​ Emeğime saygı nerede? / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '10

 
Kategori
Öykü
 

Emeğime saygı nerede?

Emeğime saygı nerede?
 

resim alıntıdır."Emeğinin karşılığını alamadan, başı önünde...evine doğru yol aldı kırık adımlarla."


Gözleri alev alev yanıyordu. Öfkeyle burnundan soluyordu. Hak etmiyordu bunları. Bu kadar çalışıp, çabaladıktan sonra bu muameleyi hak etmiyordu. Yumruklarını sıkmaktan eklemleri bembeyaz olmuştu.

Tam on senedir arı gibi çalışmış, her denileni yapmıştı. Uyumlu bir elemandır, iyi çalışır notları düşülmüştü siciline. Puanları da yüksekti üstelik. İlkokul mezunu olarak girmişti ilkin. Personel odalarını temizliyor, evrakları dağıtıyordu. Kemal Bey diye seslenip her yere onu gönderiyorlardı. Ortaokulu bitirdiğinde yardımcı teknisyenliğe yükseldi. Fotokopi işlerine bakıyordu artık. Boş vakitleri daha fazlaydı şimdi. Her arada kitaplar elinde liseyi bitirme telaşına düşmüştü. Sadece masa başı bir iş istiyordu. Maaşı biraz yükselsin, çocukları onunla övünsün diye… Onlarda okullarına daha bir hevesle sarılsın diye… Lise diplomasını aldığında sevinçten kanat takmıştı sanki. Emeğinin karşılığını almıştı nihayet.

Elinde diploması müdürün odasına gururla girmişti. Adam kibirle baktı yüzüne. Öyle ya, daha düne kadar evrakçıydı karşısındaki. Şimdi kalkmış, nispet yapar gibi diplomasını koyuyordu masasına. Öyle dışarıdan sınavlara girerek okul mu bitirilirdi? Biz senelerce dirsek çürütelim okullarda, şimdi bunlar iki sınava girip… Kabul edilemez tavrıyla salladı başını iki yana. Bu düşünceyle, önüne bırakılan diplomayı çarpar gibi hışımla adama uzattı.

_ Bana ne getirdin bunu? Dilekçeni yaz, ver kayıda. İntibakını yapsınlar.

_ Haşim Bey ben… memur kadrosuna geçmek istiyordum.

Adam daha bir öfkeyle baktı bu defa. Memur kadrosuna atanacakmış? Bu kadar kolay mıydı?

_Dur bakalım, mezun oldum diye hemen kadromu olurmuş. Hem masa başında çalışmak kolay mı sanıyorsun? Dışardan bakınca basit görünüyor değil mi? Hayır yani…Ne sanıyorsunuz kendinizi, anlamıyorum ki.

Temmuz güneşi vuruyordu camdan. Müdürün gözleri kamaşınca kısılmıştı iyice. Ayağa kalktığında devasa boyuyla dikiliverdi öylece. Ellerini masasına bastırıp hor gördüğü adama doğru eğildi.

_Kemal Efendi... Git fotokopilerini çek sen. Diplomanı da al, çerçevelet. Evinin duvarına as. Çoluk çocuğunun hoşuna gider belki.

Marifetmiş gibi sırıttı ardından. Kemal kıpkırmızı oldu. Bekliyordu ama bu kadarını değil. Haşim Bey, kendini bu bölümün kralı gibi görüyordu. Devlet koruması altında, personeline kan kusturuyordu. Şimdi de öfkeli bir boğa gibiydi bakışları. Oysa ne istemişti Kemal. Sadece çalışmasının karşılığını. Üstelik kadroya da sınava girerek atanacaktı. Bu adam kendi gönlünden vermeyecekti ki. Bu kadar hakarete ne gerek vardı. Yine alttan almayı denedi:

_Haşim Bey, ben sadece görevde yükselme sınavına girmek istiyorum.

_Hala konuşuyor musun be adam? Ne laf anlamaz şeysiniz siz yahu…buraya alanda kabahat zaten… Amirin takdiri diye bir şey duymadın mı sen. Ben uygun görmüyorum, yeterli bulmuyorum. O kadar!

Dayanamadı artık. Yumruklarını sıktı eklemleri patlarcasına. Gecesini gündüzüne katmış, alacakaranlıklara kadar çalışmıştı. Karşılığı bu olmamalıydı. Emeğe saygı gösterilmeliydi.

_Haşim Bey..bence en büyük kabahat sizin burada… Bu mevkide bulunmanız. İnsanlığa bu kadar zarar verdiğiniz için, aslında sizi karantinaya almalılar. Sizden bir tane daha olmasın diye. Senin gibilere uşaklık edeceğime, sürünürüm daha iyi.

Hırsla diplomasını aldı ve büyük bir sarsıntı ile kapıyı kapattı çıkarken. Artık bu işyeri bitmişti onun için. Emeğinin karşılığını alamadan, başı önünde... Evine doğru yol aldı kırık adımlarla.
 
Toplam blog
: 71
: 569
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

1969 doğumluyum. evliyim, iki çocuğum var. Kitap okumayı ve şiiri severim. ..