- Kategori
- Gündelik Yaşam
Esinti

Yorgundu ayakları...Sadece yorgunluk ta değil, rastgele bulup ayağına geçirdiği terlikler derisini sıyırmıştı. Sürtmeye devam ettikçe sızlayan acıyı arada farkedip , devam ediyordu yürümeye. Akşam olmuş, iş yerinden çıkmıştı. Günün kavuran sıcağı yerini tatlı bir esintiye bırakmıştı. Yokuş aşağı yaylanarak yürürken hafif topuklu terliklerinin üzerinde, serin rüzgar alışık olmadığı uzunluktaki saçlarını yüzüne savuruyordu. Hoşlanmazdı saçının yüzüne değmesinden; o yüzden hep ya kısacık olmuştu saçları; ya da uzunsa sıkıca geriye toplanmıştı. Şimdi bu ayar biraz kaçtığından ne uzun ne de kısaydı saçları ve rüzgar yüzüne doğru savurup dalgalandırıyordu saçlarını. Ve bu sefer hoşuna bile gitti, saçlarının arasında dolaşan rüzgarın tatlı dalgalandırmaları...
Hem düşünüyor, hem yürümeye devam ediyordu. Yüzünde yanından geçenlerin tuhaf bakışlarına sebep bir gülümseme vardı. İşten eve dönüş mutluluğunun gülümsemesi...
Üzerindeki kot pantolon neredeyse üniforması olmuştu artık. Sırtındaki yine eline ne geçtiyse giyip çıktığı tişörtler değişse bile, pek değişmeyen kot pantolunu, ayağında yaralar açan ve bir daha asla giymeyeceği terlikleri...Ne gerek vardı ki bu terliğe, dümdüz spor ayakkabılarla istediği kadar hızlı yürüyordu. Rahattı ve özgürdü onlarla. Ayağındaki kot pantolonu, dümdüz spor ayakkabıları ve rüzgarın darmadağın ettiği saçlarıyla özgürdü o.
Ve o yokuştan evine doğru giderken bedelini düşünüyordu özgürlüğünün. Ve sınırlarını...
Özgür olan bedeni miydi, ruhu mu, yoksa kalbi mi? Yoksa sadece içini yiyip bitiren sıkıntıların bir nebze hafiflemiş olması mıydı onu özgür hissettiren? Beynini sıkan mengenenin gevşemiş olması mıydı? Bu mengeneyi gevşetmek için verdiği mücadelenin ilk semereleri miydi?
Bir ev belki sadece... Artık ‘’ev’’ kelime dışında ne kadar çok anlamlar içeriyordu onda. Sadece ‘’güvenlik’’ olarak düşünmüştü oysa yıllardır, evin anlamını. Ev güvenlik, araba özgürlüktü onun için yıllarca. Şimdi değişmişti kavramlar...Hayatla birlikte, düşüncelerle birlikte kavramlar da değişmişti artık...
Ayakları sızlıyordu; yorgunluktan ve açılan yaradan...
Duymadı sızlamayı; süzüldü yokuş aşağı...
Yüzünde gülümseme, saçlarında serin rüzgar ve aklında ‘’ev’’inde ılık bir duş keyfiyle...
Yorgunluk serin rüzgara karışmış; saçlarının arasında dolanıp, omuzunun üzerinden akıp gitmişti...
Hem düşünüyor, hem yürümeye devam ediyordu. Yüzünde yanından geçenlerin tuhaf bakışlarına sebep bir gülümseme vardı. İşten eve dönüş mutluluğunun gülümsemesi...
Üzerindeki kot pantolon neredeyse üniforması olmuştu artık. Sırtındaki yine eline ne geçtiyse giyip çıktığı tişörtler değişse bile, pek değişmeyen kot pantolunu, ayağında yaralar açan ve bir daha asla giymeyeceği terlikleri...Ne gerek vardı ki bu terliğe, dümdüz spor ayakkabılarla istediği kadar hızlı yürüyordu. Rahattı ve özgürdü onlarla. Ayağındaki kot pantolonu, dümdüz spor ayakkabıları ve rüzgarın darmadağın ettiği saçlarıyla özgürdü o.
Ve o yokuştan evine doğru giderken bedelini düşünüyordu özgürlüğünün. Ve sınırlarını...
Özgür olan bedeni miydi, ruhu mu, yoksa kalbi mi? Yoksa sadece içini yiyip bitiren sıkıntıların bir nebze hafiflemiş olması mıydı onu özgür hissettiren? Beynini sıkan mengenenin gevşemiş olması mıydı? Bu mengeneyi gevşetmek için verdiği mücadelenin ilk semereleri miydi?
Bir ev belki sadece... Artık ‘’ev’’ kelime dışında ne kadar çok anlamlar içeriyordu onda. Sadece ‘’güvenlik’’ olarak düşünmüştü oysa yıllardır, evin anlamını. Ev güvenlik, araba özgürlüktü onun için yıllarca. Şimdi değişmişti kavramlar...Hayatla birlikte, düşüncelerle birlikte kavramlar da değişmişti artık...
Ayakları sızlıyordu; yorgunluktan ve açılan yaradan...
Duymadı sızlamayı; süzüldü yokuş aşağı...
Yüzünde gülümseme, saçlarında serin rüzgar ve aklında ‘’ev’’inde ılık bir duş keyfiyle...
Yorgunluk serin rüzgara karışmış; saçlarının arasında dolanıp, omuzunun üzerinden akıp gitmişti...