​ Eski yeni organlar / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Eski yeni organlar

Eski yeni organlar
 

Karl Merk http://www.taz.de uploads/hp_taz_ img


Son günlerde; organ bağışı konusu beni bir hayli meşgul eder oldu.

Bir parça mantık barındıran eski kafanın karşısına dikilen duygusal yürek: Nuh diyor peygamber de diyor da; yine de bu düşünce yüreği bir türlü sarıp sarmalamıyor.

Yenilikçi akımları hazmetmek; yaşlı ağacı eğip bükmek kolay olmuyor. İyi niyete inanmak; iyi niyetin varlığına inanmak; çetrefilli bu zaman diliminde cesaret istiyor.

Ağacın dalı budanır, yenisi fışkırır.

Yılan derisini değiştirir, arkasına bakmadan çekip gider.

Kanadımızı kolumuzu, yitirdiğimizde; derimiz yanıp tutuştuğunda…

Canımız yanar; derman ararız.

Kısmetimizde varsa, tez elden derdimize çare bulunur.

Ya yoksa…

Allah kimseye böyle bir talihsizliği reva görmesin.

Yalnız ve yaralı; kimse devanın peşinden koşturmasın.

Doğa insanoğlunu örnek alır mı?

Böyle bir şey görülmüş mü?

Kâğıt vazgeçilmez bir icat aynı zamanda olağanüstü sabırlı.

Yaz yazabildiğine itirazı yok.

Kâğıdı ağacı yılanı sevebilmek; herkese nasip olur mu?

“Ayak takımını iptal eden, kulaklarını tıkayan zeki yılan!”

Dünyanın gürültüsüne patırtısına kulak asmadan, hissederek yaşamını idame ettiriyor.

Bizler de sağlıklı kulaklarımızı kullanmadan yaşabiliyoruz; işimize geliyor ama kollarımız olmadan; başkalarının yardımına, merhametine muhtaç kalıyoruz.

Yaşı yetmiş işi bitmiş…

Diğer bir yanda yedi yaşında hasta çocuk, bağış bekliyor.

Mantık ve neşter kimden yana işler; yolun başındaki ümit eder, sonuna doğru yaklaşan bir gün bir gündür der.

İkisi de can taşır!

Beyin; görevden çekilirse; amenna!

Düğmeler kapanabilir.

Bunun dışında; yaşlı hasta, genç hasta demeden; tıbbın beyaz melekleri ellerinden geleni esirgememeli.

Göç etmek…Allahın emri!

Hastalık, yaşlılık olmasaydı…

Hastanesiz, doktorsuz, antibiyotik ve aşısız…

Kobaylar, laboratuarlar, şırıngalar, iğneler, yara bantları; pilli kalpler ta tü ta tü yaparak yürekleri hoplatan çığırtkan imdadı sıhhiyeler…

Onlarsız nasıl bir dünyamız olurdu kim bilir?

Tüm bu düşüncelerin sebebi günahı “Karl Merk” adında talihsiz aynı zamanda talihli bir kulun yaşadıkları…

İki kolunu birden kaybeden bu insana talih garip bir şekilde gülümser.

O sıralarda, hayata veda eden bir kulun ailesi: Artık kola kanada ihtiyaç duymayanın uzuvlarını Karl Merk’e bağışlar.

Çok sempatik yüzlü beyaz melek Prof. Christopf Hönke organ nakli işlemini başarıyla gerçekleştirir.

Hastasıyla birlikte bisiklete binmesi mi çocuksu içten gülümsemesi mi ya da başarılı bir ameliyatı gerçekleştirmiş olması mı?

Hepsi bir araya gelince… Sempatik görünüyor insanın gözüne.

Sıcağı soğuğu hissedebilen “armağan” kolları hareket ettirebilen orta yaşlı adam mutlu; bağış yapan aile ile tanışmayı arzuluyor.

Teşekkür etmek için…

Aile: Kollarla karşılaşmak istiyor mu? Şimdilik suskunlar.

Bu arada; özel eldivenlerin yardımıyla bisiklete biniyor.

Tek başına değil, sempatik Prof. Christopf bisikletin arka tarafına oturarak Karl’ın sevincini paylaşıyor.

Bir bakıma kul Karl Merk talihli sayılmaz mı?

Ne biçim bir duygu?

Yabancı kolların arasında; yaşama sarılmak, bir hediyeyi ömür boyu omuzlarda taşımak!

Kollar kanatlar kırık olsa da, yerinde durdukları için şükretmeliyiz.

Sempatik bir prof. ve bağış yapan bir aile bulmak kolay olmayabilir.

Ömür boyu terapi, kontrol, ilaç masraflarını üslenecek bir kuruluşa da ihtiyaç var. Bunu da unutmamalı!

Sizler organ bağışı konusunda neler düşünüyorsunuz bilemem.

Ben; henüz yerimi tam olarak bulamadım. Tuhaf bir ikilem içindeyim.

Kararsızım.

Alev meisel

Kaynak:

Kanal DW/ Redaksiyon: Judith Hartl

27. Ağustos 2009 Perşembe 15.19 Kuşadası/ İnternetsiz Köy

 
Toplam blog
: 584
: 853
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi! Nasıl YAZAN oldum. 'Yalnız doğar, yalnız göçer' eskile..