- Kategori
- Anne-Babalar
Ergenliğe adımlar

Aşklarım ve Ben
“Çocuklarım büyüdüler mi ne? Ama onlar hala yanlışlar yapıyor? Çok dalgınlar. Hem de dağınıklar. Neden uyarılarıma ters tepki veriyorlar? “
Üç beş aydır kendi kendime sorduğum soru bunlar.
Bundan 15 gün kadar önceydi, hafta sonuydu. Mutfakta sabah kavaltısı hazırlayacaktık. Annemiz bütün hafta erken kalkıyor. Hadi, ona bir güzellik yapalım dedik.
Üç kişi girdik mutfağa. Aman Allah’ım iki dakika geçmeden kızılca kıyamet koptu. Herkes birbirine bağırıyordu.
— Yumurtaları ben kıracağım!
— Hayır, İdil sen kıramazsın!
— Abi, sen karışma! Ben yaparım...
— İdiiilll!... Offf yaa....! Babaaa... İdil'e bişey söyle!
— Ya çocuklar birbirinize bağırmayın! Hay Allah! Şimdi pataklayacağım ikinizi de!
— Ama baba yumurtaları ben kıracaktım!
— İyi, yumurtaları İdil kırsın, Erinç, sen de çırparsın!
— Erinç, bak şu İnternete kaç yumurta, ne kadar süt konacaktı krepe?
—Tamam baba!
Hep beraber bilgisayarın başına.
— İdilll... sen karışma!
— Baba, ne diyor abim baksana.
— Erinç sen bi dur! Ben bakayım.
— Offf.. Baba! Yapamayacaksın işte....
Bu arada çırpıcı Erinç tarafından kurulmuş bile. Ben ise kendilerine zarar verecekler diye sürekli tetikteyim. Sinirlerim gergin.
— Sen şöyle, sen de böyle, ben şunları yapayım, diye diye aradan bir 10 dakika kadar zaman geçmişti. Herkes birbirini kabullenmiş, gürültü patırtı kesilmişti. Sonunda neşeli bir sabah kahvaltısı gerçekleştirmiştik. Annemiz biraz rahatsız olmuştu ama… Olacak artık o kadar.
Yine bayramın son günü olacak, benim ufaklılıklar biriktirdikleri parayla kendilerine “elektronik monopole” almaya karar vermişler. Bana geldiler:
— Baba biz “elektronik monopole” alacağız, paramız yetmezse yardım eder misin?
— Olur, dedim.
Biraz canım sıkılmıştı. Yine bir sürü masrafa sokacaklardı beni. Bu ara paraya da ihtiyacım var laf aramızda. Neyse, dediklerini almak için evden çıktık. Kurtuluş yoktu. Marketin içinde gezindik. Onların istediği oyun türünün bir değişiğini ben daha önce onlara almıştım. Farklı bir oyun almaları için ikna ettim. Bu konuda pek maharetliyimdir. “Pantolon” diye çıkarız evden, “ceket” alır geliriz. (Bu huyumu bildiğim için aslında biraz da canım buna sıkılmıştı.) Sonunda onların istediği değil benim dediğim “Tabu” oyunu alınmıştı. Üstüne bir de anlaşma yapmıştık. Onlar para vermeyecekler, biriktirdikleri parayı iki hafta benden harçlık almadan yetireceklerdi. Kabul ettiler. Eve geldik.
Erinç:
— Baba, yine senin istediğini aldık, diye sitem etti.
Eve geldiğimizde aldığımız oyunun iki kişiyle oynanamayacağı ortaya çıkmıştı. Takım oyunuydu “Tabu”. Mecburen oyuna biz büyükler de dahil olmak zorunda kaldık. Erinç hemen “Baba, ben sana demedim mi?”yi yapıştırdı.
Oyun dört bölümden oluşuyordu. Tabu olan sözcükleri kullanmayarak soruyu eşine anlatıp yanıtı alma üzerine kurulmuştu. Kızımın yardıma ihtiyacı olduğunu düşünerek müdahalelerde bulunuyorduk hepimiz. Bu durum onu rahatsız ediyordu. Bu arada Erinç’in söylediklerine de pek kulak asmıyorduk. Dersini çalışan oydu halbuki, Sonuçta herkes birbirine girdi yine. Oyunun sonuna doğru müdahalelerden yavaş yavaş vaz geçmeye başlamıştık.
Oyunun sonunda en beceriksiz ben çıkmıştım. Benimle kimse ortak olmak istemiyor artık. Ama beni kabullenen yine kızım olmuştu. Canım benim...
Evet, birbirimizin varlığını kabullenmeyi öğrenmeye başlamıştım.
Uzun zamandır görev dağılımı yaparak, ailece, bir şeyler yapmadığımızın fakına varmıştım.
“Biz artık büyüdük, bizi tanıyın!” mesajları geliyormuş da farkına varamamıştım.
Zaman ne çabuk geçiyor?