​ Etnik ayrılıkçılığa karşı çözüm önerileri / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '11

 
Kategori
Siyaset
 

Etnik ayrılıkçılığa karşı çözüm önerileri

Etnik ayrılıkçılığa karşı çözüm önerileri
 

Etnik ayrılıkçılık, ulusal bütünleşmenin karşısında dil ve ırk ayrılığını koyan ve bu farklılığı siyasal ayrışma için kullanan bütün hareketlerin adıdır. Özünde ırkçıdır ve metodu da istisnasız, şiddettir. 

Etnik ayrılıkçılıkla mücadelede iki nokta önemlidir: 

Birincisi ulusal bütünlüğün ve egemenliğin korunması konusunun tartışmasız ve tavizsiz savunulması. 

İkincisi etnik ayrılıkçılığın şiddet yöneliminin kesin şekilde ortadan kaldırılması. 

Kendi ülkenizin ulusal bütünlüğünü, etnik ayrılıkçı mülâhazaların tartışmasına açtığınızda, şu mesajı verirsiniz: “Beni uygun gördüğün her yöntemle ortadan kaldırabilirsin!” 

Nitekim etnik ayrılıkçılığın sözde siyasi kanadının yaptığı şey budur: Bir ülkede siyaseti teminat altına alan, hukuk sağlayıcı, ulusal egemenliğe karşı, bu teminatı suiistimal etmek, emniyeti suiistimal etmek. Emniyeti suiistimal etmek, sözleşmeler için hırsızlık ve dolandırıcılık olarak değerlendirilirken ulusal siyasette ve vatandaşlık hukukunda buna “vatana ihanet” denir. 

İnsanların sizin siyaset yapmanızdan muratları, onların hayatını fiilî şiddete başvurmadan fakat fiilî şiddeti överek ve onları bu şiddetin tehdidiyle yok etmeye çalışmanız değildir. Siyasetin ve ifade hürriyetinin sınırı, hayatımızı kendisine göre şekillendirdiğimizi ulusal değerlerimiz ve normlarımıza mutlak bir saygının gösterileceğine dair aramızdaki mutabakattır ki milletvekillerinden bürokratlara kadar yönetim aşamasına dahil olan herkesin bir yeminle göreve başlamasının sebebi budur. Dolayısıyla ulusal çapta bir yönetim erkine üye olan fakat bir yeminin gereklerine aykırı hareket eden kişi yalan, emniyeti suiistimal, sözleşme ihlali, dolandırıcılık gibi suçları işlemiş sayılır, sayılmalıdır. 

Bundan dolayıdır ki ulusal devletimizin üstüne temellendiği değerleri, kendilerine göre gayri meşru kabul edenlerin, siyaset yapmalarına izin verilemez, verilmemelidir. Bundan dolayı demokrasileri kuran ulusal çoğunluklara karşı, yabancı korkusuna, bir grubun etnik saflığına dayanan farklılığına ve dil farklılığına dayanarak siyaset yapılmasına izin verilemez, verilmemelidir. Ulusal bütünlük ve egemenlik oy sayılarının, gruplaşmaların ve kabileleşmelerin tartışma konusu yapılamaz. Türkiye’nin etnik ayrılıkçıkla ilgili ilk yapması gereken şey, ulusal bütünlüğü gayri meşru sayarak tartışmaya yönelen her türlü hareketi Anayasal olarak kesin ve temelli şekilde yasaklamaktır. Türk Milleti’nin ortak değerline karşı hiçbir etnik grubun rekabetine ve egemenlik paylaşımı talebine izin verilemez. 

İkinci olarak etnik ayrılıkçılığın olmazsa olmazı şiddet unsuru, hukuksal hiçbir teminattan yararlandırılmadan, fiilen ve derhal yok edilmelidir. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi etnik ayrılıkçı terör, sadece Türk vatandaşlarından oluşmamaktadır. Dolayısıyla bizim hukuk şemsiyemiz altında olmayanların düşmanlıkları korunamaz. İkincisi kendi vatandaşlarımızın etnik teröre mensubiyetleri esnasında, zaten kimlikleri imha edilmekte ve vatandaşlık bağları oracıkta reddedilmektedir. Bu durumda etnik terör örgütü açık bir düşmandır ve düşmanın, ulusa karşı korunacak herhangi bir hakkı olamaz. 

Bundan dolayı etnik ayrılıkçılığın şiddet unsurları kesin ve tartışmasız şekilde görüldüğü yerde yok edilmelidir. Bu unsurlara fiili destek veren şehir yapılanmaları kamusal haklardan ve sosyal güvenlik şemsiyesinden mahrum edilmelidir. Yapılan fiilin derecesine bağlı olarak bu unsurların vatandaşlıktan çıkarılması, birinci derece yakınlarına tahdit konulması gerekebilir. Etnik ayrılıkçılığın çocuk unsurları ailelerinden derhal alınarak rehabilite edilmeli, bu ailelerin sosyal yardımları derhal kesilmelidir. Gündüz çocuğu polise taş ve Molotof atan ailenin gece devlet hastenesinden yararlanması Türk devletinin etnik terörden korktuğu intibaını halkta uyandırmaktadır. Hiçbir hak sorumluluktan ayrılamaz ki Türk vatandaşlarının ilk ev tartışılmaz sorumluluğu, Türk ulusal egemenliğinin korunmasıdır. 

Ülkemizde herhangi bir etnik grubun “hakları” konusunda yapılabilecek tek meşru siyaset, Türk bayrağı, dili, ve hukuksal tekelinin korumasının kayıtsız şartsız kabulü kaydıyla, herhangi bir etnik grubun, şiddet ve ayrılıkçılık içermeyen her türlü ifade hürriyeti vasıtasından, kendi kültürünü korumak ve sürdürmek için yararlandırılması siyaseti olabilir. 

İfade hürriyeti hakkı silâhla savunulamaz. İfade hürriyeti hakkı, ulusal egemenlik reddedilerek savunulamaz. İfade hürriyeti hakkı, ırksal egemenlik paylaşımı fikriyle savunulamaz. İfade hürriyeti hakkı, şiddete dayanmayan ve ulusal hukukun dayandığı temel haklar karinesine dayanılarak ve ulusal hukuk içinde savunulabilir. Bunun dışındaki her yöntem ve amaç, gayri meşrudur. 

Israrla ulusal egemenliğimizi reddedenlerin görüşleri, dayandıkları kitlesel destek ve şiddet tehdidinden dolayı, tartışmaya konu edilemez ve meşruiyet alanına sokulamaz. Bu fikirlere karşı devletin zor kullanma gücü istisnasız ve kararlı şekilde kullanılmadıkça, demokrasi ve insan hakları etnik ayrılıkçılarca istismar edilecek ve daha kötüsü şiddetin ve tehdidin, bir ülkenin yönetiminde meşru bir etki aracı olduğu kanaati, etnik gruplarda yerleştirilecektir. Bunun sonucunda her türlü ifade hürriyeti uygulaması etnik terörün bir kazanımı, zaferi olarak tanıtılacaktır ki buna izin verilemez. Bir fikrin meşruiyeti onun dayandığı kitlesel çoklukla sağlanmaz. Bir ulus büyük bir kitlenin kendisine yönelttiği düşmanlığı demokrasi ile değil, düşmanlığın metotlarıyla karşılar. Demokrasi düşmanlar arasında değil, kendi evimizin halkı arasında bir uzlaşma metodudur. 

Bir savaşın bitirilmesi iki yöntemle olur ya galibiyet veya mağlubiyet. Türk devletinin, etnik ırkçıların demokrasi istismarına karşı her cevapsızlığı, zımnen, onun mağlup sayılması kanaatini güçlendirmektedir. “Silahla bu iş olmuyor!” saçmalığının dayandığı çarpık mantık budur. O halde Türkiye Cumhuriyeti için tek seçenek, tamamen ve tartışılmaz şekilde mağlup edilmedikçe düşmanını kesin şekilde yok etmektir. Bunun ne kadar süreceği nin önemi yoıktur. Önemli olan Türk ulusunun egemenliğinin düşmanlaırnca tehdit edilmesinin engellenmesidir. 

Bir sözde siyasetçiye, “Dağdakiler olmasa sen orada iki ay duramazsın!” diyen bebek katili, bu sözleri ile etnik ayrılıkçılığın silah tehdidinin, bir an önce ve amansızca yok edilmesinin önemini, ağzından kaçırmıştır. Bu şu demektir: Arkasında silah tehdidi olmayan hiçbir etnik ırkçı, ulusal egemenliğimizi kolayca tartışmaya açamayacaktır. 

Etnik ayrılıkçılık ve terörle mücadele aşama aşama gerçekleştirilmelidir. Öncelikle hastalığın fiziki unsurları, uzlaşmasız şekilde ortadan kaldırılmalıdır. Daha sonra etnik ayrılıkçılığın hukuken suç olduğu tespit edilip “Hıyanet-i Vataniyye Kanunu” yürürlüğe tekrar sokulmalıdır. Daha sonra bu unsurların destekçilerinin maddi ve sosyal imkanları ortadan kaldırılmalıdır. Özellikle son aşama artık hükümetler üstü bir devlet politikası olarak sürekli gözetilmeli ve uygulanmalıdır. Etnik kimliklerinin kültürel unsurlarını Türk hukukunun ve ulusal egemenliğinin tekliği ve teminatı altında yaşatmak ve bu hukuka saygı duyarak yaşamak isteyenler için ise vatandaşlık hukuku açısından hiçbir sorun yoktur ve olamaz. 

Bu esaslara dikkat edilmeden Türk vatanında terörün bitirilmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti bir yol ayrımındadır. Terörün silahlı unsurları, bu ülkede ellerini kollarını sallayarak kimlik kontrolü yapabildiği müddetçe, gönderine Türk bayrağı asılı bankaların, okulların, hastanelerin, lojmanların ve hatta karakolların var olmasının bir önemi yoktur. Kanunlarını ve hukukunu reddeden ve bunlara savaş açtığını ilan edenlerin kovuşturulamadığı bir ülke, fiilen elden çıkmış demektir. Umalım ki çok geç kalmış olmayalım. 

 
Toplam blog
: 153
: 503
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....