​ Evliya Çelebi'den seçmeler 5 / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '11

 
Kategori
Tarih
 

Evliya Çelebi'den seçmeler 5

Evliya Çelebi'den seçmeler 5
 

Osmanlı imparatorluğu en güçlü olduğu dönemlerde dahi çeşitli ayaklanmalara sahne olmuştur. 17. YY da Evliya’nın bizzat tanık olduğu ayaklanmalardan söz etmemesi düşünülemezdi, işte bunlardan birisini Seyahatname’den izleyelim. Sultan İbrahim tarafından Erzurum eyaletine atanan Defterdar zade Mehmet Paşa, Erzurum’a gidip eyalet paşası olarak görev yaparken; bir müddet sonra daha düşük bir görevle başka bir yere atanacağı haberini alır ve bakalım nasıl tepki gösterir. Bu arada Evliya Çelebi’de Paşanın karargâhında çalışmaktadır, ayrıca anne tarafından akrabadırlar. 

“Bu Mehmet Paşa efendimiz Erzurum sahrasında Revan derneğine asker toplarken, İstanbul’dan Salih Paşanın ölüm haberi geldi. Çok üzülen paşanın bütün eyalet beylerine destur vererek o günü “Kasım günü” diye mahkeme siciline kaydettirdiği yazılmıştır. Paşa efendimiz de Erzurum’a girip, yanında sadece Seydi Ahmet Paşa kaldı. Bir gece yabancıların olmadığı zamanda, ziyafet yoluyla bir çok güngörmüş ağaları toplayıp, tuz ve ekmek hakkı için yemin ettirerek dedi ki:” “Ağalar! Ben Erzurum’da, Abaza Paşa gibi, bu kış ve kıyamette isyan ederek Anadolu hazine ve memuriyetlerini ele geçirip, bu kaleye kapanmak isterim. Ne dersiniz?” “Deyince, bütün ağalar: “Başüstüne, itaat ederiz!” “Dediler. Bir gecede kendileri ile iki yüz çengelli merdiven, iki bin serden geçti, işe yarar ünlü askerlerle bölükbaşılar silahlanarak hazır oldular. Şafii vaktinde merdivenler ile iç kaleye geçmek isteyince, kaledeki muhafız yeniçeriler haberdar olup, bir ağızdan: “ Yekdir Allah!” “Ala ha! … Vire… Vura! …” diye bağırıp çağırmaya başladılar. Kalenin dört tarafındaki kapı ve duvarlarını meşalelerle aydınlatıp, gülbang çektiler. İç kalede bütün topları saraya çevirip, dış varoştaki yeniçerilerin hepsini iç hisara alarak dış kalenin kapısını açmadılar. Paşanın bütün askeri ile ağalar dışarıda kalıp, Paşa da iki bin kadar adamla sarayda kaldı.” 

Yani isyan etmek isteyen Paşa, yeniçerilerin uyanması sonucu kaleye kapanma şansını kaybeder. Şehirde ikili bir yapı oluşur. İç kaleye yeniçeriler, şehre Mehmet Paşa hâkimdir. Fakat bu arada on gün sonra Hat-ı şerif ve padişah fermanı gelir. Fermanı Müsellim getirmiştir. 

"Meğer Erzurum valiliği Gürcü Koca Mehmet Paşa’ya ihsan olunmuş. Paşa efendimiz, “Allah mübarek eyleye!”deyip Müsellime elbise giydirdi. (İdam elbisesi olsa gerek) Fakir Müsellim edeplice geriye giderken halkın eteğine basmasıyla yere yuvarlandı: “Aman Sultanım! Ben emir kuluyum. Suçum yoktur. Aziz başın için beni asma!” diye yalvardı. Paşa affetti. Daha sonra Müsellim Paşa efendimize hitaben: “Sultanım! Hemen yarın sabahleyin kaleden çıkıp üç günde hazırlığınızı yapın. Mutlaka bu şehirden çıkarsınız!” deyince, Paşa efendimiz hiddetlenerek “Bre vurun şu kahpeyi! Bak a, mel’unun olmayacak teklifine… Ben destur-ı mükerrem olam! Bu da bana böyle ısrar ede! …” deyince, Çorbacı Halil ağa araya girip, Paşanın kalede bir hafta kalarak sonra gitmesine karar verildi.” 

“1057 SENESİ ZİLKADESİNİN 18. GÜNÜ ŞİDDETLİ KIŞTA ERZURUM’DAN İSTANBUL’A HAREKET” 

“Önce, Revan hanı tarafından üç bin baş kervan Yezdan baş denilen şah otağı ile geldi. Bunlar çözdürülerek şer’i kanun üzere gümrükleri alındı. Gümrük emini Tatos adlı Ermeni’nin sesi çıkmadı. Dört yüz kırk kese kadar gümrük alınıp, büyük alay ile yola çıkıldı.” 

Paşa, isyan ederken devletin gümrük gelirlerine el koyuyor. O kadar silahlı adamı varken gümrük emini Tatos efendinin sesinin çıkmamasından niye söz eder Evliya Çelebi? Demek ki merkezi otoritenin gücünden çok çekiniliyor. Bu arada çetin kış şartlarında başlayan isyan hareketinin hangi aşamalardan geçeceğini Evliya Çelebi’den izleyelim: 

“Ertesi gün İstanbul’dan Tokmak Haseki adında bir ulak şu emri getirdi:” “Sen ki vezirim Mehmet Paşasın… Senden önceki Süleyman Paşa Acem’in isyanını bildirmekle, seni eyaletin askeri ile Revan derneğine memur etmiştim. Harekette ağır davranıp, ihmalkârlık etmişsin. Gerektir ki, emr-i şerifim vardıkta bir an durmayıp, arpalık olarak sana ihsan eylediğim Kars eyaletine gidesin. O sınırları koruyup gözetesin. Alamet-i şerifime itimat kılasın.” “Emir okunduktan sonra Hasekiye üç kese yol harçlığı verilip, İstanbul tarafına yollandı. Kendisi de ne olursa olsun diyerek, Kars eyaletine gitmeyip İstanbul’a yöneldi.” “Erzincan’da üç gün kalıp, Kemah tuzla emininden ve Kuruçay subaşından tahsil ettiğimiz malları aldık. Vilayet halkı Paşa’ya büyük ziyafetler verdiler. Böylesine sevinç ve huzur içinde iken, İstanbul tarafından bir ulak gelip, Vardar Ali Paşa’nın isyan ettiğini haber verdi. Bir de mektup getirdi. Paşaya vererek, Vardar Ali Paşa, imdadına Defterdar zade efendimizi davet etti. Getirdiği mektupta şunlar yazılı idi:” 

“Benim oğlum! İbrahim Hanın veziri Hazerpare Ahmet Paşa bizi Sivas eyaletinden azletti. İstanbul’dan bütün vezirler, vükela ve ayandan mektuplar ile Valide Sultan’dan tezkereler geldi. Hepsi de:” Ayak sürüyerek deniz gibi askerle Üsküdar’a gelip şer’le davam var diye veziri, Cinciyi, müftüyü, kazaskeri, Bektaş ağayı, Çelebi kethüdayı, Müslihüddin ağayı, Karaçavuş’u, isteyesiniz “ demişler. Benim oğlum! Ben büyük askerle Sivas’tan azlolunup devlet katına Çavuş zade Mehmet Paşa oğlum, İbşir Paşa oğlum, Şehsuvaroğlu Gazi Paşa oğlum, Kütahya Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsılı üç vezir, yedi beylerbeyi, on bir mirliva ile bir ordu toplayıp gitmek üzereyim. Eğer sen de Ahmet Paşadan başını kurtarmak istiyorsan, Tokat kalesi altında seninle buluşalım. Söz ve kuvvet birliği edip devlet merkezine gidelim.” 

“Mektup okunup içindekiler anlaşılınca, Paşa bütün ağaları topladı. Onlarla konuştu. Bütün leventler: “Uğrunda ölürüz” demeleri üzerine, bu niyete Fatiha okundu. Vardar Ali Paşa ile Celali olmaya karar verildi.” Önce tuğlarla Alaca atlı Hasan ağa, bin seçme askerle zahireciler, kilerci, mutfak emini konakçı olup önde gittiler. Vardar Ali Paşaya ‘da Siyavuş ağa ile: “ İnşallah seninle birlikte İstanbul tarafına gitmek üzereyim.” Diye, mektuplar gönderildi.”  

Evliya Çelebi, Celali ordusuyla kış şartları iyice ağırlaşırken Merzifon’a varırlar. 

“Burada gece kar yağıp, tipi ve bora oldu. Askerin eli ayağı tutmaz oldu. Korkuya kapıldılar. Her ne ise, çeşitli zorluklar çekerek dört saatte Kulak Hacıköy konağına vardık. Bütün asker can atıp, sığınacak bir yer buldular. Amma köyün bütün halkı kaçmış, hiç kimse kalmamış. O gece bütün at ve hayvanlar açlıktan ölüm derecesine geldiler. Gece bir tipi, bir bora koptu ki, ta sabaha kadar beş karış kar yağdı. Güneş doğarken borular çalınıp göç var denilince, herkes borazanlara söverek kimse yerinden kımıldamadı.” 

“ İster istemez büyük bela ile tipi ve boradan çekerek, Direklbel denilen yere kadar geldik. Burada havada büyük bir değişme oldu ve son derece şiddetli bir kış başladı. Öyle ki halk canından bezip şaşkınlık içinde kaldı. Öylesine soğuk bir rüzgar çıktı ki benzeri görülmemiş… Yağan kar ve yağmura, ne hayvan ne de insan dayanamaz oldu. Ne yol belli ne iz, ne arpa ne ot!.....Asker arasında bir çok dedikodu oldu. Bütün deve katarları ve bu kadar hazine yere gömülerek, kar ve yağmur altında heder oldu. Herkesi telaş kapladı. Bağırıp çağırmaya başladılar. En sonunda önce sekbanlar, sarıca kaltabanları, Tatar askeri bayrakları açıp, her biri bir yana dağıldı. Hasılı, paşa bir türlü Direklibel’den geçemeyip, geri kalan asker ve ağırlık ile bin güçlük çekerek altı saatte Gümüş şehrine ulaştık. Şatırların gümüş kuşak ve tarlarını bu şehirde pişirip yedik. Üç gün orada oturduk. Havada biraz iyileşme görüldüğünden, yeniden hayat bulduk. Amma ateş başında oturanların gözleri görmez oldu. Evlere girilmeyip, bahçe, çatı ve dam altlarına sığınıldı. Şehir içinde on yedi kişinin eli ve ayağı dondu. Bıçak ve testere ile kesilip katran kazana yatırıldıklarında, feryatları göğe yükseldi. Fakat bu gümüş şehri halkı hepimize Hazreti Hızır gibi yetişip yol göstericilik yaptılar. Gümüşleri gibi her iki cihanda yüzleri ak ola…” “ Bu şehirde üç gün kalıp, sonra hareketle Kırkdilim denilen dağ tarafına yöneldik. Kara kar yağdığından, büyük meşakkatler çekerek o tipi ve boran içinde yola devam ettik. Sıcak Türk evlerinde Allah’ın kullarına zulüm ederek lokmacılık edip ateş başında rahat etmeyi adet edinmiş olan askerin Kırkdilim dağını aşmada dilleri kırk-elli dilim olup, beli geçmede belleri büküldü. Yüz bin zahmetle, hayvanlar yüksüz olarak Kırkdilim dağını aştılar. Amma bütün ağırlıklar, cephane, kiler, mutfak ve kap kacak gibi şeyler, cephane ve hazine sandıkları kar üzerinde kaldı.” “Yine paşa kethüdası ihsanlar dağıtarak ağır yükleri kar üzerinde sürütüp belin başına çıkardılar. Oradan yokuş aşağı yuvarlayıp o gece ormanlık bir dere içerisine bıraktılar. Bu tarafa gitmeye kimsede kuvvet kalmayıp, yetmiş adamın el ve ayakları döküldü. Hayvanların birçoğu da telef oldu. Sabahleyin bin eziyet çekerek adını bilmediğimiz bir köye geldik. İnsandan eser yok. Meğer bizim askerin geleceğini duyup kaçmışlar. O gece de orada yattık ise de, hayvanlar ölüm derecesine geldiler. Gece yarısı yine tipi boran başladı. Sabaha kadar bir arşın kalınlığında daha kar yağdı. Fecirden sonra borular çalınıp göç olunacağı yayılınca, karakullukçuların iş başında olanları, nefer başları, çadır mehterleri ve sairleri paşa kapısına toplanıp: “ Cümlemizi kırsalar, bizim kalkmaya dermanımız yoktur” dediler. “ Bre size on kuruş bahşiş verelim” denildiyse de, “ Evvela can, sonra cihan” dediler. Paşa ileri çıkıp:” “ Oğullar! Burada oturmak mümkün. Amma burada zahire kıtlığından ölürüz. O halde oturmak nasıl mümkün olur? Dedi” “ Daha nice dedikodudan sonra, karakullukçular paşadan on beş kese bahşiş alıp hareket ettiler. Buradan Karakeçili köyüne geldik. Buda Çorum toprağında iki yüz evli Türk köyüdür. Bu köyde o gece yine çok kar yağdı, tipi ve bora oldu. Sekban ve sarıca haşereleri de herkesin çoluk çocuğunu evlerinden çıkarıp, beşikleri ve masum çocukları kara bırakıp, kapı eşiklerini kazıp, Merzifon’dan beri yaptıkları Haccac zulmünü tazelediler.” 

“Sarı alan adlı beli aşacağımız sırada, tipi ile karışık bir bora ve tufan başladı. Asker darmadağın oldu. Mal ve melal dağlarda, bellerde, yollarda kalıp, herkes kendini düşünmeye başladı. Kimisi kaybolup kimisi kurtuldu. Paşanın iç ve dış ağları can ve baş derdine düştüler. Paşayı ve hazineyi bırakıp bir tarafa kaçtılar. Hazine katarı ile dağlarda başıboş dolaşmaya başladılar. Canımızdan ümit kesmek üzere olup kurtulmak ümidini kaybederek, kâh atlı kâh yaya yola devam ediyorduk.” 

Acımasız kış şartlarında İstanbul üzerine yürüyüş devam ederken, insanların çektiği acıları, sıkıntıları anlatmaya devam eder Evliya Çelebi. Bu arada biraz da şartların kötülüğünden askerler, geçtikleri güzergahta yaşayan insanlara da çok acımasız davrandıklarını da görüyoruz. Eriyen bir ordu ile Ankara önlerine gelirler. 

“ İlk önce konakçılar tuğları ile şehre girdiler. Şeriyye mahkemesine varınca, bütün vilayet ayanı: “ Paşanız Erzurum’a kapanıp Celali olmak istedi. Eski suçu meydana çıktı. Halen on bin asker toplayıp Vardar Ali Paşa ile Celali olmak için birleştiler. Biz sizi padşahın kalesine sokmayız.” Dediler. Amma burada paşa efendimizin satılmış çırakları çok olduğundan, “ Üç gün misafir olup kalsın.” Dediler. Bunun üzerine, mahkeme tarafından iki bin civarında yaftalı konak yazıp paşayı Çavuşzade’nin evine kondurmaya karar verdiler. Ertesi gün büyük alay ile Engürü kalesine girdik. Bu alayı, Engürü şimdiye kadar görmemişti.  

“ Daha sonra Vardar Ali Paşa kuvvetleri ile bir araya gelebilmek için Evliya Çelebi ulak olarak gider. Fakat Vardar Ali Paşa o esnada diğer bir isyancı kuvvet olan İpşir Paşa ile buluşmak üzeredir. Vardar Ali Paşa karşılama merasimi için çıktığında, İpşir var gücü ile saldırıp Vardarlı ordusunu hiç beklemediği bir anda bozar, meğer önceden sarayla anlaşmış ve isyancıları oyuna getirmek için böyle bir oyun yapmış. Tabii Evliya’nın Paşası Defterdarzade de bu durum da İpşir’le anlaşarak İstanbul’a gider ve bu kısa isyan denemesini hafızalardan sildirip yeni görevlere atanır. Evliya ise yeni yol hazırlıklarını yapmaktadır. Devam edecek 

 
Toplam blog
: 29
: 1638
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1958 Erzurum doğumluyum. İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunuyum. İstanbul'da yaşıyorum. ..