- Kategori
- Siyaset
Erdoğan'ın şiiri ve Avrupa'da minare korkusu
Geçen Mart Almanya'da aşırı milliyetçi parti NPD'nin cami yasağı kampanyasına ilişkin haber niteliğinde bir blog yazmış ve konuyla ilgili görüşlerimi daha sonraya bırakmıştım. Bu sırada dikkat ettim Türkiye medyası Hollanda, Avusturya ve İsviçre'deki İslam ve minare karşıtı politikacı ve siyasi gelişmelere hatırı sayılır yer verirken, Almanya gibi Avrupa'da en büyük Müslüman nüfusu barındıran ülkedeki hiç de küçünsenmeyecek bir oy miktarı olan aşırı sağcı partinin minare karşıtı kampanyasına adeta görmezlikten geldi. Ben de "araya başka işler girdi, blog yazmaya vakit ayıramadım" gibi klasik nedenlerle konuyu rafa kaldırmış; unutmuştum. Fakat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son İsviçre ziyareti sırasında dile getirdiği "mabetlerden ve minarelerden korkacak bir şey yok..." gibi görüşleri gazetelerde üst sıralarda haber olunca konu zihnimde yeniden güncellendi.
Daha önceki söz konusu yazımda da belirttiğim üzere, Almanya'daki aşırı sağcılar da İsviçre'deki minare karşıtı referandum sonucunu Almanlara örnek olarak gösterip aynısının burada da uygulanmasını istiyor, görüşlerini de Başbakan Erdoğan'ın bir zamanlar meydanda okuduğu malum şiire dayandırıyordu.
Bilindiği gibi, okuduğu şiir üzerine yargılanıp hapse gitmesi etki bakımından Erdoğan için İsa'nın çarmıha gerilmesi kadar değilse bile güçlü bir mağduriyet malzemesi ve politik kariyerinde onu zirveye taşıyan önemli bir faktör olagelmiştir. Yani bir bakıma Erdoğan bu mağduriyeti iyi bir fırsata dönüştürmeyi başarmıştır.
Ve lakin şimdi garp diyarında aşırı sağcılar da bu şiiri ve arkasındaki politik zihniyeti müslümanların ibadethanelerine ve minarelerine takoz koymada dahası İslamı tehlikeli bir din ve siyasi akım olarak göstermede delil olarak kullanıyor, henüz Almanya'da değilse bile İsviçre ve Hollanda gibi memleketlerde kamuoyunun hatırı sayılır bir kısmını etkileyebiliyorlar.
Gül ve Erdoğan her ne kadar partileri kapatılmış, post modern darbeye maruz kalmış, hatta (biri) kısa süreliğine hapse girmiş olsalar da iyi kötü bugün iktidarda. Şimdi yaşadıkları bu "mağduriyeti, " Avrupa'daki Türkiye kökenli ve Müslümanların minare ve camilerin yolunu açmada, en azından kendilerinin geçmişte okuduğu şiir ve politik görüşlerinin bunlara mania oluşturmasının önüne geçmede de kullanabilirler.
Tabi dışarda hem iktidar olup hem de iç politikadaki gibi sürekli suretle bitmez tükenmez mağduriyete inanacak adam bulmak zor. Bu durumda dışarda, geçmişte yaşanan bu durumla şimdinin gerçekleri arasında bir denge kurarak kendilerini şöyle ifade etmeleri akla yatkındır:
"Evet biz zamanında meydanlarda 'Minareler süngü, kubbeleri kalkan, camileri kışla, müslümanları nefer' olarak gösterdik, dini politikaya ve din temelli militarizme alet etmek istedik, ama Türkiye gerek yasalar gerek toplum zihniyeti bakımından laikliği öylesine benimsemişlerdir ki, bu politik tutumuzdan dolayı bizi yargıladılar, yetinmeyip hapse bile attılar... biz ancak bu realiteyi kabullenip dersimizi ve o siyasal ve militan İslamcı gömleğini çıkardıktan sonra iktidar olabildik. Şimdi meydanlarda aynı şiiri okusak başımıza gelecek yine aynı şeylerdir. Öyleyse Türkiye'nin ve Türk din ve laiklik bilincinin gelmiş olduğu bu gelişmişlik seviyesinden dolayı bizim ibadethanelerimizden korkmak için bir neden yoktur..."
Şimdi çıkıp kendilerini yargılayan hakim ve mahkemelere "çağdaş Türk tipi İslam'a" yaptıkları katkılardan dolayı ödül versinler demiyorum ama bilmem, söz konusu siyasiler Avrupa'daki Türk kökenli Müslümanlar için böyle bir fedakarlık yapıp onların kendilerinden dolayı öcü olarak gösterilmesini engelleme ve ibadethane yapımalarının kolaylaştırma da küçük bir katkıda bulunurlar mı?!