- Kategori
- Kültür - Sanat
En Güzel Yansıma Salvador Dali
Deliliğini sanatına muhteşem bir şekilde yansıtan Salvador Dali, kendisini sıra dışılığı, tuhaf tarzı ve özgür yaşam inancı ile tüm dünyaya kanıtlamış ve ismini tarihe yazdırmıştır. Sanat adına, gidebildiği kadar ileriye gitmiş hatta daha ne kadar ileriye gidebilir diye soranlara eserleriyle en güzel yanıtı vermiştir.
"Bir deli ve benim aramda sadece bir fark var. Deli akıllı olduğunu sanar. Ben deli olduğumu biliyorum."
İlk çocuklarının ölümünden sonra Dali ailesi hayatın onlara bir şans daha verdiğini düşünmüş; ünlü ressam Salvador Dali’nin dünyaya gelmesi ile birlikte ilk çocuklarının tekrar doğduğuna inanmış; ressama ilk çocuklarının da ismi olan Salvador Dali adını vermişlerdir. Ailesi ilk çocuklarının tekrar doğduğuna o kadar inanmış ki zaman ilerledikçe Dali de bu fikre inanmış; sanatını da ruhunu da ismiyle özdeşleştirmiştir. Ailesinin çocukluğundan itibaren üzerine çok fazla düşmesi ve sürekli ölen kardeşi ile anılması Dali’nin kimlik krizi yaşamasına sebep olmuş bu da kişiliği üzerinde olumsuz etkilere sebep olmuştur. Tüm bunlar kariyeri boyunca sürekli eleştirilmesi ve ciddi sorunlarla yüz yüze gelmesinin en büyük kanıtıdır.
"Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu […] Babamın sevgisinin bu sınırları, yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.”
Dali’ye sadece ressam demek yanlıştır. Heykel, fotoğraf, film, tiyatro ve mimari alanlarında da oldukça başarılı olmuştur. Annesinin desteği ile 10 yaşındayken başladığı resim okulunun ardından 17 yaşında kazandığı San Fernando Güzel Sanatlar Akademisine kayıt olur. Yurt arkadaşlarının birçoğu ileriki zamanda ünlü olacak ressamlardır. Bu dönemde eserlerinde yansımalarını fazlasıyla gördüğümüz Kübizm ve Dadaizm akımlarından etkilenmiştir.
“İnsanlar esrarengizliği sever, işte bu yüzden benim resimlerimi seviyorlar."
İyi ve kötü arasındaki farkı kesin çizgilerle ortaya koyar. Ortasının asla olamayacağını savunur. Çizim yapmak da bunun bir parçasıdır. Ortası asla yoktur. Dürüst olmalıdır. Asla hile yapmamalıdır. İşte Dali’nin gerçeği tam da o an başlar. Öğretmenlerini eleştirir, disiplini bozmakla suçlanır ve okuldan uzaklaştırılır. Artık özgürlüğünü nasıl yansıtacağı ortaya çıkacaktır.
Deli midir dahi mi? Sıra dışılığı ona ailesinden mi miras kalmıştır yoksa bıyıkları gibi o da kendi yoluna mı gitmeyi seçmiştir? Tüm bu soruların cevabını eserlerine yansıtır aslında. Yaptığı sadece yapacaklarının yansıması olur. Çok da fazla düşünülmemesi gerektiğini ifade eder. Örneğin, Belleğin Azmi çalışmasını ağustos sıcağında erimekte olan bir Camembert peynirinden ilham alarak yapmıştır. Eser bilimsel olarak yorumlanmaya çalışılınca ise Dali, eserin, üzerinde bu kadar konuşulacak kadar karışık olmadığını, basitçe peynir ve saatten oluştuğunu dile getirmiş ve gülerek konuşmasını bitirmiştir.
1934 yılında hayatımda gerçeği yakaladım diyeceği biri ile tanışır. Bu kişi hayatının aşkı Gala’dır (Elena Ivanovna Diakonova). Gala, Dali’nin içindeki volkanın patlama sebebidir. İçindeki farklı kişiliklerin ortaya çıkmasına yardım eder. 1982 yılında Gala’nın ölümü ile hayatının anlamını da yitirir. Alıştığı hayatın dışında, artık sade bir hayat yaşamayı tercih eder ve tüm coşkusu eşiyle birlikte gömülür.
“Gala’nın acısından
-ki benim acımdır
Gala’nın ölümünden
-ki benim ölümümdür
Başka hiçbir şey hayatıma dokunamaz.”
Dali’nin hayatı boyunca hastalıklarla boğuştuğu belirtilmiştir. Bazı kaynaklara göre bu hastalıklar sadece ailesinin dikkatini daha da fazla çekmek için bilerek ve isteyerek yaptığı krizlerdir. Değişiminin bir parçası olarak kabul edilen bu krizlerin, farklılığını dile getirmek için bir çeşit yol olduğu da söylenmektedir.
Sadizm ve Çılgınlıkları
Zevk ve acı ile bir bağ kurmuştur. İnsanlara sebepsizce saldırır ve bunun sonucunu izlemekten büyük zevk alırmış. Bir gün arkadaşıyla yürürken, korkulukları olmayan bir köprü görmüş ve etrafını inceleyerek kimsenin olmadığından emin olduktan sonra arkadaşını köprüden itmiş. Arkadaşı kayalara çarpmış ve ciddi bir şekilde yaralanmıştır. Arkadaşının annesinin, oğlu ile ilgilenişini ve oğlunun kanını temizlemesini ise vişne yiyerek ve gülümseyerek izlemiştir.
Parayı çok seven Dali, arkadaşlarını pahalı restoranlara davet eder fakat hiç hesap ödemezmiş. Bunun yerine, çek kağıtlarının arka yüzüne bir resim çizer ve resminin hesaptan daha fazla değere sahip olduğunu savunurmuş. Bunun bir gerçek olduğu ise herkes tarafından kabul edilmiştir.
Salvador Dali tam anlamıyla Hitler hayranıymış. Onunla ilgili hayaller kurmuş ve onun adına bir tablo yapmıştır. Ona karşı olan ilgisinin hayranlıktan da öte olduğu, takıntı derecesinde olduğu söylenmektedir.
Kitabını satabilmek için sahte doktor ve hemşirelerle bir kitapçıda düzenlediği etkinlik ise belki de en çılgınca olanıdır. Salvador Dali’nin Dünyası adlı kitabını satabilmek için beyin dalgalarını ölçen bir alete bağlanmış ve bir sedyeye uzanmıştır. Kitabı alanlara bir de beyin dalgalarının kopyasını vermiştir.
Dalış kıyafetleri ile verdiği konferans ise en ilginç olanıdır. Kıyafetleri çıkarmayı kesinlikle reddetmiş ve boğulma tehlikesi geçirmiştir. Ve tüm bunların sonucunda görülmektedir ki, Dali tüm eleştirilerin odağı olmasına rağmen sıra dışılığı en güzel taşıyan artist olmayı hala sürdürmekte ve ismini en üst sırada tutmaya devam etmektedir. Kendisinin de ifade ettiği gibi “iyi ressam olmak çok kolaydır. Sadece iki şartı vardır. Birincisi İspanyol olmanız gerekir. İkincisi adınızın Salvador Dali olması gerekir.” Dali, kendini olduğu gibi kabul etmesiyle; ününü ve başarısını sonuna kadar hak etmektedir.