​ Evren Ve İnsan / Uzay / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '08

 
Kategori
Uzay
 

Evren Ve İnsan

Evren Ve İnsan
 

Bu görkemli manzara karşısında söyleyecek söz bulmak zor...


Bu sabah; kanallar arasında gezerken”Fox” da astronomi ile ilgili konuşmalar dikkatimi çekince, oturup izledim.Programın adı “Gök kubbede gezintiler”.Programın sonunda verilen isimler arasında,1999 yapımı bir program olduğunu okudum.Ve alt yazıda, asıl programın Asena’nın sunduğu bir program olduğunu, onun da -sanırım sadece bu günlük- yayınının yasaklandığına dair bir bilgi vardı.

Keşke bu tür programlar;yasaklanan programların zamanlarını doldurmak amacı ile değil,toplumu, özellikle gençleri bilgilendirmek için yayımlansa.

Astronomi dersi, bizim zamanımızda liselerde okutuluyordu.Şimdilerde gereksiz olduğu kanısına varılıp kaldırılmış.Oysa en azından, Ev ekonomisi dersi kadar gerekli bence...

Kainatın oluşumu ile ilgili bilgiler, insanın başını döndürecek nitelikte...

Programdan edindiğim bilgilerin bazılarını önceden biliyordum, bazıları ise hafsalamın alamadığı, yeni öğrendiğim bilgiler...

Değerli bilim adamlarımızın söylediğine göre,evren hidrojen bulutundan oluşmuş.15 milyar

yıl kadar önce (acaba yanlış mı duydum milyon mu milyar mı,ama eminim milyarJ)

Dünyamız”big bang”denilen ,Türkçesi büyük patlama olan , olayla, oluşmuş .

Dünyamızın ne kadar küçük olduğunu ,şu bilgilerin ışığı ile, anlamak mümkün:

Güneş sistemi içinde ,dünya dahil 9 gezegen var.Dünyamızın içinde bulunduğu güneş sistemi, Samanyolu galaksisi’nin içinde.Samanyolu 230 milyar yıldızdan oluşuyor.Ve güneş sistemi Samanyolu galaksisi’nin merkeze yakın bölümünde,merkezin etrafındaki turunu da 220 milyon yılda tamamlıyor.

Hubble isimli bilgin ,21.y.y.’ın başlarında, Kaliforniya gözlem evinde yaptığı araştırmaların sonucunda evrenin sürekli genişlediğini anladı.Kur’an-ı kerim de Allah,”O İNKAR EDENLER GÖRMÜYORLAR MI Kİ,YERLE GÖK BİRLEŞMİŞKEN BİZ ONLARI AYIRDIK” diyerek bu olayı işaret ediyor.(enbiya 30.ayet)

Bilim dünyası ve insanlık, içinde bulunduğumuz galaksiden başka milyarlarca galaksi olduğunu öğreneli,henüz on sene olmamış ...

Ve beynimin algılama kapasitesini aşan rakamlar...

Işığın saniyedeki hızı ,300.000km/sn

Işığın hızı ile ilgili fikir edinebilmek için şöyle düşünmek mümkünmüş:Işık saniyede 7,5 defa dünyanın etrafını dolaşacak bir hıza sahip.Başımızı gökyüzüne çevirdiğimizde ,sıralı üç yıldız görürüz,bazı geceler.Bunların bize uzaklığı 1000-1500 ışık yılı imiş...

Bu rakamları duyunca ,dünya bir pinpon topu gibi geliyor insanıngözüne .Peki o zaman biz ne oluyoruz?...Bir bardak suyun içindeki mikroorganizmalar kadar evrende yer kaplıyoruz sanırım.O zaman insan şu soruyu soruyor:O halde neyin kavgasını yapıyor zavallı insanoğlu,

tarih sahnesine çıktığından bu yana...

Komik sözcüğü ne kadar hafif kalıyor, bu günlerde, gündemde olan tartışmaları düşündüğümüzde...Bir parça ekmek için kedi veya köpeklerin hırlaşmaları, birbirlerini hırpalamaları düzeyinde kalmıyor mu en büyük savaşlar bile..

.

Evrenin büyüklüğü karşısında,insanın aczi ve bu aczinin farkında olmadan, yeryüzünde böbürlenerek dolaşması ne kadar acı...

Bilim insanı olan bir bayan(bilim adamı tamlaması bize Batı’dan gelmiştir,”adam” “insan” yerine kullanılıyor orada.Biz de ise” erkek” olarak düşünülüyor.Bu yüzden kadın da olsa “bilim adamı “ demek gerekir kanımca.Ama yadırganacağını bildiğim için bilim insanı şeklinde yazmayı uygun gördüm) gökyüzüne teleskopla bakan ,orada yıldızların hareketini izleyen kişilerin duygularını şu cümlelerle yansıtıyor:”Sessizlikte,bir kudretin ağırlığını, ezici gücünü duyuyorsunuz...ben duydum bunu”

Bilim, inançla çatışmıyor...Bazılarının çatıştığını sanmaları, kalp gözlerinin kapalı oluşundan, bilimin verilerini doğru odaklara koyamamalarından.

Kur’an da yüce Allah, “ Ben izin verdiğim kadar, belli bir yere kadar insanoğlu bilgi sahibi olacak “ diyor. Yaradanımızın “ay bir hurma dalına dönüp, güneşin ışığı söndüğünde, dağlar dümdüz olduğunda...”diye anlattığı, kıyamete kadar, insanoğlu bilimde ilerleyecek, sırları çözecek bir bir.

Bir karıncanın dört yıllık ömrü varmış. Karıncaların çalışkanlığını hepimiz gözlemleriz. Nasıl hızlı hızlı yiyecek taşırlar, yuvalarını nasıl yaparlar...Onlara göre dört yıl, bize göre en fazla 80, 90 belki 100 yıl, ömür denilen masal...

Karıncanın dört işlemi bilmesi; insanın, evrenin sırlarını çözmesi ile aynı olanaksızlıklar düzleminde, bana göre...

Olayları ve insanları evrensel boyutlarda sorgulamalı,geniş perspektiften irdelemeye çalışmalıyız sebep ve sonuçları.

 
Toplam blog
: 307
: 1382
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüsü ..