- Kategori
- Güncel
Eyvah! Vatan elden gitti

Evet, kesinlikle ve kesinlikle vatan elden gitti. Bundan hiç şüphem yok. Artık kendimize vatanımız diyeceğimiz bir toprak parçasına sahip değiliz.
Ancak garip bir şey, vatanı ele geçirenler, ne emperyalizm, ne siyonizm ne de geleneksel dış ve iç düşmanlarımız.
Vatan insanlığın, dostluğun, barışın ve hoşgörünün elinden gitti ve barbarlığın, fanatizmin, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının ve köktendinciliğin eline geçti ne yazık ki.
Peki, bu anlayış nasıl vatanı el geçirdi biliyor musunuz? Çok basit, vatan elden ha gitti, ha gidiyor diyerek, insanların üzerinde korku ve yılgınlık yayarak, insanları olduklarından daha küçük ve güçsüz hissettirerek, en ufak darbede yıkılıp gidecek basit, küflü ve içi boş bir ortamda olduklarına inandırarak.
Bu politika neticesinde, insanlardaki akıl ve vicdan duygularını ortadan kaldırarak, köşeye sıkışmış ve kurtulmak için saldırmaktan başka çaresi kalmayan kediye benzeyen bir topluma dönüştük.
Bir ermeni (ama Anadolulu) gazetecinin vatanı, bir rahip ile üç misyonerin dinimizi yok edeceğine inandırıldık bir şekilde.
Oysaki, bu ülkede son yüzyıl öncesine kadar, her ilinde ve ilçesinde Türkler, Rumlar, Ermeniler, Kürtler ile Müslümanlar (sünni, alevi), Hristiyanlar (katolik, ortodoks, süryani, gregoryen), Yahudiler ve Yezidiler bir arada yaşarlardı. Bu ülkede Türkler ve Müslümanlar yaklaşık bin yıldır, bu kültürlerle iç içeydi ve hiçbir zaman dinlerini kaybetme riskini yaşamadılar.
Ama anlaşılan, birileri için bu korku malzemesi, önemli siyasi bir araç olarak kullanılmaya devam ediliyor. Ancak bu birileri tek bir tek bir tarafta yr almıyor.
Ülkemizdeki son bir yıl içerisindeki sarsıcı olayları yeniden gözden geçirdiğimizde, bu olayların nasılda esas iç siyaset malzemesi olarak kullanıldığını kolaylıkla görebiliriz.
Danıştay’a saldırı gerçekleştiren Alparslan Arslan’ın siyasal kökeni ve gerekçeleri konusunda uzun bir tartışmanın sürdüğünü hatırlayalım; Siyasal İslamcı basın, saldırganın ulusalcı kimliğe sahip kişilerce işbirliği içinde olduğunu dile getirip, zaten saldırıyı birlikte gerçekleştirdiği kişilerinde hiçte dindar olmadıklarını tek tek ispat etme çabasına girişmiş ve olayı ulusalcı odakların bir provokasyonu olarak değerlendirmişti. Ulusalcı çevreler ise, olayın son derece basit bir şekilde Danıştay’ın türban kararına tepki olarak yapılmış ve zaten siyasal İslamcı basın tarafından da hedef olarak gösterilmiş olan bir saldırı olduğunu savunmuşlardı.
Hrant Dink’in katledilmesi ve cinayeti örgütleyenler üzerindeki tartışmaya bakacak olursak; Olayın ilk başlangıç aşamasında, gerek siyasal İslamcı gerekse de ulusalcı çevreler ortak bir noktada buluşmuş ve cinayetin kesinlikle dış kökenli bir provokasyon olduğu konusunda uzlaşmışlardı ki, saldırgan ve çevresi kısa sürede yakalandı ve böylece bu ortaklıkta kısa sürmüş oldu. (Gerçi katilin soyisminden kaynaklı olarak –sinagog bekçisi anlamına geldiği iddiaları- hala kökünün dışarıda olduğunu öne süren şaşırtıcılarda hala var tabi) Bu süreçten sonra her iki cepheden de, katilin ve çevresinin tarikat mensubu mu, yoksa ırkçı bir odak üyesi mi olduğu uzun süre boyunca tartışıldı.
Ama en kafa karıştırıcı saldırının, son Malatya katliamı olduğunu söylemekte zorlanmayacağım. Çünkü ilkinde ağırlıklı olarak siyasal İslamcılara, Hrant Dink katliamında milliyetçi/ırkçı çevrelerin üzerine ihale kalan saldırılara karşın, Malatya’da üç Hıristiyanlık yayıcısını öldüren saldırganlar, saldırının gerekçesinin“vatan” olduğunu söylediler.
Ve yine, gerek siyasal İslamcı gerek ulusalcı çevrelerde, suçu birbirinin üzerine atma uğraşıları gözleniyor. Sanki iki taraftan birisinin üzerinde kalmasının ülkemizi için bir faydası varmış gibi.
Her iki anlayışında bu ülkede yarattıkları tehlikenin farkında mısınız?
İktidarı ele geçirmek adına, insanları sindirecek şekilde onlara korku salan, insanların yarınlarından, gerçeğe dayanmayan kaygılar duymasını sağlayan bu çevreler, el birliği ile daha 19-20 yaşındaki gençlerin vatan kurtarmak adına bu tip cinayetlere girişmesine el birliği ile ön ayak oluyorlar.
Bugün Milliyet’te Can Dündar’ın yazısında okudunuz mu bilmem. Daha geçen hafta Tandoğan’da yapılan mitingde, konuşmacılar insanları misyonerlik faaliyetleri ile ülkemizin parçalanacağı ifadeleri ile korkutmuşlar. Ve bu haftada üç misyoner hunharca öldürüldü. Suçlu kim sizce?
Suçlu ne din ne de milliyettir elbette. Suçlu dini de, milliyeti de, kendi iktidar talepleri için kullananlar ve bu tehlikeli oyunla genç dimağların beyinlerinde bu katliamları meşrulaştıranlardır.
Gözünüz aydın vatan kurtuldu, insanlık bu topraklara veda etti, dindar ve milli cehalet vatanı ele geçirdi.