- Kategori
- Kitap
Factotum

Netten...
Tatil…
Bu kelime beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Kimi heyecanlandırmaz ki! Ama yine de çalışan insanlar için, tatil farklı anlam taşıyor.” Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla birşeyler atıştır…” tatilde bunlar yok.
Tatil deyince gözümün önüne; güneş, deniz ve kum geliyor. 2009 yaz tatili hazırlıklarımı büyük titizlikle bitirdikten sonra, sıra kitap seçimime geldi. Tatilde kitap okumayı severim. Şöyle, şezlongda uzanmış, güneş şemsiyesinin altında, önümde uçsuz bucaksız en sevdiğim: Akdeniz.
Başucumdaki kitaplara göz attım: Bab-ı Esrar ve Semerkant. Derin nefes aldım. Bu yıl beni farklı tatil bekliyordu; sadece ablamla ve çocuklarımızla. Kız kıza tatil… Birden ablam, gözlerini kocaman açmış, canlandı önümde ve : Kitap okumaya mı geldin? Evinde okursun! sitemini duyar gibi oldum. Başucumdaki kitapları almaya vazgeçtim.
Kitaplığıma döndüm ve uygun bir şey aramaya başladım. Her şeye rağmen, kitapsız yola çıkmak istemiyordum. Gözlerim, küçük ve turuncu bir kitaba ilişti. Capcanlı renk, beni heyecanlandırmaya yetti. Elime aldım: FACTOTUM, Charles BUKOWSKİ. İşte bu, dedim kendi kendime ve bavuluma yerleştirdim.
15 -22 Ağustos tarihleri arasında, tatilde, devrettim bu küçük romanı. Hayatımda yaşadığım en güzel tatillerden birisiydi; Datça - Palamutbükü’nde.
Yaşamda mutlu anlar var… Kıvılcım gibi… Yıldız kayması gibi… Onlar da tadımlık.
Bu uzun girizgahtan sonra kitap hakkında düşüncelerimi paylaşıyorum.
Birçok okurda, Bukowski için, cinsellik yüklü kitaplar yazdığı izlenimi var. Eserleri, ucuz edebiyat ve sabun köpüğü olduğunu iddia edenler de var. Ben bu görüşlere katılmıyorum.
Hayatı, olduğu gibi yazabilmiş bence Bukowski. Hem hiçbirimiz bu dünyaya leyleklerle gelmiyoruz. Cinsellik o kadar insani bir şey ki... Ve ben insana dair her şeyi okumayı seviyorum.
Sade üslubuna ve özgür ruhuna hayranım ben bu Yazarın. Onu okurken pozitif yükleniyorum. En azından kendisi ve okurları arasında bir aldatmaca yok. Ben, aldatıldığımı hissetmiyorum o yüzden bu Yazarı okumaktan hoşlanıyorum. Bu satırları yazarken, Can Dündar ve kendisiyle ilgili son magazin haberleri geliyor aklıma…Yorum dahi yapmak istemiyorum.
FACTOTUM, düşük sosyal sınıfın çaresizliğini anlatıldığı bir kitap. Çok güzel yazmış Yazar, ben keyif alarak okudum. İsyanlarını, özlemlerini... Anlayabildim. Kendisinin farkındaymış Bukowski; Çok iyi bir Yazar olduğunun. Hep neon ışıkları gibi yazmak istemiş ve bana göre bunu başarmış.
Tercümeleri çok önemsiyorum ve Avi Pardo’yü tebrik ediyorum, yine nefis bir çeviriydi.
Biraz önce Bukowski ve KADINLAR, kitabı hakkında yazdıklarımı okudum. Daha çok, beni etkileyen cümlelere yer vermişim. Sanırım yine aynısı yapacağım. Bukowski anlatılamaz aslında, okunması gerekir bence, ama önyargısız…
“ Azimli olmadığım doğru ama azimli olmayan insanların da yaşayabilecekleri bir yer olmalıydı, mevcut yerlerden daha iyi bir yeri kastediyordum. Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak için ve sana tanınan fırsat için müteşekkir olmak için berbat trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama? ”
“İnsanın ihtiyacı olan şeydi bu: ümit. Ümitsizlikti insanları cesaretsiz yapan” Bu sözleri, acı bir olaydan sonra yazıyor, Yazar. Patronu, patronun arkadaşları ve pahalı purolar… İnsanlar, insanlara yaptıklarını bazen algılamakta zorlanıyorum.
“Kadınlar diye düşündüm, sihirliydiler kadınlar. Ne harikulade varlıklardı onlar! ” Başka bir yerde yine bir kadını anlatıyor Bukowski bu sözlerle: “ Alev ve ışıktı”
Kitapta pek çok cümlenin altını çizdim, fakat yazmaya zamanım yok. Merak edenler olursa kitabın kendisini edinip okuyabilirler.