamaması gibi Türkiye ekonomisi de sıcak parasız hayatını sürdüremiyor. Kriz girdabına girme tehlikesi ve tehdidi altında yaşıyor. “Kırılgan ekonomi” diyorlar bu duruma. Şimdi eroinman gibi bağımlı olduğu sıcak para denilen sermaye akımlarının dünyada yavaşlama eğilimine girdiği ve gittikçe de yavaşladığı belirtilen ortamda ekonomimiz ihtiyacı olan dövizi nereden bulacak, söyleyen beri gelsin!
Bu yazının ilk bölümünü okuyup da “hayretler içinde kalan” ve tıpkı bir AKP ekonomi kurmayının ağzından dökülüyor hissi veren papağan gibi yaveler çıkaran şahıs zihniyetinde olanlara bir diyeceğim yok ama ortada gözardı edilemeyecek derecede ciddi görüşler ve saptamalar yapan raporlar var. Bunlardan biri de Dünya Bankası raporu. Bu raporda 2012 yılında Türkiye ekonomisi için hiç de yabana atılamayacak derecede ciddi birtakım saptamalarda bulunulmaktadır.
1.Kısa deli borçların Merkez Bankası rezervlerine oranları kapsamında dünyanın en riskli üçüncü ülkesi
2.Cari açığın doğrudan yabancı yatımlara oranı kapsamında dünyanın en riskli ikinci ülkesi
3.Cari açık ve 2012 dış borçları kapsamında en riskli altıncı ülke (Bartu Soral)
Bu 3 saptamada en tehlikeli olanının, en kritik olanının üçüncüsü, yani 2012 yılı boyunca vadesi gelen ödememiz gereken dış borç miktarı… Bu da toplam 134,5 milyar dolar tutarında dudak uçuklatacak ve şimdiye kadar Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir miktar. Peki, iş bununla kalsa iyi, öp de başına koy! Bunun üzerine bir de cari açık nedeniyle ihtiyacımız olan döviz miktarı bulunmaktadır. Neresinden baksan 200 milyar doları aşan bir finansman açığımız var 2012 yılı boyunca. Şu sonuca ulaşıyoruz: AKP Hükümeti şimdiye kadar ki açığının bir buçuk katı bir dış finansman ihtiyacı içinde 2012 yılı içinde. Borca batırdığı insanımız intihar ediyor; son 7 yılda 70’i aşkın insan kredi kartı vs. borçlarından dolayı bunalıma girerek intihar etti. Başbakan ne yapacak?
Ancak burada bir nokta koyarak son zamanlarda yeni bir gelişmenin perdesini aralayalım.
Ekonomiden sorumlu ve Başmüzakereci Babacan, geçtiğimiz aylarda durmadan AB ülkelerine seferler düzenledi. Avrupa başkentlerinde mali sorunlarımıza çareler aradı durdu. Yani açık bir ifadeyle para dilendi; şu Hedge Fonu dediğimiz sıcak paralardan… Ama her seferinde eli boş döndü. Bir seferinde gazetecilere öyle bir laf etti ki; kavrayanların yüreklerini ağızlarına getirdi: Gelen krizin dudak uçuklatacak etkisinden bahsetti.
Buna rağmen 2011 yılı Temmuz ayına kadar ekonomide bir göreceli rahatlığın hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Bu rahatlığı Korkut Boratav Hoca, İkinci lale Devri şeklinde adlandırıyor ve buna neden olan amilleri de, “uluslar arası finansal piyasalardaki likidite bolluğunun 2010’dan itibaren Türkiye’ye taşması”, böylece Türkiye’de “2003–2007 yıllarını andıran bir konjonktürü AKP iktidarına armağan etmesi” şeklinde açıklıyor. Bu devrin 2011 Temmuz ayından itibaren hızla bozulmaya başladığının altını çizen Boratav Hoca, “Avro Bölgesi’ndeki krizin mali piyasalarda patlak verdiğini, milletlerarası sermaye hareketlerini hızla daralttığı”nı, “bu bozulmanın Ağustos’tan itibaren Türkiye’ye yansıdığı”nı, “döviz piyasalarında tedirginliklere yol açtığı”nı ifade ederek, “Ağustos-Aralık 2011’de, ‘Lâle Devrinin can simitleri’ olan kayıt dışı ve yerli sermayenin ortak katkılarının aşağı çekilmekte” olduğunu ve “sıcak para girişleri ile dış kredilerin dramatik boyutlarda düşmekte” olduğunu vurguladı. Ve şunu ilan etti: “Sonuç, tüm dış kaynak türlerinin yarı yarıya azalmasıdır: Yabancı kökenli sermaye yüzde 53; toplam sermaye yüzde 46; net kaynak aktarımı ise yüzde 50 oranlarında gerilemektedir.”
Ancak son gelişmelere bakarak Hükümet çevrelerinde biraz iyimserlik rüzgârı esmeye başladığı belirtiliyor. Yeni yılla birlikte AKP Hükümeti için yeni bir gelişme, umut verici bir gelişmenin ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bunun da nedeni Asya kaynaklı yeni gelişmelerdir. Yani Avro Bölgesi’ndeki mali tedbirler ile Çin’in Avro Bölgesine hayat soluğu üfleme sözü vermesi gibi gelişmelerdir. Bunu da bir başka yazımızda inceleyelim.