​ Eski defterler (3) / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '07

 
Kategori
Sivil Toplum
 

Eski defterler (3)

Bu da eski defterlerden üçüncüsü…

X X X

BUNLAR DA HAZIRLANMALI...

AB’den aldığımız müzakerelere başlama tarihi, AB sürecinin ikinci bir başlangıcı. Bunu biliyoruz ve hiçbir zaman da küçümsenmemesi gerekir diye düşünüyorum.

Ancak, bu sürecin sonu için elbette kaygılarımız var. Bunları da yok saymamız mümkün değil. AB üyelerinin tutumları, gelecek için bizi kaygıdan alıkoyamıyor. Bu nedenle de gelecek için kaygılıyız...

Ortaya çıkan “METİN” de, istediğimiz alacaklarımızı, tam olarak alamadığımız ortada. Ama bu yaşamanın ve Türkiye’nin geleceğinin de elbette sonu değil. Olmaması da gerekli.

Burada önemli olan şu; ne yaptığımızı ve ne yapmak istediğimizi tam ve net olarak ve MİLLETE de aynı şekilde anlatarak ortaya koymaktır.

Önümüzdeki uzun zaman dilimi içinde, Başbakanın da dediği gibi, kim öle kim kala. Ama bizim ÖLMEYECEKMİŞ gibi davranmamız ve ona göre programımızı yapmamız gerekir.

Bakınız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulana kadar HASTA ADAM olarak tanımlanan ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu, Avrupalıların her zaman bölüp parçalamak istedikleri bir ülke olmuş, sonunda da bunu başarabilmişlerdir. Ancak, ATATÜRK ve silah arkadaşlarının önderliğinde yürütülen KURTULUŞ SAVAŞI sonrasında kazandıklarımız ile bu günlere kadar geldik. O gün kazandıklarımızı, bu gün kaybetme niyetinde hiç değiliz ve bunların kaybedilmesini isteyecek bir MİLLETİN de olması mümkün değil. Her ne kadar içimizde ENTELLEKTÜEL AYDINLARIMIZIN (!) bilerek veya bilmeyerek bazı çabaları olsa da... Yine içimizde bizleri bölmek ve parçalamak isteyen ve güçlerini de AB ülkelerinden alanlar olsa da... İnançlarımızı kullanarak da yapmaya kalksalar da...

Değerli milletim...

Hal böyle olunca, geleceğimiz ve gelecek kuşakta Türkiye’de yaşayacak çocuklarımız için bu günden yapacağımız her iş ve atacağımız her adım bundan böyle daha da önem kazanmıştır...

Şu iyice bilinmelidir ki; Avrupa’nın bize ihtiyacı vardır. Bu bizim için sağlam bir KOZ olarak bir kenarda durmalıdır. Ancak bize ihtiyacı olan Avrupalının, bizden de büyük bir korkusu vardır, her ne kadar Türkiye olarak niyetimiz korkutmak olmasa da...

Avrupalı, ne bizden vazgeçmekte, ne de içine almak istemekte. İstiyor ki, Türkiye, her zaman yanı başında olsun ama içinde olmasın.

Bizim de istemediğimiz bu...

Önümüze konacak konuların birçoğu, Dışişleri Bakanı hemşerimiz Abdullah GÜL’ün dediği “Biz mağlup bir ordunu komutanı mıyız ki bize böyle davranıyorsunuz...” sözünün altında yatmaktadır. Avrupalı, bizi kullanmak istiyor.

İstiyor ki, Türkiye her zaman Avrupa’nın yanında olsun, içinde olmasın ve başka bir blok ile de işi olmasın.

Var mı böyle bir şey...

Türkiye, Avrupa’nın ve Avrupalının oyuncağı olamaz ve olmamalıdır da.

O halde değerli MİLLETİMİN değerli EVLATLARI...

Gelin DEVLET ve MİLLET olarak Avrupa’nın bu oyununu bozalım.

Nasıl mı bozalım?

Bir taraftan AB ile görüşme sürecini sürdürürken, diğer taraftan bu güne kadar yapmadığımız veya gereği kadar ilgilenmediğimizi sandığım ve hatta yaşadığım dünyanın diğer yüzüne yüzümüzü dönelim.

Dünyanın öteki yüzünde ne var, ona bakalım...

Dünyanın öteki yüzünde, AVRUPA’dan da büyük bir KARA PARÇASI var... Ve işin ilginç tarafı, o dünyada bizi anlayacak insanlar Avrupa’dan daha da fazla...

Biz bu güne kadar AB sevdası yüzünden buralara dönüp de bakmadık, bakamadık bile... Oysa bizim geleceğimizin bir ucu da dünyanın bu tarafında.

Hem dünya üzerinde KÖPRÜ olacaksın, hem de yüzünü, KÖPRÜNÜN öteki tarafına çevirmeyeceksin. İşte doğru olmayan bu. Bizim “Yanlış yapıyoruz, eksik yapıyoruz, hatalı davranıyoruz, gözlerimiz kör mü, göremiyor muyuz...” dediğim şey bu...

Zaman zaman yaşadıklarımı buradan yazdım...

Dedim ki “Efendiler, bizim dönüp de bakmamız gereken bir de DOĞU tarafımız var. Buradaki insanların ve devletlerin bize her bakımdan ihtiyacı var. Dönün, dönün de bir de bu tarafa bakın...”

Yeteri kadar bakan olmadı. Bakanlar da yan gözle ve önemsemeden baktılar... Dahası, bu ülkelere bakanlar, her nedense hep ENDİŞE ile KUŞKU ile baktılar. Bir türlü GÜVEN oluşturamadılar. Oysa DOĞU, Avrupa’lıdan ve Avrupa’dan bize daha yakın ve daha EMİN idi... Bunları hep yaşadım ve gördüm.

Demem o ki; bir taraftan AB ile ilişkilerimizi sürdürürken, diğer taraftan da başımızı bir de öte tarafa çevirelim. Biline ki, bu bakış hem ülkemizin faydasına hem de AB üyelerinin dikkatine değer olacaktır. Bu süreç içinde devletimiz, bu bölgeler ile de ne yapacağı konusunda politikalar geliştirmelidir. Ülkemiz ve Milletimiz olarak da oluşturulacak olan politikalara destek verme ve harekete geçme konusunda da daha duyarlı olmalıyız. Hatta Devletin hazırlayacağı politikaların önüne geçmeli ve GİRİŞİMCİLER olarak da ekonomik girişimlerimizi, şimdiden o yöne doğru kaydırmalıyız.

Bunları dikkate almakta fayda var...

Göreceksiniz ki, zararı olmayacaktır. Gizli kalmış ve farkında olmadığınız güçlerinizi ortaya çıkar EY MİLLETİM, bu senin geleceğindir, çocuklarının geleceğidir.

AB, seni sömürmeye çalışıyor, sen sömürülme... Gözünü aç ve gör...

Neyi mi göreceksin?

Geleceğini ki, o gelecek senden çok senin çocuklarına ait... Hiç değilse onların geleceği ile oynamayalım, onların geleceğini karatmayalım...

(22 ARALIK 2004)

Yenileme tarihi: 28 Mart 2007

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..