- Kategori
- Güncel
Elveda Rumeli merhaba Türkiye...

Atv'de Pazartesi geceleri yayınlanan “Elveda Rumeli” isimli dizisini izliyor musunuz?
“Elveda Rumeli”, Osmanlı'nın ve oradaki Müslüman Türk varlığının Rumeli'den kopuş sürecini anlatıyor.
Bu güne kadar izlemediyseniz bundan sonra mutlaka izleyin. Ben her pazartesi sık sık gözlerim dolarak ama mutlaka izliyorum.
İzleyin ki hem dünü görebilesiniz hem de o günlerden bu güne ibretler alabilesiniz.
Bulgar ve Rum çetecilerin teşekkül etmeye başladığı, Müslüman ve Hıristiyan topluluklarının barış içindeki ilişkilerinin zehirlenmek istendiği, devlette Rumeli topraklarının kaybı endişesinin yoğunlaştığı, İngiltere, Rusya gibi zamanın büyük devletlerinin Osmanlı bünyesindeki etnik ve dini unsurlarla birlikte Osmanlı’yı ayrıştırmak ve yıkmak için türlü entrikaları sahneye koyduğu bir süreç bu.
Dizinin geldiği aşamada, artık Girit elden çıkıyor.
Rum çetecilerin hunharca katliamlarından kaçabilen Türkler, çoluk çocuk Balkanlar'a geçiyorlar. Onlardan bir bölümü, dizinin olaylarının yaşandığı Pürsıçan köyüne geliyor.
Bu da, Rumeli'deki gerilimi artırıyor.
Bu arada, Bulgar çeteleri bir yandan köyleri basıp katliamlar yaparken sinsi eylemlerle Balkanlarda barış içinde yaşayan Müslüman ve Hıristiyan toplumlarını birbirine düşürmek için provakatif eylemler yapıyor.
Örneğin Bulgar çete liderlerinden Dimitri Müslüman kıyafetleri ve sakal bırakarak Pürsıçan’da terzilik yapan ve Bulgarların ileri gelenlerinden Nikola’yı daha önceden kararlaştırdıkları üzere sözde kolundan yaralayabiliyor ve suikast yerinden ayrılırken Müslüman’mış gibi tekbir getirip öyle kaçıyordu.Sonra aynı Dimitri Osmanlı askerlerinin geçeceği ve Müslüman halkın toplu olarak bulanacağı güzergaha bir bomba koyuyordu.
Bu provakatif eylemlerin sebebi Müslüman ve Hıristiyanları birbirine düşürmek, kuşku ve öfkeyi arttırmaktı
Bu olaylar kışkırtma vesilesi haline getirip Hıristiyanlara saldıranlar oluyor. Ama Müslüman halk, saldırılara karşı çıkıyor, Hristiyanlar'ı koruma amacıyla evlerine, camiye, kaymakamlığa alıp, barındırıyorlar.
İşte böyle bir vasat...
Dizide önceleri Yüzbaşı Ahmet olarak bulunan bir karakter ilerleyen bölümlerde üsleri tarafından farklı bir göreve atanmıştı.Yüzbaşı Ahmet bu görevi gereği askerliği bıraktı sivil bir şahıs olarak Bulgar çeteleriyle mücadele etmek üzere halkı örgütlemek ve Bulgar çeteleriyle silahlı mücadele etmek üzere sivil milis gruplar oluşturmaya başladı.
Kendisine bu görev veren ama yakalandığında aralarındaki mensubiyetin reddolunacağı söylenen ve vatan için bu fedakarlığı yapmasını isteyen ordu mensubu üstleri Yüzbaşı Ahmet gibi Cemiyet mensubuydu.
Cemiyet, dizide adı verilmemekle birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti olmalı.
Ahmet, daha sonraki bölümlerde Bulgar çetecileri maddi ve manevi destekleyen ve Osmanlı toplumunda işadamı esnaf tüccar yani saygın vatandaş gibi görünen kişilerin listesinin Cemiyet tarafından ele geçirildiğini, bu listenin kendisine bildirildiğini ve kendisinin de o listede bulunan kişileri, birlikte çalıştığı sivil elemanlarla infaz ettiğini söylüyor.
Zaten ilerleyen bölümlerde de, sivil halktan gibi görünüp çetecilerle ilişki halinde bulunan kişilere yönelik bu infazların örnekleri sunulmuştu..
Bu hikaye size sadece Osmanlının son yıllarını mı hatırlatıyor?
Yoksa geçtiğimiz 20-25 yıl içinde yaşanan infazları...
Filmi izlerken, kurguyu yadırgamıyorsunuz.
Ahmet'in çetecilerle işbirliği yapanlara yönelik infazlarını gerekli buluyorsunuz.
Ahmet’i fedakar, kahraman bir vatansever olarak büyük yokluk ve zorluklar içinde ülkesi ve milleti için mücadele ettiği sonucuna varıyorsunuz?
Peki ya bugünkü infazlar?
Ya bu günkü Cemiyet?
Türkiye'nin kafası bu konuda karışık.
Kimi yaptığı işe kahramanlık diyor, kimisi yargısız infaz diyor. Kimi yargılıyor, kimi suçlandığı ve yargılandığı için intihar ediyor.
Kutlu Savaş'ın, Başbakanlık için hazırladığı Susurluk raporunda "Devletin ağzı süt kokmaz. Her devletin örtülü operasyonu olur" deniyor. İşte bakın şu cümlelere:
"Her ülkenin kendi menfaatleri için illegal faaliyetlerde bulunması tabiidir. Bu metotlar uygulanmış, halen de uygulanmaktadır, gelecekte de uygulanacaktır" (s.104)
"Ömer Lütfü Topal eğer öldürülmeseydi, ülkenin en kritik ilişkileri içinde istediği yere ve makama nüfuz edebilme imkânı bulacak ve birkaç yıl sonra da gerçek manada dokunulmazlığa kavuşacaktı. Şayanı şükrandır ki gelişmeler(öldürülmesi), Topal'ın hedeflediği noktaya ulaşmasını engellemiştir." (S. 58)
"Behçet Cantürk ve Savaş Buldan gibilerine yönelik olanlar(Sapanca infazları) amacına ulaşmış ve PKK'ya sıcak çatışmadan daha fazla zarar verdirmiştir." (Sayfa 105)
"1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa getirilmiş, gruplar oluşturulmuştu. JİTEM'in başına da VELİ KÜÇÜK PAŞA (o zaman albaydı) getirilmişti. 1990 yılında yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar asker kimliğiyle JİTEM Grup Komutanlığı'na alınmışlardı. JİTEM'de bu itirafçıların sevk ve idareleri için bana görev çağrısı yapıldı.JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK ile ilgili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı. Bu insanları yakalayıp, suçu varsa tespit edilip adalete teslim etmek yerine, faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu ve bu yönde talimat alıyorduk. Bu çalışmalar beş ay sürdü." (İbrahim Babat'ın ifadesinden) (S. 75)(Ahmet Taşgetiren)
9'uncu Cumhurbaşkanı Demirel de buna benzer bir söz ediyor: "Devlet bazen rutin dışına çıkar."
Zamanın Başbakanı Sayın Tansu Çiller Susurluk kazası ile ortaya dökülmeye başlayan karanlık ilişkiler hakkında ne demişti “Vatan için kurşun atanda kuşun yiyen de kahramandır!”
Elveda Rumeli günleri... Rutin dışı... PKK... Teröre destek veren iş adamları... İtirafçılar... JİTEM'ciler... Yargısız infazlar... Ergenekoncular…
Devlet zihninde yargısız infazları meşrulaştırma...
Acaba bütün bu savruluş içinde devlet ve millet kafasını toplayabilecek mi?
Yıllar sonra "Elveda Rumeli"ye benzer bir dizi yaşadığımız günleri konu ederek yapılsa orada kim nasıl bir rol üstlenir?
Elveda Rumeli'deki "Cemiyet"in yerine bu gün ne konulacak?
Ahmet, Dimitri, Nikola rolünü kim üstlenecek?
Biz artık bu toprakların bir karışına, vatandaşlarımızın bir tekine bile “Elveda” demek istemiyoruz…
Ama tecrübemiz göstermiştir ki devletin rutin dışına çıkarak, hukuk dışı uygulamalara göz yummaya çetelerle onların usulünce mücadeleler yapılmaya başlaması sahip olduğumuz hiçbir şeyi kurtarmadığı gibi her rutin dışına çıktığımızda hep bir şeylerimize “Elveda” demek zorunda kaldık.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yazdığı üzere bir “Hukuk Devleti”dir…Üniter devlet yapısının da vatanın ve milletin birlik, beraberlik ve bölünmez bütünlüğünün de, vatandaşın ve devletin hakkı ve onurunun da yegane teminatı işte bu Hukuk Devleti ilkeleridir..
Umulur ki bundan böyle devletimizi yönetenler “rutin dışı”na çıkmayı çare olarak görmezle de sahip olduğumuz şeylerin hiç birine “Elveda!” demek zorunda kalmayız.