Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

05 Ekim '07

 
Kategori
Kitap
 

Engereğin Gözündeki Kamaşma

Engereğin Gözündeki Kamaşma
 

"17. yüzyıl Osmanlı Sarayı… Bir idam mahkûmu olarak yıllarca ölümü bekleyen şehzâde, birdenbire mutlak iktidarın sahibi olur. Öyle bir iktidardır ki bu, ülkesinde yaşayan milyonlarca insanın canı onun iki dudağı arasındadır. Saraydaki siyahi haremağası ise, cinsel gücü elinden alınmış bir hadım olarak tam bir iktidarsızlık simgesidir. Ancak bu iktidar alışverişi yön değiştirecek ve padişah mutlak iktidarsızlığın, haremağası ise padişah üzerindeki iktidarın temsilcisi olacaktır… ınsan doğası ve ihtirasları üzerine alegorik bir deneme olan Engereğin Gözündeki Kamaşma, dünya basınında, hem elden bırakılamayacak kadar sürükleyici hem de felsefi derinliğe sahip bir edebiyat eseri olarak selamlanmıştır."

Yukarıdaki tanıtım yazısının beni etkilemesinin yanı sıra eşimin yoğun ısrarı üzerine aldığımız ve kendisinin bir günde okuduğu ilk roman olma özelliği taşıyan, İnsan Psikolojisini ve gel-gitlerini derinliklerine inerek gözler önüne seren bir kitap...

Adı: ENGEREĞİN GÖZÜNDEKİ KAMAŞMA
Yazarı bir sanat adamı... Ö. Zülfü Livaneli

Leyla'nın Evi adlı eseri ile tanıştım Livanelinin yazınsal yönü ile ve "Mutluluk" romanı ile pekişti Livaneli edebiyatına duyduğum saygı.

Konuyu derinlemesine işlerken insanı sıkmayan, duygu yoğunluğu yaşatan ama boğmayan bir ûslubu var yazarın.

Bu kitabını alırken, geçmiş tecrübelerime de dayanarak hiç tereddüt etmemiştim. İyi ki etmemişim!

Tarihi dekor olarak kullanan, masalsı ancak temel noktaları itibari ile tarihten kopmayan etkileyici bir ROMAN!

Mekân; Topkapı Sarayı.

Anlatan yıllar önce Habeşistan'ın çöllerinden kaçırıldıktan sonra hadım edilerek İstanbul'a getirilip köle pazarında satılan ve 12 yaşlarında Osmanlı Saray'ı tarafından satın alınarak harem ile tanışan, padişah eşrafı ile yakın diyalogları olan, Harem idaresini ile görevlendirilmiş bir Harem ağası. Zaman zaman bir kahraman, lider olarak karşımızda mağrur ve gururla anlatsa da olaylar silsilesini, değişen ruh yapısı itibariyle korkaklıklarına şahit olacağımız bir karakter sergiliyor.

Livaneli'nin bir röportajında dile getirdiği tabiri ile bu romandaki temel eksen; İktidarın çevresinde ışık görmüş pervaneler gibi dönen insanlar ve iktidara gelince bir anda değişiveren diğer insanlar.
İhtişam ve Osmanlı Sarayları anlatılıyor masalsı bir tatla, hem de öyle bir ihtişam ki Engereğin gözün kamaştırıyor! Yazar iktidarın insan hayatını nelerden kopardığını, nelere bağladığını açık bir dille işliyor.

Romanın ağzından anlatıldığı baş kahraman da iktidara yakın ancak iktidarsız bir zenci olarak çıkıyor karşımıza... O da tıpkı padişahlar gibi kendi gel gitlerini yaşıyor. Bazen padişaha taparcasına itaat ederken, bazen padişahtan intikam almanın hayallerini kurmaktan geri durmuyor.

Haremdeki cariyeler ve içoğlanlar çerçevesinde örülen roman Osmanlı tarihine de göndermeler yapmıyor değil. İktidar uğruna öz kardeşlerini ve kendi çocuklarını tereddütsüz boğduran padişahları anlatırken, Deli İbrahimin akibetini anımsatıyor. Şunu da atlamamak gerekir ki, günümüz vahşetleri ile karşılaştırılınca biraz da mahsum kalıyor, her ne kadar katliam yapılıp insanlar öldürülse de tamamen duygusuzlaşmadan bahsetmek mümkün değil. Romandaki padişah çocuklarını fefa edemediği için penceresi örülmüş, kilidine kurşun dökülmüş bir odada haremindeki en güzel cariye ile başbaşa bırakılıp, geçmişi ile yüzleşmeyi, ölümü beklemeyi göze alabiliyor. Öyle bir padişah ki yaptığı onca haksızlığı görüyor ve itiraf edebiliyor hem de emrindeki zenci bir harem ağasına.

O harem ağası ki, padişahın eteğini öpüp, padişaha elini öptürüyor. Bilgisi ve hayal dünyası ile bir odaya hapsedilen padişahı oyalıyor ve kendisine bir anlamda esir ediyor.

Diğer yandan, Osmanlı tarihini etkileyen kadınlar ön plana çıkıyor. Salt kendi evlatları iktidarda kalsın diye mücadele veren ve mücadeleyi kaybedince boğularak bir dereye atılıveren güzel kadınlar... Kitaptaki kurguda, Osmanlı Sarayında saray eşrafı kan dökülmeden salt boğularak öldürülüyor ve duruma göre ya görkemle bir törenle defnedilirken ya da bir çuval geçirilip dereye atılıyor. Saraydaki kadınların pek çoğunun, Türk asıllı olmadığını görüyoruz romanda. Osmanlı'nın hüküm sürdüğü ülkelerden seçilerek getiriliyorlar saraya ve çıkamıyorlar mahkûm olmuşcasına bir daha. Tek dertleri padişahın koynuna girerek, bir erkek çocuk vermek oluyor saraya tabii çocuğun sağ kalması (kardeşleri tarafından öldürülmemesi) umuduyla.

Bir de büyük valide var ki, ölümden kurtardığı dört kıtada hüküm süren padişah oğlunu iktidar uğruna önce kilit altına alıp sonra da boğduran, tabuttaki naşı İstanbul sokaklarında gezdirmekten geri durmayan.

Entrikalarla dolu ve sürekli ölüm kokan bir saray hayatının ihtişamı uğruna verilen kavgaları, cinsel güdüleri hadım edilerek yok edildiği sanılan siyahi bir harem ağasının ağzından dinlemek isteyenlere önereceğim, zaman zaman abartılı bulduğum, masal tadında ama bir o kadar da Osmanlı kültürüne sadık kalmış gerçekçi bir roman.

Liste Fiyatı 9 YTL
Kitapyurdu.com satış fiyatı 7 YTL
Yayıncı: Remzi Kitapevi
144 Sayfa


NOT: Yaklaşık 1 haftadır yoğun bir koşturmaca içindeyim, master programım belli oldu. İzmir'deki patlamanın ruhumda açtığı yaralar ile biliçaltımda başlattığı kıvılcımlar da beni oldukça etkiledi. Özel ders verdiğim öğrencilerimin sayısının artması ve bir de Notebook'umun ekranın kırık olması eklenince bahane olarak kitap okuma ve okuduğum kitapları analiz etme sürecim biraz uzadı.

Daha çok okumak ve daha çok paylaşabilmek umudu ile...
 
Toplam blog
: 65
: 1800
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Biricik Sudelina'sının annesi, kitaplar ülkesinin sarışın prensesi, kocasının bir tanesi, İzmir/K..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara