- Kategori
- Aşk - Evlilik
Erkek, aldatmak ve "52 Saniye"!

Bir bıçak saplanır ansızın. Göğsününüzün en hassas yerinize. Böyle zamanlarda bıçağı saplayan, çıkarsın isteriz.
Kıskançlık ve hükmetme arzusu, her aşkın sonunu getirir. Ve son vuruş bir bıçakla olur çoğu zaman.
İçinize huzur yayan, sizi mutlu kılan aşk, zamanla bıçağını ortaya çıkarır; yüreğinizdeki o güzel kuş, canınızı didik didik etmek için pençelerini çıkarıtır.
Kendimiz olmaktan çıkıp bir başka insan olmaya doğru yol aldığımız zamanlar vardır.
Aldatmak, öyledir. Bu aldatış, aynı zamanda kendinizin de aldanışıdır. Her madolyanun bir yüzünde aldatmak varsa, öteki yüzünde de aldanış kazılıdır.
Aldatıldığınızdan şüphelendiğinizde kuş pençelerini geçirmeye, bıçak inmeye başlar. Öğrendiğinizde ise yüreğiniz yerinden sökülür, acı şakır şakır dökülür.
İnsan sevdiğini neden aldatır? Heyecanın tükenmesi, alışkanlıklar, doyumsuzluk mu? Belki biri, belki hepsi...
Peki aldatan insan, ne hisseder seviştikten sonra?
Alışkanlık halinen dönen aldatışları değil de, bilhassa "ilk aldatma"yı merak ederim ben. İki kişiyi dünyanın kalabalığında önce buluşturan, tanıştıran, ardından da sevgililerini, eşlerini unutturarak birbirlerinin olmalarının nedenini, o gizil gücü bilmek isterim.
Özellikle ilk seferinde... Yabancısıyızdır o ilk anların. Sezdiğinizde, duyduğunuzda, anladığınızda bin defa girer çıkar o bıçak yüreğinize. Sevdiğiniz bir kere değil, binlerce kez sizi aldatmış gibi olur.
Pakize Suda'nın bir yazısında dediği gibi: "Eşi, sevgilisi, kimse aldattığı, onunla ilk yüz yüze geldiğinde, ne der, ne yapar? Erkek "Yemekte ne var?" diye sorar mı mesela hiçbir şey olmamış gibi? Her zamankinden daha abartılı bir biçimde sinirlenir mi televizyondaki bir habere? Ya da trafiğe? Suspus mu olur, yoksa diline mi vurur suçluluk duygusu? Sonrasını hepimiz az çok biliyoruz da ilk aldatmanın hemen ertesini çok merak ediyorum.
"Bir kere aldatmayı affederim" diyen kadınlar var. Yani maksat adam bunu alışkanlık haline getirmesin! Oysa bunun alışkanlık haline gelmemesi, insanın doğasına aykırıdır neredeyse. Aldatılan için aldatmanın ilki zordur bana göre. Sancılar, kıvranmalar, tereddütler ilkinden önce yaşanır. Sonra bir kez aldattı mı insan, şeytanın bacağını kırmış sayılır. Arkasının çorap söküğü gibi gelmesi işten değildir. Yüz yırtılır, dünyanın sonunun gelmediği görülür...Hatta aldatma ortaya çıktıktan sonra daha da bir yürekli olunur. Erkek için söylüyorum bunu. Çünkü korktuğu başına gelmez bakar ki. Eşi yıllarca laf arasına sokuşturduğu tehditlerin aksine, onu asla terk etmez. Suçlamaz bile. Öteki kadını suçlar daha ziyade. Erkek bir nevi sınıf atlar karısının gözünde. Evin en önemsiziyken en önemlisi oluverir. "İlk" asla "son" değildir bana göre.
Tamam bunlar bildiğimiz şeyler... Yine başa dönüyorum, o ilk dakikaları ve ertesini merak ediyorum daha çok. Eşini "taze" aldatmış birinin davranışlarını... Henüz "tecrübeli aldatıcı" olmamış..." [1]
Aldatıyoruz... Niye, aşk yüzünden mi? Aşk, bir insanın Tanrı'yı sever gibi hiç göremeden sevmesi ve ona sadık kalması mıdır, yoksa onu görmeden bilememek, sevememek midir?
Sıcak bir dokunuş, içten bir bakış, duygulu bir ses, gizli bir işarete ihtiyaç duymadan, tek başına ayakta kalacak denli güçlü bir tutku mudur aşk?
Hayatın içinde insanların sevmek için görmeye ihtiyaçları olduğunu yaşadıkça anlıyorsunuz. Bir bedenin aracılığı olmadan, ruhların buluşmasını ya başaramıyor ya da uzun süre tutamıyoruz. Bazen ilahımız oluyor sevdiğimiz, ama araya mesafeler ve başka ilgiler girince, inancımız körelmeye, o ilahtan yüz çevirmeye başlıyoruz.
Çünkü inançsızlar gibi, sevgimizin sürmesi için bitmek bilmez bir kanıt ihtiyacı, görerek ve dokunarak şahit olmak istiyoruz.
Bilim adamları da boş durmayarak, mağara devri erkeğinin seks hayatını araştırıyorlar. Araştırmaya göre erkek o zaman da karnı aç, sekse düşkün ve güce tapanıyor. Günümüzdeki bir araştırmaya göre erkek, 52 saniyede bir seks düşünürken, o zaman da pek farklı değilmiş. Ayrıca grup seks, eşcinsellik, çokeşlilik de yaygınmış...
Kısaca kadın gelişimini sürdürürken, erkek pek de değişmemiş! Bazı erkeklerin "mağara adamı" olmasının sebebi de böylece anlaşılmış oluyor!
Bir erkek iyi-güzel demeden hemen her gördüğü kadınla seksi hayal edebiliyor, ortalam 52 saniye de bir guguk kuşu yuvasından çıkıyorsa, kadının yapacağı çok fazla bir şey kalmaz.
Bir masada oturmuş, onun gözlerine konuşup bakarken, bir de bakıyorsunuz ki erkeğiniz yanından geçen ilk kadından etkilenip fanteziler kuruyor.
Kadını çoktan yatağa atmış, siz de o dinler zannederken aldatılmışsınız!
Elbette her erkek böyle değildir. Çünkü her erkeğin seviştiği ayrı bir kadın vardır!
Bu nedenle erkekle konuşurken uzun cümleler kurmamak ve onun gözlerine iyi hakim olmak gerekir.
Şaka bir yana, aldatılmanın hiç şakası yoktur...
Seksle, sevişmekle, başka kadınlarla adeta istilaya uğramış bir zihinle yaşayan erkeğin, "heyecan ve öteki kadın" avı sürüp giderken, bunu kadınla yaptığını da unutmamak gerekir.
Bir kadının ise ancak günde bir defa aklına gelen seks, çok daha detaycı, güzel ve hayal doludur. Hiçbir kadının aşkı, arzuları ve hayalleri, öyle 52 saniyeye sığacak kadar dar değildir çünkü!
Ön sevişmeden çocuğa, nikahından kavgasına kadar her şey vardır kadın zihninde...
Ancak ne olursa olsun aldatılmak, her sevenin yüreğinde bir fırtına koparır!
O ilk aldatmanın ilk saatlerinde mutlaka geçerli bir neden bulmaya çalışan insan, zaaflarına ve açlığına dayanır.
Bir bıçak sapladığının ve bir çift pençenin sevdiğinin yüreğini delik deşik ettiğini bilmeden...
[1] Pakize Suda, Hürriyet gazetesi, 1 Mayıs 2007