- Kategori
- Güncel
Ey Türk Milletinin Kürtleri! Titreyin ve kendinize dönün!

S.Turgut'un dağa kaldırmayı hayal ettiği Rojin.
Meclis tv.yi izliyorum.
Baykal parlamentodaki, "demokratik açılım"ın ya da, "kürt açılımı"nın ikinci görüşmelerinde konuşuyor. Etnik kimliklere saygı duyduklarını, "Ancak bunun, ayrı bir millete dönüşmesine karşı olduklarını” söyleyerek devam ediyor:
"Devletimizin adı Türk, milletimizin adı Türk Milleti! Arnavut, Türk Milleti'nin arnavududur, Çerkes te, Türkiye’de yaşayan Kürt te Türk milletinin kürdüdür."
Evet bu topraklarda bir Türk Devleti'yle onun kurucusu olan bir Türk Milleti vardır ve bundan kimsenin şüphesi yoktur. Fakat birlikte yaşadığımız diğer etnik unsurları Baykal gibi tanımlamak doğru mudur? Gerçekten onlar, kendileri değil de Türk Milleti'nin Lâzları, Abazaları, Çerkesleri, Arnavutları, Kürtleri, Arapları, Rumları, Ermenileri ve Yahudileri midir?
Bu sözler, tevil götürmeyecek kadar açıktır. Anlaşılmayan bir tarafı da yoktur. Yani bu, bir çobanın, "Bunlar kimin koyunlarıdır?" sorusuna verdiği, "Bunlar, Delikdere'li Mehmet Ağa'nın koyunlarıdır" cevabı kadar net ve yalındır. Daha açıkçası buradaki, "Türk Milleti'nin Kürtleri" tabirinin, "Mehmet Ağa'nın koyunları" ifadesinden bir farkı yoktur!
Sanıyorum söyleyen ve söylenen sebebiyle, "etnik azınlıklara hakaret anlamına alınabilecek" bu derin teori üzerinde hiç durulmamıştır. Değerlendirme yapılmamış, manşete taşınmamıştır.
Aslında, Baykal'ın sözlerinin Onur Öymen'in, "Dersim'de analar ağlamadı mı?" ifadesinden bir farkı yoktur. Ne var ki, benzeşen her söylem tepkiye neden olmamaktadır. Bazı hatiplere hiç bir şey olmazken, bazıları muhataplarının hışmından kurtulamamakta ve bir süre gizlenmek zorunda kalabilmektedir.
Bu garip ikilem, diğer konularda da geçerlidir. Meselâ, Başbakan'ın telefonunlarının (yasadışı) izlenmesine kimse aldırmazken, YARSAV Başkan'ının veya yargı mensuplarının (mahkeme kararıyla) dinlenmesi ortalığı ayağa kaldırabilmektedir.
Diyelim ki, Baykal haklıdır ve şimdiye kadar bir Allah'ın kulunun aklına, "Kardeşlerim! Biz sizin etnik kimliğinizi inkâr etmiyoruz. Evet, sizler kürtsünüz ama Türk Milleti'nin kürdüsünüz!" şeklinde bir açıklama yapmak gelmemiştir! Bu sebeple, proplem büyümüş te büyümüş, sonunda kronik bir hal almıştır.
En nihayet, böyle bir bilgilendirmede bulunmak, geçtiğimiz cuma günkü meclis oturumunda, CHP Genel Başkanı Baykal'ın aklına gelmiştir. Acaba bu ifadelerin, yıllardır süren güneydoğu problemini çözme konusunda bir katkısı olmuş mudur? Bu sorunun, "hayır" dışında bir cevabı yoktur.
"Demokratik açılım" görüşmelerini izleyenlerin, muhalefet liderlerinin önceden bir görüşme yaptıklarını düşünmeleri garip karşılanmamalıdır. Zira konuşmalarında sanki, "Birimiz etnik kimlik sorununu, diğerimiz PKK meselesini ele alalım da hükümet, "açılım" görsün" diye bir karara varmış gibiydiler.
Baykal, yukarıda izah ettiğim gibi kimlik problemine çözüm sunarken, Bahçeli de terör örgütüyle ilgili öneriler dile getirmiş ve şöyle demiştir:
''Yurt içinde ve yurt dışındaki bütün teröristler silahlarıyla birlikte teslim olmalıdır."
"Tamamı Türk adaletine hesap vermeli ve verilecek hükme rıza göstermelidir."
İyi de bu nasıl olacaktır. Teröristler, "Gel!" deyince gelecek midir? Tabi ki hayır! İktidarın terör çözümünü beğenmiyoruz. Toplu tüfekli mücadeleden de bir netice alamıyoruz. O zaman, dağdaki tehlikeyi nasıl bertaraf edeceğiz? Bu duruma göre elimizde, "emir komuta" zinciri dışında bir şeçenek kalmıyor. Yani dağdakilere, komutuna uyacakları yetkili birinin, "İnin!" demesi gerekiyor. Gerçi daha önceleri uçaklardan attığımız broşürlerle bu yolu da denemiş, bir sonuç alamamışızdır ama tekrarda yarar vardır.
Burada, Bahçeli'ye bir hatırlatma yapmak zorundayım. Dağdan inişlerin emir komuta zinciriyle olması için bazı şartlar gerekir. Meselâ, bir MHP'li gruba herhangi bir şahıs "Çök, kalk!" hareketi yaptıramaz. Bu iş için mutlak olarak, önder pozisyonunda bulunan bir MHP büyüğüne ihtiyaç vardır.
Onun için Bahçeli, böyle bir çözüm önerisi sunduğu konuşmasında, aynı zamanda Ak Parti'yi, "İmralı canisiyle kolkola yürümekle" suçlamamalıydı. Bu bir çelişkidir. Çünkü, bu oyundaki, "emir komuta zinciri"nin ana halkası, "İmralı Canisi" dir. Ülkücülerin, herhangi birinin komutuna uyması nasıl mümkün değilse, dağdakilerin de "İmralı Canisi" dışında birinin (meselâ, bir devlet büyüğünün) buyruğuna itaat etmesi mümkün olmayacaktır.
Gördüğünüz gibi parti liderleri de zaman zaman çelişkiye düşebiliyorlar. Başbakan'ımızın ara sıra yaptığı gibi maksadı aşan ifadeler de kullanabiliyorlar.
Muhalefetin çözüme ilişkin açıklamaları muhakkak ki, yazdıklarımdan ibaret değildir. Sunumlarında, Akl-ı selim sahibi herkesin paylaşabileceği bir çok müsbet öneri ve teklif te bulunmaktadır.
Problem yani kavga, açıklamaya çalıştığım gibi "etnik kimlik ve terör açılımı " konusunda yaşanmaktadır. Doğrusu ben de bu hususta, (hukukun gözardı edilmesinden dolayı) vicdanen rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Fakat şimdiye kadar, daha makul bir çözüm önerisi sunulamadığını da görüyorum.
Habur sınır kapısındaki zafer çığlıklarına; gelenlerin, "Biz Öcalan'ın emriyle geldik!" şeklindeki ukalâca beyanlarına, hoş bakamıyorum. Böyle durumlarda insanoğlunun haddini bilmesi, kendine gösterilen iyi niyeti ve müsamahayı istismar etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şehit ailelerinin haklı isyanına ise sonuna kadar saygı duyuyorum
Lâiklik, Ergenekon ve terör tartışmalarına eklenen "Demokratik Açılım" girişimi yüzünden ülkemizde, giderek derinleşen bir gerilim yaşanmaktadır. İktidar ve muhalefete bağlı olarak insanımız da ayrışmış yönetme, yargılama ve terörü çözme konusunda birbirine tamamiyle zıt kanaatler oluşturmuştur. Toplum neredeyse patlamaya hazır bomba haline gelmiştir.
Birileri de, (DTP) sanki son stresin kendileri yüzünden yaşandığını bilmiyormuş gibi yapmakta ve halâ, (ateşlemek için) fitilin ucunu aramaktadır. İşte sırf bu yüzden bazan (bütün iyi niyetime rağmen) onlara, "Ne haliniz varsa görün!" diyesim geliyor.