- Kategori
- Sosyoloji
Erkek gözünden feminizme kısa bir bakış

Kadın ve erkeğin gerçek feminizme dair olan birliği
Yazıya öncelikli olarak bir itiraf ile başlamak istiyorum. Şunu belirtmek istiyorum ki ciddi anlamda kadın yazarların kitaplarını okudum. Hatta bir ilerisi feminist hareketin manifestoları niteliğinde kitaplar okudum. Kendim bunları içselleştiremedim bir erkek olarak. Ancak bu konuya eğilme sebebim vardı. Okumam gerekirdi çünkü halen güncel Dünyada, kadının toplumdaki rolü tartışılıyor. Benim de elbette bu konuda katı görüşlerim var. Ancak çevremdeki, evimdeki ve dolayısıyla hayatımdaki tüm kadınların rolüne değin bir yazı yazmalıydım. Onlara kişisel gizli feministik tavsiyeler vermeye çalışıyorum. Ancak pek tabi ki bu tavsiyelerim havada kalmakla yetiyorlar. İyi bir yer edinme çabası ancak insanın özünde. Anladım ki birini değiştirme işi, eğer o kişi olgun bir düşünce yapısına sahip değil ise, çok zor. Çünkü kişi ciddi anlamda sizin verdiğiniz telkinleri kulak arkası ediyor. Durumun, halinden, konumundan, işinden memnun olmayan kadınlar kadınlarımız hep bir kamburluk içersinden. Bu kamburluk da onların sahip olduğu dişi cinsiyet rolünden kaynaklanıyor. Çünkü onlara toplum belli bir rol dayatıyor. Onlar ise bu rolleri içsel bir içgüdü ile kabul ediyorlar. Aslında bunun farkında değiller. Tabi ki kadın-erkek arasında belirli ayrımlar var. Elbette fiziksel, zihinsel farklar var. Yaradılıştan gelen farklı alışkanlıklar ve meyiller var. Ancak bu bir insanın toplumsal statüsünü engelleme durumuna kadar geliyor oluşu kişide bitiyor. Eğer kişi ciddi anlamda kendi başkaldırısını sağlayabilirse bu durumun üstesinden gelebilir. Bunu yenmesi ancak onun elinde. O ister ise bir şeyler olur. Ancak kadın kendinden memnun olduğunu belirttiği an, o yoksunluk halinde, zaten yerinde saymaya devam ediyor.
Toplumumuz ataerkil bir toplum. Erkek egemenliği nesillerdir, çağlardır süregelen bir olgu. Ancak kadınların son asırlardaki ciddi atılımları da göz önüne alınmalı. Bence şöyle bir yanlış algı var. Feminizm denince akla erkek düşmanlığı geliyor.Bu görüş, kız çocuklarının öldürüldüğü toplumlar, kocası ölen kadının yakıldığı kültürler ya da güzellik standartlarının kadınları sakatlık ya da ölüme götürebildiği (Çin ayak bağlaması, 17. yüzyıl korsesi ya da modern toplumda anoreksi gibi) savaş dışında sistematik olarak erkeklerine işkence yapan toplumların olmaması antropolojik bulgusuna dayanarak savunulabilir ancak. Bu önyargıya veya tutuma sahip kadınlar da var. Ancak onlar feminizmin faklı ve yanlış bir yerindeler. Feminizm cinsel eşitsizliklerden doğan ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlar. Yanlış bir feminist düşünce olan erkek düşmanlığı ile özdeşleştirilen feministler bu durumun onların amaçları uğruna bu denli çabalıyor oluşlarının vermiş olduğu hırçın halden kaynaklandığını düşünürler. Elbette halen var olan bir eşitsizlik ve kadın sorunu var. Ancak ortadan kalkması için toplumdaki bu ve benzeri saçma görüşler de ortadan kalkmalı. Kadınları bu konuda daha mantıklı bir yaklaşıma sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum. Zaten var olan bir kadın erkek sorunu daha da perçinlenmiş oluyor bu görüşler ile. Sağlıklı bir zemine ihtiyaç duyuyor oluşumuz doğal tabi ki. Ancak iki tarafın eşitliğini, ezik olan tarafın daha da yükseltilerek diğer tarafı ezmesine çevirmek çok yanlış bir bakış olur. Olayı en mantıklı haliyle çözmeliyiz.
Kadının toplumda rolü nedir?
Bu soruya konuyla ilgili yapılan çalışmalardan biri olan 1988 yılında DPT tarafından yirmi bin civarı hane halkı ile yapılan anketle cevap verebilirim. Ankette “kadınların aile içindeki en önemli görevi” olarak ev işlerini yapmak, çocuklarını yetiştirmek, onları terbiye etmek, eşine ve çocuklarına manevi destek olmak, çocuklarına ve kocasına bakmak, çocuk doğurmak ve aile bütçesine katkıda bulunmak şeklinde sıralanmıştır. Kadınlarda “ev işlerini yapmak en önemli iştir” diyenlerin oranı % 69.46, erkeklerde bu fikre katılanların oranı ise % 76.29 olarak çıkmıştır. Erkeklerin büyük bir kısmı kadınların çalışıp gelir getirmesi yönünde bir beklentilerinin olmadığını bildirmişlerdir (Atalay, 1992). 2006 TÜİK tarafından yapılan bir başka ankette ise, yemek yapma, ütü yapma ve sofranın kurulup kaldırılması gibi geleneksel ev işlerinde kadınların daha fazla rol üstlendiği görülürken, faturaların ödenmesi ve bakım onarım işlerinin yapılması konusunda erkeklerin oranı daha fazla çıkmıştır
(TÜİK, 2006).
Bazı istatistikîleri de paylaşmak istiyorum.’’Tecavüze uğrayanların % 50’si 18 yaş altında ve bunlardan % 10’u erkek çocuk gerisi ise kız çocuktur. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Daha çok 7–9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5–10 yaş arası çocukların % 55'i ensest mağdurudur. 10–16 yaş arası çocukların % 40’ı ensest mağdurudur. Cinsel saldırganların % 75'i tanıdık biridir. Ensest olaylarında faillerin % 50'si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır. Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57'si fiziksel şiddete, % 46,9'u cinsel şiddete, % 14,6'sı enseste ve % 8,6'sı tecavüze maruz kalmıştır.’’
Gördüğümüz gibi daha çocuk yaşta eşitsizlikler ortaya çıkıyor. Böyle ailelerde yaşayan çocuklar bu konuya daha sert bir açıdan yaklaşıyorlar. Kadınları sadece çevre değil ev içinden bile belirli bir şiddet ve ezikleme hali sarıyor. Kendi evlerinde dahi kadınların bu denli kötü şeyler yaşaması onları hayatta geri plana itiyor. Burada belirtilenler sadece fiziksel ve ruhsal bir takım dişi cinsiyete yönelik endişeler. Dahası da var…
‘’1995'te başkent Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma kadınların % 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koymuştur.’’ Gördüğümüz gibi daha da artan kadın cinayeti vakalarının bundan yıllar öncesinden gelen bir eğilime dair gösterge ortada. Bu da ‘’ 2010 yılının ilk 7 ayında 226 kadın cinayete kurban gitmiştir.’’ Önemli bir istatistik.
‘’1996'da orta ve yüksek gelir gruplarında yer alan ailelerle yapılan bir araştırmada, soruların başlangıcında kadınların % 23'ü kocalarının kendilerine karşı şiddet kullandığını söylemiş, fakat belirli şiddet tipleriyle ilgili sorular sorulduğunda bu oran % 71'e yükselmiştir.’’ Bu da eğitimin bir şekilde olumlu etkisi olsa da, olumsuz tavırların kişi de bittiğinin bir nevi göstergesi.
Bunlar eşitsizliğin zirve yaptığı fiziksel ve ruhsal maruziyetler. Konu hakkında son vermiş olduğum istatistikler kadın-erkek eşitsizliğini gelmiş olduğu akıl almaz bir son. Zaten ezilen kadınlar daha nasıl toplumsal rollerinden alıkoyulabilirler dersek herhalde ancak şiddet ve ölüm çıkar karşımıza. Bir şekilde kadınlar var olma çabalarını sürdürüyorlar. Toplumumuzun kadına şiddet, kadın cinayetleri gibi kavramlar üzerinde bunca habere rağmen bilinçlenmiyor oluşu çok ilginç ve akıl almaz bir durum. Eğer bilinçli bir birey isek, kadın haklarının ne denli önemli olduğunu kavramamız gerekir. Onların olmadığı bir Dünya yaratılsaydı eğer içimizden bazıları ancak huzura ererdi herhalde. Kendilerini var etme çabalarına binaen bir de yaşam mücadelesi veriyor oluşları sadece ülkemizin değil tüm Dünya’nın sorunu. Dağa konuşulacak çok şey var tabi ki. Ama kısaca bazı rakamlarla erkek gözünden feminizme bakışımı ortaya koymak istedim. Ben feminist olmayı kadınlar için bir yaşam mücadelesi olarak görüyorum. Elbette onlar da toplumda var olmak isteyecekler. Öyle ki var olacaklar ve var olmalıdırlar da. Onlarsız yapamayan erkeklerin onların toplumda var olmalarına olan bakış açılarına bakmak bile durumun erkekler için vahametine dair bir tanıya eşdeğer. Kim olursak olalım biz yardımsever bir toplumuz. O halde ne diye kadınlarımıza yardım etmiyoruz. Onların kendilerini kanıtlamaları için çabalayalım. Sayısız sanatkârımız, bilim adamımız, ünlülerimiz kadın. Hatta bazıları da devletin en üst makamlarında. Onların daha da güçlü ve eşit bir toplumda yaşamak gibi çok doğal hakları var. Bence bu konuyu göz ardı etmeyelim. Onlar ne için varlar bu dünyada? Bunu biraz sorgulayalım. Görmezden geldiğimiz kadınların bizim hakkımızda düşünemiyor olmasına çabalamamız bile çok acı. Umarım eşit bir Dünya’da yaşayacak kızlarımız olur. Umalım da Dünya’mızda bundan çok az zaman sonra kadınların yeri hakkında bir tartışma konusu dahi olmasın.