- Kategori
- Blog
Eski defteri bulana veya getirene 100.000 YTL mükafat !

Bilinçaltı yaşadığımız her saniyeyi birebir kaydediyormuş. Bazılarınız için yeni bir bilgi olmayabilir bu, benim için öyle fakat. GEO dergisinde okudum. Yani 20 sene önce mahalleden geçen mısırcıyı, mısırın fiyatını, o gün ne giydiğini ve havanın nasıl olduğunu bile hatırlıyormuş insan aslında. Sadece bilinçaltındaki bu bilgileri bilince çağırmak kolay değilmiş.
Şimdi hepimiz bi sürü şey anlatıyoruz yaşadıklarımız hakkında. Ben başımdan geçen olaylara da çok yer veriyorum dilenci vapurunda. Bunları yazılı olarak bir yerlerde sakladığım için çok mutlu oluyorum. Çünkü ne zaman anlatacak bir şey kalmadı desem başka olaylar geliyor aklıma. Kuyudan su çekmek gibi, ben her hafta çektikçe yeni su geliyor yani. Bence bu güzel bir şey çünkü anılarımız yaşamış olduğumuzun bir kanıtı ne de olsa. Her ne kadar benim her anlattığıma inanmamak gerekiyorsa da.
Bizim okulda bir türkçe öğretmeni vardı. Gençti, kel kafalıydı. Annemi okula çağırıp "benim saçları senin oğlun döktü" demişti. Yalandı halbuki, ilk günden keldi kafası. Geçelim. Biraz değişik metodlar deneyen bir adamdı bu. Mesela kız istemeye gitmesinden, kıza ona vermemelerinden falan bahsederdi. Neden böyle yapardı bilmiyorum diyeceğim ama ben de MB de tam da onun yaptığını yapıyorum aslında. Bir farkla, benim saçlarım fırça gibi.
İşte bu Türkçe öğretmenimizin değişik yaklaşımı oldu. Sınıftan birisini seçti. Neymiş, o derste her olan biteni yazacakmış. Katip gibi. Seçtiği kişide Orkun. Çok hevesli, heyecanlı bir öğrenci kişilikti o zamanlar. Enerji maksimum. Parmak sürekli havada, sorumluluk sahibi, saçlar yandan ayrılmış falan. Neyse. Orkun yapar bu işi dedi. Sonra ne oldu, o defter, unuttuk gitti.
Bu gün aklıma geldi o defter. Hatta ben kimin tuttuğunu bile unutmşum. Elif'i aradım. O da feci inekti. Sen böyle böyle bir defter tutmuştun, duruyor mu o dedim. Ben tutmadım, Orkun'dur o dedi. "Ne yapacaksın ki sen o defteri" dedi. "Benle ilgili ya da benim dışımda da hatırlayamadığım ama hatırlamaya değer bir şeyler var mı merak ediyorum" dedim.
"Sen hocaya telefon numaranı verdiğini hatırlıyor musun" dedi. Çok şaşırdım, hiç hatırlamıyordum.
Meğer ben rahatsızlık yapıyorum diye bir öğretmen benim numaramı sormuş beni tehtid etmek için. (sıfır gibi bir şey verecekti herhalde) Not defterini çıkarmış ve "senin numaran ne" diye sormuş. Ben de 339 65 09 diyerekten telefon numaramı vermişim (hiç hatırlamıyorum) Ve bunu derken hiç gülmemişim ve gerçekten gafelte düşüp de öyle söylemiş gibi mal mal bakmışım. Tekrar sormuş elindeki defteri göstererek, tekrar telefonumu vermişim. Sonra da gitmiş öğretmen. Hep giderlerdi zaten. Elif'le telefonda çok güldük. Hatırlamıyor olmam da ilginç geldi. Mademki bilinçaltı bunları kaydediyor, birisi hatırlattığında hatırlamam gerekmez mi?
Sonrasında Orkun'u aradım. Veli Demir (Türkçe Öğretmeni) el koydu o deftere diye hatırlıyorum dedi. Şimdi Orkun'la defteri arayacağız. Bulamazsak Veli Demir'in peşine düşeceğim.
Ne kıymetli deftermiş. Öyle sanıyorum ki herkes için kendi bloğuda çok kıymetli olacak yıllar yıllar sonra. Şarap üretmek gibi yani. Hem Ferhan Şensoy'un bir lafı var. "Ana belleğin anasını bellemeyin" diye. MB'ye bir nevi harici hard disk muammelesi çekmek ne kadar doğru bilemiyorum. Fakat blog kelimesinin tanımında e-günce yerleştirildiğine göre sanırım ki yaklaşımım yanlış değil.
Bir de geçen haftaki dilenci vapurunun sonunda bir arkadaşla yorumlaşırken çok üzüldüğüm bir yanlış anlaşılma olmuştu. "Hayatta en komik durum, senin içine düştüğün durumdur" demiştim ben. Aslında kastım şuydu, gerçek deneyimler daha komik, okunası, samimi, paylaşımcı oluyor. Her ne kadar benim yazdığım hiç bir şeye inanmamak gerekiyorsa da, geçen aylardan ve yazılan yüz küsür blogdan sonra, bu işin daha iyi anlamaya başladım gibi geliyor bana.
Bir de şu defteri bulsam, ne güzel olacak.
Sevgiler.
K.
Not, Türkçe öğretmenim Veli Demir, yazdıklarıma sürekli düşük not vermek suretiyle beni yazmaktan soğutmuştu. Ola ki ismini google dan falan aratır da bu yazıya bir ihtimal ulaşır diye yazıyorum. Sevgili Hocam, verin defteri öpeyim elinizi de barışalım.