​ Evde para yok / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '07

 
Kategori
Sosyoloji
 

Evde para yok

Yazıya başlık olarak aldığım bu cümle gündelik yaşamda, ev yaşantısı olan hemen herkesin kullanabileceği türdendir ve çoğu kez, karşımızdaki bu cümleyi söylediğinde duymayız bile. Nasılsa gereği yapılacak diye düşünür. Dikkat çekmemesi doğal.

Ancaaaaak; bu cümle, zemherinin ortasında, dünya metropollerinden sayılan İstanbul, ’un en işlek caddelerinden birinde, güvenlik güçlerince yapılan sıkı ve başarılı(!) bir operasyon sonucunda derdest edilen , korku ve soğuktan büzüşmüş, benzi solmuş, soluğu kesilmiş ve gözlerindeki umudu daha şimdiden söndürülmüş yedi yaşındaki bir çocuktan duyulduğunda yürek paralayıcı bir feryada dönüşür ansızın..Ve hala, sol memenizin altında henüz kararmamış bir cevahir taşımaktaysanız, orada büyük yangınlar, yıkımlar patlak verir, beyniniz uyuşur, gövdeniz kaskatı kesilir, söz biter, sözle birlikte siz de…

İstanbul Valiliği ve bünyesindeki ilgili kurumlar, İstanbul caddelerinde satış yapan çocukları toplama kararı almış ve önceki gün bu karar uygulamaya konulmuş.

İlk bakışta makul bir uygulama gibi görünüyor..

Olaya nereden baktığınız ve onu gerçekleştirme yöntemleriniz önemli.

Başbakan Etopya gezisinde, canı kızı ile birlikte, teneke evlerdeki sefil yaşama tanık olmuş ve, “insanlığımdan utanıyorum” demiş iken, senin biricik kentin, medar-ı iftiharın İstanbul’un caddelerinde, oradaki çocuklardan pek bir farkı olmayan çocukların kağıt mendil satarak ev yaşamına katkıda bulunmalarına göz yumacak değilsin her halde. Demezler mi, “kendi gözündeki merteğe bak” diye..

İstanbul’a göçün engellenmesi yönünde dahiane “vize” fikrinin de bu aralıkta telaffuz edilmesi tesadüf olmasa gerek.

Zamanlama iyi!...

Olay şöyle gelişiyor: Uzunca kovalamalardan sonra çocuklar teker teker yakalanıp arabalara istifleniyor. Bir erkek çocuk, yedi yaş civarında, direndikçe direniyor arabaya binmemek için. “Sosyolog” ablası(!) onu iknaya çalışıyor ama, çocuğun kolunu öyle bir çekiştiriyor ki, dersiniz kol kopacak. Göstermelik şefkatın(!) hemen oracıkta sırıttığına yüreğinizden parçalar koparak tanık oluyorsunuz.

Soğuktan büzüşmüş o minnacik bedeni ite kaka arabaya tıkıştırdıktan sonra derin bir “oooooh!” çeken görevlinin muzaffer(!) edası görülmeye değerdi doğrusu…

Bu çekiştirme sırasında şu dialog gelişiyor:

-Seni baban mı gönderiyor satış yapmaya.

-Hayır ben kendim geldim.

-Peki neden

-EVDE PARA YOK

-Parayı ne yapacaktın peki.

-Ameliyat olacaktım.

-Ne ameliyatı..

-Fıtık!……


Yine bitiyor söz!....

Bu çocuğun anlattığını basit bir kurgu olarak görenler olabilir. Onları tek bir kelamım yok..

Bundan bir süre önce, yine İstanbul’un anlı şanlı bir alışveriş merkezinde, bir kız çocuğuna yapılan işkenceleri, yazarlarımızdan Esma kardeşimin’ın konuyla ilgili yazısı yeter derecede uyarıcı olmalıdır, izlerken esas o zaman, kuşkusuz Etopyalı çocuklar için de, “insanlığından utanması” gerekenlerin bu hicabı duymaları bir yana, “arkası yarın” tefrikalarına taş çıkartacak biçimdeki uygulamalar içinde olmalarını vicdanına sığdıramayan okuyucuların nazarı dikkatini celbetmek istiyorum.

Bu çocukların durumu vicdanlarda kanayan yaradır.

Ancak, çözümü, onları bu şekilde afişe ederek, haysiyetleri ile oynayıp geleceklerini karartarak aramak ateşe benzinle müdahale etmekten farklı değildir.

Bu sosyo-ekonomik ilişkiler, bu adaletsiz gelir dağılımı, bu eğitimde fırsat eşitsizliği, bu sağlık hizmeti kalitesizliği , bu sosyal güvencelerden yoksunluk ortada iken , İstanbul’daki sorunların çözümünün, esasen, Anadolu’dan geçtiği gerçeği artık kendini ayan beyan göstermiş iken, İstanbul sokaklarına o çocukları yakıştıramayanların bulundukları yerlere yakıştıklarına dair olur beklemeleri boşunadır.

Palyatif çözümler, çözümün önünü tıkar.

Sorun İstanbul sorunu değil, Anadolu, Türkiye sorunudur…

Göçün kaynağı fukaralıktır, çaresiz bırakılmışlıktır.

Dün çocukları toplattın, bugün belki sokağa çıkmayacaklar.. Yarın belli değildir…

Bütün saha bataklık iken tek tek sivrisinek avlamakla hastalığın önü alınamaz.

Sadece, ama sadece bu basit gerçeğe dikkat!....

 
Toplam blog
: 36
: 668
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..