- Kategori
- Güncel
Erdoğan’ın dört yeni bakanı neler yapabilir?

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan Erdoğan dün dört (4) bakanını değiştirmiş.
Bence kesmez.
Dört Başbakan yardımcısı ile yirmi dört bakan içerisinde neden dört bakan değiştirilmiştir?
Bence Başbakan Erdoğan bu kadar güçlü olduğu bir aşamada yeni bir bakanlar kurulu açıklayabilirdi.
Söz konusu bakanlar hangi işlerinden dolayı açmazlara düşmüşlerdir, bilemeyiz.
İşlerin yürütülmesi için gereken son değişikliklerin de bir kaç nedeni olmalı değil midir?
Dün akşam öğrendiğime göre, 'İçişleri Bakanlığına Mardin milletvekili Muammer Güler, Kültür ve Turizm Bakanlığına Adana Milletvekili Ömer Çelik, Milli Eğitim Bakanlığı’na Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı, Sağlık Bakanlığına Edirne Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu' getirilmiş.
Yıllardır köklü bir değişiklik beklediğim için bence 'dağ fare doğurdu' türünden bir görev değişimi yapılmış.
AKP bu kadar güçlü olduğu bir aşamada bence kadrosunun etkinliği açısından b ü t ü n bakanları değiştirmeli idi.
O dört bakan da değişik uygulamları ve pek de sevimli olmamaları nedeni ile topun ağzında idi bence.
Hiç bir makam kimsenin tekelinde olmasa da bu değişiklik oldukça tartışılacak gibi geliyor bana.
Gündeme düşen bu görev değişimi içersinde bir tek Bakan Ömer Dinçer değiştirilse idi ne olurdu ortalık düşünebiliyor musunuz?
Elbette nice dedikodular yayılmaya başlardı; yok şöyle dedi, yok öyle değil diye uzar giderdi çekiştirmeler.
Başbakan Erdoğan’ın ilk Tarım Bakanı Doç. Dr. Sami Güçlü görevden alındığında da öyle olmuştu. Hiç bir dedikodusu çıkmamış olsa bile bence bakanlıkta kurulmuş olan yeni gıda kontrol düzeni kapsamında ortaya çıkan ‘sahte balcılar’ diyebileceğimiz kesimin etkisini de unutmamak gerekir. Bilindiği gibi 2009’da Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Erkan Mumcu’nun olaylı ayrılışından sonra Milli Eğitim Bakanları Hüseyin Çelik ile Nimet Baş da bilemediğimiz nedenlerden ötürü görevden alınmıştı.
Prof. Dr. Nabi Avcı ile öğrenciliğimden, Muammer Güler ile Niğde ve Samsun valiliklerinde bulunduğu sırada tanışmıştım. İnce düşünceli, çalışkan ve devlet umuru görmüş her iki tanıdığım da 'emir komuta' biçiminde işlediğini sandığım AKP yönetiminde üstlendikleri yeni görevlerinde çok zorlanacaklarını sanıyorum. Çünkü daha önceki görevlerine göre AKP’nin siyasi ve ticari yaklaşımları ile Türk toplumunun beklentileri doğrultusunda çalışmak gerektiğinin çelişkisini bir arada yaşayacaklardır.
Prof. Dr. Nabi Avcı 1970’lerde ODTÜ’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okumuştur. Eskişehir Kolejindeki öğrencilik yıllarında çıkarttıkları Deneme adlı sanat, edebiyat ve çeviri ağırlıklı dergiden sonra Ankara’da on iki sayılık Gelişme adlı bir derginin de etkin adlarından biri idi. Konuşkan değildir. Az ve öz konuşur, dersleri dışındaki sohbetlerinde. Ona göre kişinin bir ya da bir kaç tasarısı olmalıdır. Okumak, araştırmak, toplumu aydınlatmak ve yönetmek onun en büyük tutkularındandır. Gösterişi de yaygaracılığı da sevmez Nabi Avcı. İngiliz düşünür Arnold Toynbee’nin Osmanlılarla birlikte bazı uygarlıkların yükselişini ve çöküşünü anlattığı (A Study of History 1961) adlı on iki ciltlik dev çalışmasını Türkiye’de okuyan ilk kişidir, diyebilirim. Rektör Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in Anadolu Üniversitesi oluşumuna katılarak iletişim sosyolojisi ve uygarlık tarihi dersleri de vermiştir. Bir süre Danimarka’da bulunmuştur. Zaman Gazetesi ile ilk özel televizyonlardan biri olan Kanal 7’nin kuruluşunda yer almış, 360 Derece adlı bir dizinin sunuculuğunu yapmıştır. 1994 yılından bu yana Başbakan Erdoğan’ın yakın çalışma arkadaşlarındandır.
Prof. Dr. Nabi Avcı Başbakanlık’taki görevlerinin peşinden AKP Eskişehir milletvekili seçildi 2011’de. TBMM’deki Milli Eğitim Gençlik ve Spor Komisyonu başkanı olarak seçildiğinde bir kaç arkadaşıma en zor gbir göreve getirildi, demiştim. Bilindiği gibi (4+4+4) adlı 'kesintili eğitim' tasarısının ilgili komisyondaki görüşmeleri sırasında oldukça güç anlar yaşamıştır. Bu anlamda ilk başta Milli Eğitim Bakanı olarak düşünülmesi gereken Nabi Avcı ne yazık ki ancak bugün layık olduğu bu makama oturabilmiştir. (4+4+4) adlı 'kesintili eğitim' sarmalının mucidi Dinçer'in gidişine sevindim desem yeridir. Çünkü 'beşikten mezara kadar ilim öğreniniz' özlü bir uygarlığın üyesi olarak 'sürekli eğitim' yerine kesmek biçmek gibi yamalı bohça görünümlü şu (4x4) gibi geliveren 'eğitim reformu' ile 'yeni eğitim anlayışı' bence geleceğimize vurulmuş pek çok köstekten biridir. Özelleştirmelerin günden güne her alana dokunmaya başladığı günümüzde sermaye kesimlerine ucuz emek sağlamak yanında okumaktan, irdelemekten, düşündüklerini yazmaktan uzak bir nesil yetiştirmeye matuf güdümlü bir siyaset uygulamasıdır.
Siyasi, idari, mali, ticari ve teknolojik yönlerden çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin son elli yıllık çabası içerisinde yer alan Muallim Mektepleri ile Rüştiyeler ve İdadilerin ortaya çıkmasına rağmen Türkiye açısından eğitim alanında belirgin ilerlemelerin gerçekleştirildiğini söylemek çok zordur. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Öğretmen Okulları, Eğitmen Kursları ile Köy Enstitüleri uygulamaları doğrultusunda yeni okullaşmalar ile bugün ulaşıldığı söylenen bütün övünçlere rağmen Türk eğitim düzeni gerektiği gibi etkinlikler gösterememiştir. Dün olduğu gibi bugün de iktidarların kılı kırk yaran yanlı uygulamaları yüzünden ne sınıfların kalabalıklığı ne uygarlık değişiminden ve eğitimden nasibini alamayan Doğu’nun makus talihi ne de atamalar bakımında öğretmenlerin maddi ve manevi sorunları çözülebilmiş değildir. Bakalım yeni MEB Prof. Dr. Nabi Avcı ne gibi çalışmalar ortaya koyacaktır.
Başbakan Erdoğan tarafından görevden alınan dört bakandan biri olan Ordulu İdris Naim Şahin, eğer konu 'başarılı olmak ya da olmamak' ise bana göre hiç de 'başarısız' diye nitelenebilecek bir kişi değildir. Görev süresi boyunca görüldüğü gibi Bakan Şahin Terör Örgütü'nün 'kurtarılmış bölgeler' uygulamaları ile sinsi ayrılıkçı Kürtçü propagandaların önünü kesmeye çalışmıştır.Bu amaçla özellikle Hakkari çevresinde artmaya başlayan terör saldırılarına karşı sağladığı etkinlikleri ile yurt çapındaki KCK yapılanmasına karşı gerçekleştirdiği resmi eylemler nasıl unutulabilir?
Sanırım parti için bazı değerlendirmeler uğruna 'feda edilmiş' bulunuyor. Onun görevden alınmasındaki 'hikmetler' içerisinde ortaya atılan 'milliyetçilik' odaklı yakıştırmalar nelerdir anlamak çok zor. Bu bağlamda Batı esintilerine kapılmış nice yazarın özellikle Türk milliyetçiliğinin bazı yansımalarından ne kadar korktukları da gözden ırak tutulamaz. Oysa bu topluma bin yılı aşkın bir süredir damgasını vuran Müslüman Türk olgusundan kurtulmak hiç de mümkün değildir. Basın yayın alanlarından edindiğim bilgilerime göre İdris Naim Şahin açık sözlü, cesur ve inatçı bir kişidir. Terör Saldırılarına karşı Güvenlik Güçlerinin yanı başında bulunmaya çaba harcamıştır. Umarım ileride anılarını yazarak dönemindeki nice kirli işleri açıklayacaktır.
Onun yerine getirilen eski başarılı valilerimizden Muammer Güler bakalım ülkemizin iç güvenliği yanında geniş kapsamlı terör sorununun engellenebilmesi ve ayrılıkçı propagandaya karşı alınması gereken bilgi dolu karşı propaganda konusunda neler yapabilecektir.
Siyaset bilimci ve yazar Dr. Ömer Çelik Başbakan Erdoğan'ın AK Parti'nin kuruluşundan beri çok önem verdiği ilk yirmi kişiden biri olsa gerek. Umarım günden güne dökülmekte olan bakanlığı derleyip toparlayıcı ve arkeologlar ile sanat tarihçileri yanında ‘kökü mazide olan’ Türkiye’nin tanıtımı için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirecektir.
Yeni Sağlık Bakanı Uzman Dr. Mehmet Müezzinoğlu Başbakan Erdoğan’ın Trakya kökenli ilk bakanı olması bakımından önemli. Eski bakan Recep Akdağ’ın Sağlıkta Dönüşüm adlı sarmalı içerisinde bakalım nasıl bir yol çizecektir kendisine. Bu bağlamda karşılaşacağı sorunlar içerisinde bakanlık ile üniversitelere ait hastanelerin özelleştirilmesi gibi bir açmaz da vardır. Özel hastanelerin %40’a varan bir oranda bir çığ gibi büyüdüğü bu çok kâlı alanda Batı’nın dayattığı bilinen Özelleştirme kapsamında, bakalım kamu hastaneleri hangi yerli ve yabancı ortaklara satılacak.
Bugün için bu kesimde döndüğü söylenen yıllık altmış (60) milyar ABD doları tutarındaki gelirin yabancılar ile mi kamu ile mi yoksa AK Partiye çok yakın sermaye oluşumlarının paylaşımına mı sunalacağını da anlayacağız. Öte yandan Bakan Akdağ’ın Sağlıkta Dönüşüm sürecindeki Kuruyucu Hekimliğin yaygınlaştırılması yerine ilaçla tedavi yanında protezlerin dört yılda bir değiştirilmesi ile Zorunlu Sağlık Sigortası’na geçemeyen açık ve gizli işsizler ile mevsimlik işçilerin muayene olabilmelerindeki açmazları gibi sorunlar Bakan Müezzinoğlu’nu bekliyor diyebilirim. Kaldı ki çalışanlar ile emeklileri de yakından ilgilendiren ve ‘yasalar karşısında eşitlik’ ilkesine de aykırı bulduğum doktorlara yüksek tutarda aylık ödenmesi ile hiç de adil olmayan ‘performans’ adlı sarmalın da çözüm beklemekte olduğu da bir başka sorundur.
Çoğu yurttaşımız gibi her bakımdan tutarlı, adil, istikrarlı ve İslam Kardeşliğinde bütünleşmiş bir Türkiye özlemi ile geleceğe umutla bakmak istiyorum.