- Kategori
- Güncel
Ergenekon davası, asla sadece bir dava değil, daha fazlasıdır...

Ergenekon soruşturmasında, davanın yeni bir sürece girdiğini söyleyebiliriz. Sorun bu yeni sürecin neyi ifade ettiği.
Ergenekon davasına karşı tutum alanların da mutlak farklı farklı duruşları var. Kimisi “başsavcı Erdoğan olduğu müddetçe fark eden bir şey olmaz” diyor, kimisi de tepkilerle –kendilerince başarı hanesine yazılacak bir şekilde- davanın geriletildiği fikrine sahip. Her kesimin kendi içinde iyimserleri ve kötümserleri var.
Benzer bir durum Ergenekon davasının destekçisi ve bu davaya ciddi umut besleyen insanlar arasında da geçerli. Herkes kendi ruh haline, mizacına göre gelişmeden ayrı bir anlam üretiyor.
Öncelikle, Ergenekon davasına destek veren kesimin tamamında bir huzursuzluk olduğuna kuşku yok. Herkes yeni gelişmenin, dava için bir duraklama ve gerileme süreci olabileceğinden endişeleniyor. Neticede her değişim kendi içinde kuşkuları ve merakları da beraberinde getiriyor. Ama endişeyi ve kuşkuyu, her olasılığın üstüne taşımak ciddi bir karamsarlığa denk geliyor.
Ortada ideal ve tam istenilen doğrultuda giden bir süreç yaşansa ve bunun üzerine beklenmedik ve istenmedik bir değişim gerçekleşseydi, bu endişe ve kuşkunun baskın olmasını anlamak mümkün olabilirdi. Ancak Ergenekon soruşturmasına ve davasına dair gidişatın ana ekseninden kaydığına dair şüpheler, sızlanmalar, şikâyetler, davanın destekçileri arasında daha sık dile getirilmeye başlanmıştı. Bu sürecin sonunda yaşanan değişim bu nedenle aşırı kötümserlikle karşılanabilecek bir adım değil. Belirli kuşku ve endişeleri yedekte tutmakla beraber en azından şu andan net sonuçlar üretmek söz konusu olamaz.
Ergenekon davası başından beri belirli hukuk ihlalleri ile anıla geldi. Bu ihlallere, davaya destek verenlerin belirli bir kısmı da değindiler. Ancak davanın kazançlar ve kayıplar kefelerini tartıya koyduğumuzda ve davanın konusu olan derin devleti de hesaba kattığımızda, toplumun geniş kesiminin vicdanında bu ihlaller ikincil bir mesele olmanın ötesine geçmedi.
Ancak Ergenekon davasının konusu, darbe planlarını, darbe girişimlerini, suikastleri, katliamları, cinayetleri, silahları, patlayıcıları, bombaları araştırmanın, şiddeti temel araç kılan örgütü ortaya çıkarmanın dışına çıkıp, davayı yıpratmaya yönelik kitap basımı gibi işleri konu edinen bir mecraya girince terazinin kefesindeki dengelerde yavaş yavaş değişmeye başladı.
Bu kez insanlar terazinin artı ve eksi kefesindeki meseleleri bir kez daha tartarak, hukuken yaşanan ihlallerin, elde edilen kazançtan daha fazla olduğu kanaatine vardılar. Özellikle son gazeteci tutuklamaları sonrasında ortaya çıkan tepkilerin ardı arkasının kesilmemesinin ana sebebi budur.
Ergenekon davasının konusu önemini fazlası ile koruyor. Elde edilen belge ve bilgilerin ciddi suçlara denk geldiğine hiç şüphem yok. Aslında bunları bilmek için Ergenekon davasına da gerek yoktu. Derin devlet olgusunu, vesayetçi rejimi, ülkenin demokrat insanları, özellikle son 7-8 yıl içinde çok daha iyi ve gerçek temelleri ile fark etmeye başladılar/başladık. 12 Haziran 2007 tarihinde, emekli bir astsubaya ait bir evde çıkan mühimmatla başlayan soruşturmadan daha önce, bizler bile bu sayfalarda bir derin devlet organizasyonundan, AKP’yi gerekirse bir darbeye kadar uzanacak anti demokratik yöntemlerle yıkarak, vesayetçi ve otoriter bir rejimin yeniden teşkil edilmek istendiğinden bahsediyorduk.
Ergenekon davası, bizlerin bu fikirlerini bir iddia olmasının ötesine taşıdı ve birçok gerçeği gözler önüne serdi. Ama Ergenekon davasının esas başarısı, her ortaya çıkardığı yeni bir gerçeklerle beraber rejimi de demokratikleştirmesi ve sivilleştirmesi oldu. Her yeni gelişme, toplumun gözünü açan ve dolayısı ile insanları daha çok yüreklendiren her bir adım, vesayetçi rejimin temel direklerininin yıkılmasına, askeri ve sivil bürokratik hakimiyetin yavaş yavaş çözülmesine neden oldu. Ergenekon davası, geleneksel bir sol bir tahlile dayanacak olursak ülkedeki “suni denge”yi yıktı ve az olan güçlüler ile çok olan güçsüzler arasındaki anlamsız ilişkiyi bertaraf etti. Ergenekon davasının bu güne kadar başardıkları bile Türkiye için “devrim” niteliğinde bir eşik oldu.
Ergenekon davasının sonuçlanması, bugünden sonra, başka başka insanların anti demokratik girişimlerde bulunmadan önce ciddi riskleri göze almalarını sağlayacak ders nitelikli bir karara ulaşması elbette önemli. Çünkü Türkiye bugüne kadar, demokrasi düşmanı insanların anti demokratik girişimlerde bulunurken en ufak bir tereddüt duymadıkları bir ülkeydi. Ergenekon davasının bu tedirginliğin oluşmasını sağlayacak bir finale ulaşması da, Türkiye demokrasisi için son derece önemli. Ve davaya ilk günden beri destek veren insanlar ve giderek genişleyen bir toplum kesimi, Ergenekon davasının taşıdığı bu önemin farkında.
Murat Belge de 6 Mart tarihli Taraf Gazetesi’nde Ergenekon Davasının esas işlevini son derece güzel özetlemişti;
“Ergenekon’u ben birilerinin cezalandırılacağı bir ‘‘okazyon’’ olarak görmüyorum. Ama bazı şeylerin bundan böyle kesin olarak bir daha yapılmamasını sağlayacak bir olay olması gerektiğini düşünüyorum. Bu da bir ‘‘ceza’’ sorunu değil, bir ‘‘sergileme’’ sorunu olmalı. Yani, yıllardır kurulmuş, işletilmiş bu mekanizmanın nerelere kadar uzandığını, nüfuz ettiğini ve nasıl çalıştığını bizlere açık açık göstermeli. Her şeyin ortaya çıkmamasına da razıyım (zaten elimizde değil), yeter ki çıkanlar, olayın bütünü hakkında yeterli fikir versin.”
Ergenekon davası elbette bazı risklerle karşı karşıya ve arkasındaki siyasi desteğin kalkması, bu risklerden birisi. Ama buna benzer ve en az bunun kadar önemli bir başka risk ise, Ergenekon’un giderek Erbakan’ın Siyonizm algısı gibi, her yerde ve her yerde kötülüğü örgütleyen bir şeytana dönüştürülerek davanın örgütsel bir suçla mücadeleden çıkarılıp, bir zihniyetle mücadeleye dönüştürülmesidir. Davanın girdiği son rota ne yazık ki, ikinci riski daha ön plana çıkaran bir algıya neden olmuştu.
Bu riskleri bir başka yazıda daha derin incelemek istiyorum.