- Kategori
- Meslekler
Erol Abi'nin asansörü

'Erol Abi'.
Altı asansörün aynı anda çalıştığı fakülte hastanesinde, açılan her asansörün kapısına hücum eden insan selleri içinde, tek yaptığı iş kendi asansörüne binenleri, çıkacakları katlara götürmekti.
Kır saçları başının ancak üçte birine yetiyordu. Boncuk gözlerinde kalın kaşlarının altından bakan hınzır ama yetkin bir ifade vardı. Konuşurken, özenle kesilip taranmış bıyıkları söylediğini duymamızı engellercesine kımıl kımıl kımıldardı. 'Ha hım' der geçerdik çoğu zaman.
Onca öğrencinin, öğretim üyesinin, onca çalışan personelin adını ezberlemek için ne çaba harcamıştı bilmem ama, beni bile annemin Ankara'da olup olmadığını soracak kadar iyi tanırdı.
Dört duvar bir tavan asansörüne girince (ki sol baştaki asansör tartışmasız onundu!), 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramını, Dünya Kadınlar Gününü, sakatlar, yerli malı haftalarını, Dünya Tiyatro gününü... bilimum kutlanacak günü hatırlayıvermek işten bile değildi. Bilmiyorsak da öğrenirdik. Çünkü Erol Ab'nin ışıklı kat panosunun yanında oluşturduğu küçük bir özel günler köşesi vardı. Her özel güne özgü, çiçek, resim, şiir...vb'yi buraya özenle yerleştirirdi. Asansöre binerken kapıya boş boş bakmaya niyetlenen algımız bu köşeye kayardı mutlaka. Gülümserdik...
Kuralları vardı, çok net:
Gideceğimiz katın düğmesine kendimiz basmaya kalkarsak, tam bir facia olurdu. Çok kızardı.
Hasta, yaşlı, hamile ve güzel (!) bayanlar mutlak torpillydi.
O katta alamadığı yolcuya 'bir kat çık orada bekle, geliyorum' komutuna uymayanı görmedim. Çünkü ne yapar yapar öbür katta mutlaka yolcusuna sahip çıkardı.
Tam bir kriz adamıydı. Fazla dolan asansörden kimlerin ineceğine sezgileriyle karar verir, itiraz kabul etmezdi.İnmeyi kabul etmeyenlere tepkisi çok netti: Şalter kapılırdı. Bir asansör insan topluca beklerdik. Tıpış tıpış inmeyenine hiç rastlamadım.
Günaydını hoşçakalı hiç eksik olmazdı.Günaydınlaşmayana da çok kızardı.
Önemlisi öğretim üyesi, dekan vb hiç farketmez herkese aynı kuralları uygulardı.
Erol Abi, işinin adamıydı. Kimse onu koltuğundan edemedi. Zaten koltuğundan etmek isteyen de pek çıkmadı. Garip bir saygınlık atmosferi içindeki asansöründe senelerce indi, çıktı, indirdi çıkardı...
Çok zaman oldu, Erol Abi'ye ne oldu? bilmiyorum.
Bugün geliverdi aklıma işte. Belki işini yüksünmeden yapan, yaparken de kendinden bir şeyler katanlara duyduğum saygı depreşti.
Onu yadetmemek büyük haksızlık olurdu.