- Kategori
- Güncel
Esas helalleşme
Ergenekon tamam, Balyoz tamam, Sarı Işık tamam… Hangi açıdan bakarsak bakalım, vicdani olarak kabul etmekte zorlanılan, yıllarca süren tutuklamalara rağmen eğer bir arınmadan bahsedecek isek, bu davaların sona ermesini beklemek şart…
Adaletin geç tecelli etmesi de bir “adaletsizlik” örneği olarak değerlendirilse de; özellikle ordu mensupları açısından bakıldığında, suçlamaların muhatapların bu suçları işleyebilme güçleri ve geçmişte de örneklerini yaşadık, biliyoruz…
Fakat, Başbakan’ın şu meşhur Dolmabahçe’deki “Roman Açılımı” toplantısı esnasında, bir grup Üniversite öğrencisinin sarayın yakınlarındaki sokakta: “Parasız Eğitim İstiyoruz…” diyerek pankart açmaları üzerinden 15 ay geçti… Ve bu gençlerden ikisi (Berna Yılmaz-Ferhat Düzer) 15 aydan bu yana tutuklular…
Geçen hafta yapılan duruşmada da beraat talepleri reddedildi ve yeni duruşma tarihi olarak Ekim ayı verildi..! Yani yirmili yaşlardaki bu iki genç, bir sonraki duruşmaya 20 aydır tutuklu olarak girecekler…
Hani sağcısı, solcusu, İslamcısı, herkesin hemen hemen hem fikir olduğu bir konu var… “Deniz Gezmişler, bugün olsaydı kendilerine isnat edilen suçlardan dolayı bırakın asılmayı, doğru dürüst hapis bile yatmazlardı…” diye. Elbette asılmazlardı. Her şeyden önce zaten “idam” cezası kalktı. Söylediklerinin ve yaptıkları eylemlerin artık TCK’ da da yeri kalmadı. Bunun için de hapis cezası da almazlardı… Ama bugün anlıyoruz ki; davaları uzun yıllar boyu sürermiş ve bu süreci de “tutuksuz yargılama” şeklinde değil, “tutuklu” olarak geçirirlermiş..!
15 aydır tutuklu olan bu iki gence gelirsek; başka bir örneği yok gibi sanki… İsteklerinin ne kadar masumane olduğu ortada… Onların isteklerinin, milyonlarca insanın parasız sağlık hizmeti istemesinden ne farkı var ki?
Yine milyonlarca insanın, (karşılıksız olarak) devletten yoksulluk maaşı, gıda yardımı, yakacak, okul yardımı istemesinden ve almasından ne farkı var ki?
Bütün bunları yapabilen devletlerinden; onlarda parasız üniversite eğitimi yapılmasını istiyorlar… Velev ki bu istekleri kamuflaj olsun, velev ki bu gençler x, y, z derneklerinin, örgütlerinin üyesi olsunlar… Bu eylemlerinin yasalara aykırı olduğunu hangi vicdan içine sindirebilir ki?
Herkes birbirini anlamalı, saygı duymalı ama bugünlerde sıkça duyduğumuz, meseleye “ulvi” bir anlam katan, birbirimizle “helalleşme” açısından değerlendirirsek de; hepimiz en çok da bu gençlerle helalleşmeliyiz sanki.
Fıkraları çok severim ya… İşte taze bir fıkra…
Hitler’in huzuruna üç esir getirmişler… İngiliz, Fransız ve bir de Yahudi…
Hitler: "Size birer soru soracağım, bilirseniz sizi serbest bırakacağım…" demiş.
Önce İngiliz'e sormuş: "Titanik kaç yılında battı?" İngiliz hemen cevap vermiş: "1912…" Hitler affetmiş ve serbest bırakmış İngiliz'i…
Fransız’a sormuş bu kez: "Peki Titanik'te kaç kişi öldü?" Fransız da hemen cevap vermiş: "1050…". “Tamam sen de gidebilirsin…” demiş ve Fransız’ı da özgür bırakmış.
Ve sırıtarak Yahudi’ye dönmüş; “Say lan Titanik’ de ölenlerin isimlerini..!”
E, soru mu soru… Diğerlerine olduğu gibi Yahudi’ye de tek bir soru sorulmamış mı? Evet… Üstelik sorunun içeriği de diğerlerinde olduğu gibi “Titanik” le ilgili değil mi? E ona da evet… Peki bundan ala eşitlik olur mu?
Olmaz elbette..! Bilseymiş zibidi..!
Ama bir de soru soranın niyetine bir bakın… Hani “geçinmeye gönlü yok!” denir ya, tam öyle…
Zulüm bu işte…
Eşitlik denir, Adalet denir, İnsan Hakları denir, Kul Hakkı denir ama bunları canının istemediğine, nefret ettiğine, senden olmayana vermeyince nasıl bir “İnsan” olunur ki?
İran’lı şair Sadi Şirazi’nin ünlü eseri “Gülistan” dan çok anlamlı bir söz…
Bu dizeler Bursa’daki, o muazzam İznik Çinileri ile bezenmiş Yeşil Camii’nin mihrabının üzerindeki küçük bir çinide de yazılıymış…
(Bunu sevgili Murat Bardakçı’ dan öğrendik. Ben de gittim gördüm ama tabii ki okumayı beceremedim!)
“Zulmeden bu zulmü bize yaptığını sandı. Bize yaptığı geçip gitti, vebali ise onun boynunda kaldı…”