- Kategori
- Sosyoloji
Hepimiz "ne"yiz?
Malûm sloganla birlikte kafalar fena halde karışmış görünüyor. Ben bu durumu çok normal görüyorum. Daha sloganı ilk duyduğum anda "Güzel ve anlamlı. Fakat Türkiye bunu kaldırmaz, zihinler hazır değil" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Aynen dediğim gibi de çıktı.
Önce sert tepkiler geldi, sonra savunmalar... Savunanlar, karşı çıkanların sloganın manasını anlayamasını bir türlü anlayamadılar. Bir çok örnek var ama ben daha bugün Ece Temelkuran'ın köşesinde okuduğum satırları buraya taşıyayım:
"Dün Can Dündar yazdı, pazar günü ben yazdım, bizler yazıyoruz. Biz o sloganla ne kastettik, bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama mesele ne bizim anlatamayışımızda ne de onlarda anlama kıtlığı var.
'Hepimiz Hrant Dink'iz! Hepimiz Ermeniyiz!' sloganını ilkokul düzeyinde eğitim almış, hatta hiç eğitim almasa bile bir kalbi olan herkes anlar. Bunun kimseyi Ermeni yapmayacağı da açıktır."
Temelkuran şikayet ediyor ama aşağıda kısmen de olsa sebeplerin farkına varmış görünüyor:
"Milliyetçi hislerle" doya doya yazılıp çizilen "slogana tepkiler" haberlerinden biri ilginçti. Trabzon'da oynanan futbol maçında tribünlerdeki bir pankart şöyle diyordu:
"Can dediniz canımızı verdik/Kan dediniz kan verdik/Biz bu vatanı karşılıksız sevdik/Serseri lafını hak etmedik"
Bu pankartı yazan çocuklar, 90'larda doğdular. Hayatlarında milliyetçilikten, dinden, güçten ve paradan başka bir erdem olduğunu öğrenmemeleri için her şey yapıldı. Onlara Abdi İpekçi'nin değil Mehmet Ali Ağca'nın, Uğur Mumcu'nun değil Abdullah Çatlı'nın, Deniz Gezmiş'in değil Baki Tuğ'un, Musa Anter'in değil İbrahim Şahin'in ayakta kaldığı gösterildi, iyice belletildi.
Onlar da ayakta kalmak istediler. "Varlığım varlığına armağan olsun" diye diye, "milliyetçiliğin azı zarar çoğu yarar" diye diye, Rakel'in dediği gibi "bebeklerden katiller yaratılan" bir tezgâhın içinde biçimlenip büyüdüler. Belki abileri Güneydoğu'da öldü ve cenazelerde "vatan için kurşun atan da yiyen de..." diye başlayan konuşmalar dinlediler. Ne bekleniyordu? Sonunda büyüdüler ve çoğaldılar."
Ece Temelkuran, 31 Ocak 2007 Milliyet
*****
Tepkileri anlayamayanlar bilmiyorlar mıdır ki, bu ülkede 100 yıldır, Ermeni, Rum, Yunan gibi uluslara mensup olanların insanlık dışı mahlûkattan sayıldığını zihinlere kazıyan bir eğitim sistemi vardır? Ne bekliyorlardı ki? .. Asırlık bir şartlanmışlığın (çok sarsıcı da olsa) bir cinayetle berhava olacağını mı?
Slogana ilk tepkiler gelmeye başladığında "Herhalde bunların olacağını tahmin etmişler ve bunu göze alarak böyle bir tercihte bulunmuşlardır" diye düşünmüştüm. Fakat bugün içinde bulundukları şaşkınlığa bakılırsa hiç de böyle bir hesapları olmadığı anlaşılıyor.
İyi de bir düşünün bakalım: "Ermeni" dendiğinde zihninizde ilk olarak ne canlanıyor? 1.Dünya Savaşı yıllarında Doğu illerimizde hamile kadının karnını süngüyle deşen tepeden tırnağa silahlı, karanlık suratlı bir cani mi? Yoksa aynı yıllarda geçen olayları anlatan "Küçük Ağa" romanındaki sevimli doktor Minas mı? Hangisi daha çok işlendi, bize gösterildi, öğretilmeye çalışıldı?
Meseleyi, "Bizim aydınlar böyle işte. Halktan bu kadar kopuk olunur mu? Ne olacak, hepsi batı hayranı, ne anlarlar halkın dilinden? " noktasına bağlamayacağım. Her insan zaman zaman kendi duygu ve düşüncelerini herkesin paylaştığı, en azından anladığı zehabına kapılır. Ancak asıl problem, yoğun bir tepki bombardımanı gerçekleştiğinde sloganın sahiplerinin tavrında düğümleniyor. Bu kadar gün geçti, "Ermeni" denince toplum genelinin zihninde ne canlandığını, tepkilerin asıl sebebinin de bu zihinsel şartlanmışlık olduğunu tespit eden bir tane yazı okumadım. Belki oldu da ben kaçırdım, bilmiyorum. Herkeste bir şaşkınlıktır gidiyor. "Aaa, nasıl anlamazsınız? Falan tarihte filancılar da buna benzer şeyler söylediler. Bunda ne var ki? Vah benim memleketim, meğer durumu sandığımızdan da kötüymüş..." tarzı yorumlar...
Gerçekten de, 1999 Gölcük Depremi sonrasında Yunan gazeteleri "Hepimiz Türküz" diye başlık atmışlardı. Atmışlardı ama o günün travmatik ortamında kimse o tavrın en azından bugünkü kadar üzerinde durmamıştı. Hem nasılsa biz Yunan olmuyorduk ya, o kadar da önemli değildi. Yine o günlerde "Hepimiz Türküz" başlıklarını garipsediğimi ve "Neden böyle bir slogana gerek duydular ki? Yunan kalarak bizimle dost olamıyorlar mı? " dediğimi hatırlıyorum.
Bununla bağlantılı olarak, tepkilerin ikinci bir sebebi daha var. Onu da Yeni Şafak'tan usta kalem Rasim Özdenören'den okuyalım:
" Bu ülkedeki siyasal/toplumsal/hukukî sorunların kökeninde iflah olmaz bir kafa karışıklığının yattığını her fırsatta tekrarlamaktan usanmamam gerektiğini hissediyorum. Kafa karışıklığının kökeninin de Tanzimat'tan bu yana yaşamakta bulunduğumuz kültürel kırılmayla ilişkilendirebileceğimizi artık öğrenmiş olmamız gerekiyor.
İslâm'a ilişkin kavramların, aynı kelimelerle ifade edilen Batı kavramlarıyla karşılaşıldığında, aynı anlama delalet ettiğinin sanılması, söz konusu kafa karışıklığının birincil nedeni olarak düşünülebilir. Özgürlük, insan hakları, insancıllık, din ve vicdan özgürlüğünün kutsal ve dokunulmaz sayılması vb. günümüz siyaset ve hukuk literatüründe yer bulan kavramların, sözlük karşılığının aynı kelimelerle ifade edilmiş olması, kafa karışıklığını pekiştirmeye yarıyor. Fransızca liberté kelimesinin Türkçe sözlükteki karşılığı olarak diyelim ki özgürlük veya hürlük veya hürriyet, serbestlik, özerklik gibi bir kelime kullanıldığını görünce, bu kelimenin ıstılahtaki anlamının da aynı içerik (muhteva) ile örtüştüğünü sanıyoruz. Bu vahim yanılgı o gündür bu gündür sürüp geliyor.
Son günlerde, kafa karışıklığının bir başka nedeni daha ortaya çıktı. Hrant Dink'in cenaze töreninde kullanılan "Hepimiz Hrant'ız" veya "Hepimiz Ermeniyiz" biçimindeki dövizler tartışma konusu oldu.
"Niçin Hrant oluyormuşuz, Ahmetler, Mehmetler Hrant olamaz" diyenler çıktığı gibi, Hrant olmayı kabul edip Ermeni olmayı kabul edemeyenlere de rastlanıyor.
(.....)
" "Hepimiz Hrant'ız" veya "Hepimiz Ermeniyiz" pankartlarında ifadesini bulan anlama edebiyatta mecaz veya istiare (metaphor) denir. Mecaz veya istiare olarak kullanılan kelimeler, sözlükteki anlamlarına birebir karşılık gelmez. Söylenen kelime ile amaçlanan anlam arasında fark vardır ve özellikle de bu farkın öne çıkartılması için, amaçlanan anlamın iyice kavranabilmesi için bu sanata baş vurulur. Örneğin Platon'un mağara istiaresi.. dünya anlamına gelir. Aynı istiarede kullanılan "gölge" kelimesi bu dünyadaki gerçeklik durumuna tekabül eder. Filozofun kullandığı bu istiare anlaşılmadıkça onun ne demek istediğine nüfuz etmek imkân dışı kalır.
(.....)
28.01.2007
Yeni Şafak
Üstâdın dediği gibi, "Hepimiz filancalardanız" sloganı mecazdır, terennüm etmekle gerçekten "filanca" olmayız. "Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır" türküsünü söyleyene "Amma da attın be hemşehrim, ne nefes varmış sende..." diyor muyuz örneğin? Sonra problemlerin esas kaynağına ilk paragrafta değiniyor sayın Özdenören. Tekrar vurgulayalım:
" Kafa karışıklığının kökeninin de Tanzimat'tan bu yana yaşamakta bulunduğumuz kültürel kırılmayla ilişkilendirebileceğimizi artık öğrenmiş olmamız gerekiyor."
Zaten ne olduysa Tanzimat'tan sonra oldu ya bu ülkede... Bugün yaşadığımız problemlerin büyük çoğunluğunun kökeni Tanzimat'a kadar gider, orada düğümlenir. Dolayısıyla, Türkiye'nin son 200 yılı yeniden ele alıp sorgulaması, onunla hesaplaşması gerekiyor.
Görüyor musunuz, basit bir slogan bizi nerelere kadar götürdü?
Selam ve muhabbetle...
Bülent ŞİRİN