​ Eskilerden 2: Mestane Hanım’ın fındıkları / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '13

 
Kategori
Anılar
 

Eskilerden 2: Mestane Hanım’ın fındıkları

Eskilerden 2: Mestane Hanım’ın fındıkları
 

neredekal.com


 Mestane Hanım ,  Gönen’de kapı komşumuz. Kendisi kocasının ölümünden sonra gelip buraya yerleşmiş.

Belli ki,  İstanbul’un hay-ı huyundan bıkan çok yaşlı insan var. Koca kentin gürültüsüne , koşturmasına bir yaştan sonra dayanamıyorlar ve kendilerine kaçacak bir yer arıyorlar.

Mestane Hanım aslında , Doğu’lu bir ailenin gelini . Doğu’da yaşamak, doğru dürüst iş tutmak kolay mı?  Bir süre dayanmışlar ve koca karısına bir gün “İstanbul’a gidiyoruz”, demiş ve trenle, tıngır mıngır kaç günde gelip, Haydarpaşa’ya dayanmışlar. İstanbul’da Üsküdar’da kendilerine bir hayat sahası bulmuşlar. Adam ticarete atılmış, durumları oldukça düzelmiş , bu arada tam beş çocukları olmuş.

Mestane Hanım bu hikayeleri,  ziyarete geldiklerinde benim  babanneme anlatıyor. O da durmadan dinliyor.

Mestane Hanım’ın anlatmasına göre, adamının hali hal değilmiş; çekilecek yanı yokmuş. Kadını çok kıskanırmış, evde bile kapalı gezdirirmiş. Dışarıya çıkarmak mı? Aman ha… Kadının bütün ömrü ahvadı  bir bahçeli evdeki kapalı odalarda geçmiş.

Neyseki evin güzel bir bahçesi varmış; bahçesinde çeşitli meyve ağaçları , özellikle iri elmalar varmış. Adam, akşam geldiğinde dışarıdaki eyvana oturur önündeki ağacın elmalarını sayarmış. “Bir tanesi eksilirse senin gözünü patlatırım…” diyerek karısını da tehdit edermiş.

Kadına bu arada hiç de Türkçe öğretmemiş. Öğretmemiş ki, konu komşuyla ilişki kurup, evdeki baskıyı anlatmasın, diye…

Ne yapsın Mestane hanım.. Onun da tek eğlencesi, evlerinin bahçesi imiş… Ancak orada nefes alabilir, biraz eğlenebilirmiş… Eyvana oturur, çevresini seyredermiş.

Gündüz vakti, dışarıda Mestane hanım eyvanda oturup, meyvelerin, elmaların bekçiliğini yaparken, yoldan geçen bir velet, bahçeye atlamış, ağacın üzerindeki koca elmayı çekip aldığı gibi kapıyı çarpıp dışarı çıkmış. Mestane Hanım’ın gözleri faltaşı gibi açılmış. “Aman Yarabbi.. Ne yapsın!”  Adam, geldiğinde elmaları sayacak ve bir tanesi eksik diye, kendisine bir sürü sopa çekecek… Bu aklına gelince, hemen dışarıya fırlayıp, çocuğun peşine düşmüş ve elmayı elinden çekip almış, oğlanı orada sersem sepelek bırakarak , bahçeye dönmüş… Doğru merdivene ; elmayı ince bir iple ağacın dalına bağlamış, görünmesin  diye de yanına bir iki yaprak koymuş. Ondan sonra , bakıp “Ohh…” çekmiş.

Adam , akşam eve geldikten sonra eyvana çıkmış, oturmuş;  yine meyve ağaçlarını ve çok sevdiği elmalarını saymış, rakam tamam… Kahvesini höpürdetmiş, içi o akşamlık da rahat etmiş

Bir keresinde adamı onu, Sirkeci, Mısır çarşısına baharat almaya götürmüş de, dönüşte “Sağa baktın… sola baktın…” diyerek  bir güzel  sopa atmış. Kadın da yüzü gözü morluklar içinde bir daha dışarıya çıkmaya yemin etmiş.

Ancak yılda bir kez , Gönen Kaplıcalarına geliyorlarmış. Adamı orasını seviyormuş, romatizmasına iyi geliyormuş. Mestane Hanım’a da konu komşulara oturmalık gitmesine izin veriyormuş. Mestane Hanım’ da bu kenti çok sevmiş; burada  İstanbul’dan daha çok rahat etmiş . Adamı da çok sevmiş ki buradan da bir daire almış.

Mestane Hanım’a İstanbul’da hayat canına yetmiş. O kadar çok sopa yemiş, öylesine baskılara maruz kalmış ki, kendi kendine , Allahın huzurunda, söz vermiş:

“Allahım şu adam bir ölsün, içeriki odaya gidip, göbek atacam…”

Eee Büyük Allah, gariban kullarının sözünü işitmez mi ? Bir süre sonra vakti zaman olmuş, adam ölmüş.

Adam içerde yatıyor. Daha kaldırılmamış… Ne yapsın Mestane hanım? Bir de Allaha verdiği söz var… İçeriye gidip , bir güzel fındıkları kırmış… Şakır da şakır… Ohh göbekleri atmış.. Adamdan kurtuldum , diye…

Eşini kaybettikten sonra , kendi durumu da bozulan Mestane hanım, gelip Gönen’e yerleşmeye karar vermiş. O gün bugündür Gönen’de… Ara sıra , babannemi görmeye gelir ve eşi öldükten sonra nasıl  fındık kırdığını, nasıl göbek attığını anlatır. Bayağı mutlu olur.

Neyse ki Mestane Hanım’ın beş tane çocuğunun her birisi de okudu, yararlı meslekler kazandılar. Artık yılın belli günlerinde annelerini ziyarete gelirler , onun ellerinden öperek, ona saygılarını gösterirler.

İşte kadınlarımız, kızlarımız… Onlar ne kadar fedakardırlar. Evin yaşaması için ellerinden gelen her şeyi yaparlar; bazen, her işkenceye de razı olurlar.

Ama bir yere kadar.

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..