- Kategori
- Gündelik Yaşam
En büyük yargıya gidin...
1982 Anayasasının 101 ve 102 maddesi, Cumhurbaşkanlığına kimlerin seçilebileceğini ve nasıl seçilebileceğini düzenler.
Bundan önceki 1961 anayasasında da aynı iş için hükümler vardı. Ama o hükümler ile 101 nci turda bile cumhurbaşkanını seçememiş ve sonunda da 12 Eylül’ü yaşamak zorunda kalmıştık.
Bu deneyimden yola çıkanlar, 1982 anayasasında böyle bir durumun yaşanmaması için önlem almışlar ve 102 nci madde ile nasıl seçileceğini belirlemişler.
Önlemi almaya almışlar da, Türkiye’de siyasetçilerin “Dün dündür, bu gün de bu gün” veya benzer nalıncı keseri gibi hep kendilerine yontma çabasında olabileceklerini unutmuşlar. Görememişler. Sanmışlar ki, 12 Eylül askeri hareketi onları da aymıştır. Akıllarını hiç değilse başlarına getirmiştir. Bundan böyle demokrasiyi işletmek ve gereğini yerine getirerek “Uzlaşmaz” tutumlarından vazgeçerler sanmışlar…
Ama görünen o ki, aldanmışlar…
Anayasanın 102 nci maddesini de bu düşünce içinde çalakalem yazmışlar… Acele ile yani.
Hukukçular hep “Kanun dili”nden söz ederler.
Bu dil, sanırım “Ana dilimizden ayrı” bir dil olsa gerek. Onun için de kanunları okursunuz ama anlamazsınız. Çoğunda netlik yoktur, yoruma açıktır. Aynen anayasanın 102 nci maddesinde olduğu gibi…
Kanunlarda yoruma açık laflar bir tarafa, ayrıca başka kanunlardaki maddelere de yüklemeler yapılır.
Meclisin toplanabilmesi için “Toplantı yeter sayısı”nı düzenleyen maddeye gönderme yapılmıştır.
Ancak, cumhurbaşkanlığı seçim gibi önemli bir konuyu “Net” belirlemeyen “Kanun dili ile yazıcılar” kurulu, bu maddenin de gün gelir bu günkü gibi yorumlamalara neden olabileceğini düşünmemişler…
Eğer Cuma günü yapılacak ilk “Seçim” oturumuna 367 milletvekili katılmazsa, bu işin mahkemede biteceği kesinleşmiş durumdadır.
Mahkeme sürecine gelince…
Bu kadar önemli bir konuyu “Anayasa Mahkemesi Üyeleri”nin sırtına yüklemek çözüm mü?
Bana göre değil…
Bu mahkemede “Oybirliği”nin çıkması da mümkün değil. Böyle bir konuda oybirliğini sağlayamayacak olan mahkemenin ortaya koyacağı karar da ister istemez tartışmalara neden olacaktır.
O zaman başka çözüm bulmak en doğru yol olsa gerek diyorum. Buna da öneri getiriyorum.
Diyorum ki…
Ey siyasiler… En büyük yargı kurulu, milletin ta kendisidir. Gelin bu işi bir “Kurulu teşkil eden” kişilerin üzerine yıkmayın, onların adına karar verilen kaynağa doğrudan gidin…
Millete gidin, yeniden düzenleyin ve hem seçimi yenileyin, mümkün ise hem de Cumhurbaşkanı seçimini de milletin kendisine bırakın…
Yani, en büyük yargı ve karar veren ile hesaplaşın…
26 NİSAN 2007