- Kategori
- Anneler Günü
Faraş

Süpürge ve Faraş...Resim internetten alıntı
Bırakalım bu beylik lakırdıları…
Cafcaflı methiyeleri de sadede gelelim; ana gibi yar olmazmış da…
Bağdat gibi diyar olmazmış.
Madem öyle; şöyle bir bakalım Bağdat’ın haline…
Tarumar olmuş.
Bağdat gün gelir eski Bağdat olabilir hatta eskisinden de daha alımlı.
Zamanla…
Yarların yâri anaların zamanları kısıtlı… Bugün varlarsa yarın…
Kırılan döküleni tamir etmek için yeterince zaman var sanırsın…
Elinde kalır aletin edevatın; gözyaşlarınla parlatamazsın vicdanını…
Kendi çocuklarının; kendin gibi olmaması için dualar edersin ya da…
Yorganı başına çekersin “cahillik, gençlik çocukluk” dönemlerinin arkasına sığınırsın.
Onlar bazen; sadece bazen mi?
Çok konuşurlar, her şeye karışırlar. Çocuklarının iyiliğini isterler.
Koskoca adam olmuş çocuklarının büyüdüklerini hep görmezden gelirler.
“Bu çocuk kime çekmiş böyle” diye hayıflanırlar.
Çocuğun bir de bir babası olduğunu unuturlar.
Asla! Hiçbir olumsuz gen ana tarafından geçmez çünkü ananın ak sütü buna müsaade etmez.
Sütsüz!
Kalırsa…
Süt veremezse bebeğine herhangi bir sebepten ötürü işte o zaman takdiri ilahi…
Bununla da kalsa; öpüp başına koyar haksızlığa uğrayan çocuklar…
Gün gelir devran döner… Ne kız arkadaşı, ne gelin adayı uygun değildir. Ah nerede şimdi güvenilir damatlar…
Uygun olmayan ne varsa peş peşe gelir.
Analar…
Dizlerini dövenler. Bir susup üç söyleyenler.
Dünya tatlıları… Uzak, uzakta kalsınlar.
Tabii ki her şey zamanında çok güzel… Mesela Mayısın ikinci haftası anneler günü…
O gün sevgini saygını hediyeni alırsın; gidersin verirsin (ya da postayla yollarsın) elini öpersin valide hanım da kusura bakmasın bir sene aldığı armağanlarla idare ediversin. Unutulmadığına şükretsin… Hayat zor bin bir düşünce sarmış bacaları, ekmek aslanın ağzındaydı bir zamanlar işler kolaydı.
Aslan diyet yapmaya başladığından beri…
Dünya hali; anamı fazla üzmeye fırsatım olmadı ergenlik çağımı bile göremedi. İyi bir çocuk olur muydum? Anamı arar sorar mıydım?
Bilmiyorum. Yaşanmadan bilinmiyor.
Akşamüstü bir telefon geldi. Yıllardır tanıdığım bir arkadaşımdan…
Ağlamıyordu ama sesi gözyaşlarından nasibini almıştı.
Ben onu teselli edecek bir kelime bulamadım. Anlattıklarını dinledim, bu arada kekim yandı. Feda olsun yenisini yaparım.
Küçük esnaf arkadaşım tek başına çalışıyor ama bugün çalışamamış dükkânı kapamış. Bir gün öncesinden aldığı anneler günü hediyesi onu alabora etmiş.
İki kızı evli bir oğlu var. Oğlu çok yakışıklı bir kaptan; seyir halinde ve ancak haftaya dönecekmiş. Oğlu: Eşinden annesi için bir hediye almasını rica etmiş. Allah için gelin hanım: Eşinin adına güzel bir seçim yapmış ve işyerine getirmiş. Hatta bir demet gülü de unutmamış.
Bir gün önce getirdiği için de özür dilemiş. Pazar günü İzmir/Çeşme’de oturan kendi annesinin ziyaretini mazeret olarak göstermiş.
Arkadaşımı üzen: Bir gün önce aldığı hediye değilmiş. Bundan sonrasını bırakalım güzel gözlü arkadaşım kendin anlatsın.
-İyi ki bana uğradın arkadaşım şimdi biraz açıldım. Yarın iki gelin başı hazırlamam gerekiyor senin anlayacağın yarın da çalışacağım.
Söyle Allah aşkına şaka dahi olsa kayınvalideye “Faraş” hediye edilir mi? Çok pahalı, özel dizayn edilmişmiş… Bu bana hakaret sayılmaz mı? Gözyaşlarımı tutamayınca bana ne dedi tahmin et!
“Anne sen de şakadan hiç anlamıyorsun; sen değil miydin iki de bir çocuklarına – saçlarımı sizler için süpürge ettim – diyen
Bunca yıl süpürdüklerini toplayıp rahatça çöp bidonuna atasın diye sana bir faraş aldım. Ne var bunda bu kadar büyütecek?”
Bir iki saat önce eve geldim; düşünmekten uykum kaçtı.
Kalktım; geçtim klavyenin başına…
Mükemmel olmayan anaların da anneler günü kutlu olsun.
Sahi; acaba hangi taraf çoğunlukta?
Mükemmel anneler? Muhteşem çocuklar?
8 Mayıs 2011 Pazar
Alev Meisel/ İzmir