- Kategori
- Anılar
Eski fotoğrafları dinlemek
Hep sevmişimdir eski fotoğraflara bakmayı. Neler neler anlatmaz ki bana... Unuttum! sandığım en özel kişileri ve olayları; aslında yüreğime gömmüşümdür sessizce. Ve fotoğraflar da unutmadığımı söyler hep... Göz açıp kapatana kadar geçen zaman içerisinde, sayfalar dolusu öykü anlatır bir fotoğraf karesi... Hem neden çektiririz ki ?... Bir anlık mutluluğu, bir nefeslik tebessümü, bir ünlem noktası kadar da olsa şaşkınlığımızı; bir ömre taşımanın, en kolay yoludur fotoğraf... Gözlerimizdeki, sadece bir anlık ışıltının nedenini ve öyküsünü, yıllar sonra ancak fotoğraflardan dinleyebiliriz en gerçekçi haliyle...
Çocukluk yıllarımızda fotoğrafların arasında bulduğumuz bir bebek resmine ilk yaptığımız ; gözleri , kulakları mutlaka kocaman noktalarla belirginleştirmektir... Ki bu fotoğrafı ellili yaşlarımıza geldiğimizde tekrar elimize alma fırsatı bulursak ; ne bebeğe acımak gelir içimizden; yüzündeki tüm delikler kocaman beneklerle kapatıldığı için. Ne de o kocaman kocaman benekleri yapan çocuğa kızmak... Dudağımızda hoşgörünün en belirgin özelliği olan küçük bir tebessüm doğar, göz pınarlarımızdaki özlem kokulu damlacıklara arkadaş...
...Anne baba, büyükanne büyükbaba, dayılar, halalar, enişteler, yeğenler tüm sülalenin bir arada olduğu ve fırfırlı eteklerin, kol düğmeli gömleklerin giyildiği bir bayram sabahının fotoğrafı...Siyah beyaz çekilen bu fotoğraf ; yılların sıcağı, soğuğu, neşesi hüznü, sevinci kederiyle öylesine renk atmıştır ki, yeşil-kahverengi karışımı bir renge dönmüştür siyah görüntüler. Beyaz kısımları ise yıllarca puslu ve özlem dolu duygularla yoğrulup sarımtırak bir renk almıştır. Fotoğrafa baktıkça neler görürsünüz neler?...Siz tabi ki bilemezsiniz büyükbabanızın büyükanneye nasıl tutkun olduğunu. Büyükannenin , büyükbaba uğruna ince hastalığa yakalandığını...Fotoğrafta yanınızda duran, sizden birazcık uzun boylu yeğeninizin başarılı bir iş adamı olduğunu ama 11 Eylül katliamından sonra artık onu bir daha göremeyeceğinizi nereden bilirsiniz ki?...
Ya o en çılgın duygularımıza gem vurmaya çalıştığımız; genç kızlık , delikanlılık ve okul yıllarımızı anlatan fotoğraf. Sınıfça hep beraber çektirdiğimiz yıl sonu resmi...Sonra her birimiz dağıldık yurdun dört bir yanına.Kimi öğretmen oldu, çağdaş çocuklar yetiştirdi boy boy...Kimi şehit düştü vatani görevini yerine getirirken...Kimi Türkiye’ye mal olmuş bilim adamı oldu, ödüllere doymayan...Kimi sahil kasabasında sessiz durgun bir hayat seçti kendine...Kimi taşrada bir memur emeklisi ve küçük bir bakkal dükkanı sahibi oldu...Kiminin gözü hep yükseklerdeydi; hırslı paragöz çıkarcı... Ve büyük hesaplaşmaların bedelini canıyla ödedi...
...Sonra bir düğün fotoğrafı...Ömür boyu süreceği vaadedilen mutluluğun ilk andaki resmi...Gelinliğin masumiyeti ve saflığı öylesine asalet yansıtıyor ki fotoğrafa. Damat bey güven duygularını yansıtan pozu ile garantiliyor aile huzurunu...Gelinin yüzündeki mahcubiyet, gözlerindeki utangaçlık ve sevdiği adama varmanın o dayanılmaz hafifliği!...Damat beyin gözlerindeki heyecan yüklü ışık! Omuzlarının geriye doğru kaykılması “ sorumluluğumun farkındayım” der gibi hani!..
...Elime geçen her fotoğraf karesinde “ geçmez!...” dediğimiz o bir anlık, bir solukluk hayatın öyküsü...Uzun uzun anlatılan birkaç saniyelik zaman dilimi... “Kimi zaman hüznü yakalamak, kimi zaman neşeyi hissetmek” demek fotoğrafları dinlemek...
Bir karelik siyah beyaz fotoğrafa sığacak kadar da olsa; yaşanmış anılarınızın olması dileğiyle...