- Kategori
- Güncel
Eruh'tan Aktütün'e...

Ağlamak ama unutmamak...
15 ağustos 1984 Eruh baskınından bu yana, 40 bine yakın insanımızı yitirdik güneydoğuda.
Gencecik oğullarımızı, kardeşlerimizi, kocalarımızı, yavuklularımızı, babalarımızı…Her birinin artık hiç yaşlanmayacak olan fotoğraf karelerindeki “ Ben geriye biraz zor dönerim anne “ diyen bakışları , yüreklerimize kazındı sandık.
Onlar ki, eğer yaşasalardı uğrunda öldükleri bu memlekette aç kalacaklarını bilmeden gittiler .Tok yaşayacak olanlarsa ya çürük raporu aldılar ya da...
Kurtulabilenler içinse, hayat hiç bir zaman eskisi gibi olmadı.
Ama biz unuttuk ! Ateş düştüğü yeri yaktı sadece. "Kuzularımızı çobana teslim ettik, kurtlar saldırınca da kurtlara lanet okuyup, çobanın sorumluluğunu unuttuk." Devletin en tepesinden ayağına kadar sorunu sadece “ terör” olarak niteleyip durduk, küçümsedik, öteledik, geçiştirdik, unuttuk . “3-5 eşkıya “ dedik, “ Terörün belini kırdık “ dedik , durduk... Oysa 26 yıldır güneydoğuda etnik kökenli bir savaş yaşanmakta.
İlk kez, 12 Eylül askeri rejimi döneminde adını duyurdu PKK. Ve solun tırpanla biçildiği bu dönemde, fikir akımları içinde kendisine yer bulamasa da güçlendi. Kimlik ve kültürel haklar konusunda demokratik açılımların yapılamaması, 12 Eylül askeri rejiminin bölgede sürdürdüğü ağır baskılar, insan hakları ihlalleri- ki AİHM'de Türkiye aleyhine açılmış bulunan sayısız davalarda , işkence ve insan hakları ihlali sabit görülerek Türkiye tazminata mahkum oldu- bölgedeki gelir dağılımdaki adaletsizlik bu güçlenmeyi hızlandırdı.
1988’ lerdeki peşmerge göçü, 1991 Birinci Körfez savaşı , Öcalan ve örgütünün Suriye tarafından konuk edilip lojistik destekl sağlanması , durdu sanılan terörü yeniden azdırdı. Ve İncirlik'te konuşlanan çekiç güçle kontrol altına alınıp, Saddam’a kapatılan Kuzey Irak, terör örgütünün yeniden güçlendiği bir hayat sahası oldu. Yani yine bize doğrultulan silahı , kendi ellerimizle biz verdik ellerine !
Öcalan’ın Suriye’den çıkarılıp Kenya’da teslim alınması ve Suriye’nin her türlü desteğini çekmesi ile uzunca bir süre 1999’dan
AB sürecindeki demokratikleşme, Kürt kimliğinin tanınması ve kültürel haklar konusunda reformlar yapılmasına karşın PKK yeniden silaha sarıldı. Ve Bölgede askeri operasyonlar başladı.
2007 seçimlerinde “bağımsız” seçilen ve Meclis’te DTP Grubu’nu kuran Kürt kökenli milletvekillerinin varlığı demokratik temsil açısından bölge insanına yeni bir soluk getirir sanılırken, Güneydoğu’da 1990 koşullarına adeta yeniden dönüldü.
Geçen yıldan bu yana da tam bir “savaş hali” yaşanıyor.
Sorunun teşhisini doğru koymak gerek: PKK’nın şu ya da bu odağın taşeronu olan bir terör örgütü olduğu tesbiti; örgütün lojistik ve kısmen de istihbarat imkanlarını anlamamızı kolaylaştırabilir belki. Ancak onun hiç de yabana atılmayacak toplumsal desteği onca gencin neden gönüllü olarak saflarına katıldığı gibi sosyal, psikolojik, kültürel unsurları kavramamızda bir işe yaramaz, hatta tersine çok daha zorlaştırabilir.
Askeri , siyasi , ekonomik ve demokratik çözümler
PKK tehdidini bertaraf etmek için,CHP ve MHP tarafından öne sürülen yöntemlerden biri de, sınır ötesinde genişçe bir güvenlik şeridi veya bir tampon bölge kurmak olduğu. Yine Baykal dün, eğer bu geçen kış Kuzey Irak’a karşı yapılan kara harekâtı kısa kesilmeseydi, son saldırının önlenebileceğini söyledi; vakti zamanında söyleyip de nerdeyse vatan haini ilan edildiği gibi...Yine Baykal'ın dile getirdiği siyasi çözümlerden biri de Irak sınırının yeniden gözden geçirilmesi talebi .
Daha uzun süreli bir tampon bölge kurmak, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hasan Iğsız’ın da deyişiyle “kolay değil”. Her şeyden önce askeri bakımdan bunun gerçekleşmesinin zorlukları olduğu ifade edilmekte. Ayrıca bunun hem Irak’ la ilişkiler, hem uluslararası destek açısından siyasal ve diplomatik sonuçlarını da iyice hesaplamak gerek.
Yine açıklamaya göre, 17 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 23 terörist öldürülmüştü. Saldırıda bulunan PKK’lıların sayısının 350 kadar olduğu tahmin ediliyor.
* * *
Bu veriler, saldırının bir süre önce istihbar edildiğini ve birtakım tedbirlerin alındığını gösteriyor. Zayiatın büyük kısmının Irak’ın kuzeyinden yapılan ağır silah atışları nedeniyle meydana geldiğini de Genelkurmay belirtmektedir.
Bütün bu açıklamalara rağmen , bir kere istihbaratın oldukça geç geldiği ayan beyan ortada. Irak’ taki Amerikan kuvvetleriyle işbirliğinde bir aksaklık olduğu ihtimali zihinleri hemen kurcaladıysa da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Amerikalılarla istihbarat paylaşımında bir sorun olmadığında ısrar etti nedense !
Bu kadar kırılgan bir mevkide daha çok miktarda kuvvet bulundurulması veya Orgeneral Iğsız’ın şimdi yapılacağını bildirdiği gibi, kuvvetlerin başka bir mevkiye nakledilmesi gerekmiyor muydu?
Ancak asıl mesele , 350 kişiden oluşan ve ağır silahlarla donatılmış bir terörist grubunun saldırısının alışageldiğimiz terör eylemlerinin boyutunu çok aştığıdır.
Bu çapta saldırıların devam etmesi, ulusal istihbaratımızın sadece siviller ve askerler için işlediğini, PKK için ise ne yazık ki işlemediğini, ABD ile yapılan sözde istihbarat anlaşmalarının ise fiyasko olduğunu göstermekte . Ve terörle mücadelenin özellikle askeri yönünde yeni ve çok daha çetin bir aşamaya girdiğimiz anlamına gelmekte.
Saldırının tezkerenin hemen öncesine raslaması kadar, Ayvalık- Altınova’daki gerginlik ve çatışmalarla aynı zamana rastlaması ve 17 askerimizin şehit düşmesinin gerginlik ve çatışma ortamını daha da tahrik etmesi tehlikesi de, akabindeki Adana olayları düşünüldüğünde gözlerimizin önünde gittikçe büyüyen bir çığ gibi gelmekte üstümüze...
Oysa PKK ile aşağı yukarı 30 yıldır süregelen mücadele boyunca en büyük tesellimiz, ciddi bir toplumsal çatışmanın önlenmiş olmasıydı bu güne dek. Radikal milliyetçilik dürtülerinin ve şiddet eğilimin çok arttığı bir devirde tepkileri sınırlı tutmanın, gittikçe zorlaşabileceği bir gerçek.
* * *
Bütün bu gelişmelerin ışığı, PKK terörüyle mücadelenin dayandığı klasik düşünce modelinde bir değişiklik yapma zamanının çoktan geldiğini söyleyenlerin haklılığını ortaya koymakta. Daha 1999’da, Öcalan yakalandığı zaman Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesi bundan böyle ağırlığın ekonomik ve sosyal önlemlere verilmesi gerektiğinin altını çizmişti.
Kültürel haklar konusunda da açılım yapılması lüzumu hissedilmişti. Bugün de Genelkurmay Başkanımız, gençlerin dağa çıkmalarını önlemenin önemini sürekli vurguluyor. Aktütün saldırısından sonra askeri önlemler üzerinde öncelikle durulması kuşkusuz normaldir. Bu önlemlerin Kuzey Irak’a karşı daha kapsamlı operasyonları içermesi de haklıdır.
Ne var ki, Irak ile sınır geçilmez hale getirilse bile bunun PKK’yı tamamen saf dışı edeceği çok şüphelidir. İşi, sadece askere havale etmenin yetmediği ortadadır. PKK’yı besleyen siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşulların değiştirilmesi de askeri önlemler kadar cesaretle ve çözümler paketi olarak birlikte ele alınmalıdır mutlaka . Siyasi iktidarın önünde duran en önemli mesele, türban değil güneydoğudaki bölücü savaştır .
* * *
Ve terörle mücadele eden komutanları damlara atıp, teröristleri affederek meclise buyur ederken, hatta bölücübaşı taa İmralı'dan her nasılsa örgütü yönetmeye devam ederken ;
En önemli meselenin mutlaka kimliğimizi yitirmemekten geçtiğini kafalarımıza kazımaktır . Ulusal onurumuza, anlı şanlı tarihimize, kurtuluş destanımıza , Atamızın TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE modeline, hedefine sahip çıkmaktır.
Ve unutmamak...
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Türkiye'ye biçilen Ilımlı İslam rolünü ve ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde yayınlanan, "Yeni Büyük Ortadoğu " haritasındaki, " Kuzey Kürdistan " sınırlarını hiç unutmamak !
Amerikanın kucağından kalkarak, ulusal onurumuza, tam bağımsızlığımıza , ulusal değerlerimize, kuruluşumuza ve kurtuluşumuza sahip çıkarak...
Ağlamak ama
unutmamak...
Yoksa anaların gözyaşları ve ağıtları hiç dinmeyecek...