​ Farkı ne?... / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '08

 
Kategori
Haber
 

Farkı ne?...

Farkı ne?...
 

Yüksek Öğrenim Kanununa 25.10.1990 tarih ve 3670 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle eklenen <ı>“Ek Madde 17” şöyle:

<ı>Ek Madde 0017: <ı>Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.

AKP ile MHP’nin üzerinde anlaşarak değiştirmeyi uygun gördükleri yeni yazım ise şöyle:

<ı>''Hiç kimse, başının örtülü olması sebebiyle yüksek öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkân verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir.''

<ı>

Diğer taraftan Anayasa’nın 42. maddesine bir fıkra ekleniyor…

Eklenecek ifade de şöyle:

<ı>''Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz.''

''Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları, kanunla tespit edilir ve düzenlenir.''

<ı>

Yapılan değişikliklere baktığımızda, sadece işin <ı>“Laf” ile yürütülmesinden öteye geçmemektedir.

Birincisi…

Yüksek Öğrenin Kanununun ek 17. maddesinde yapılan değişiklikte “<ı>Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile” cümlesi kaldırılarak, <ı>“Anayasa’ya aykırılığı öne sürülemeyecek” devrim yasalarının <ı>“değiştirilemeyecek maddeleri”ne eşdeğer sayılmasının <ı>“Arkasına dolanma” amacı güdülmektedir.

Sözde, Anayasa’nın 42. maddesine de fıkra eklenerek, Yüksek Öğrenim Yasası’nın bu maddesi ile hem <ı>“Örtünmenin” önü açılmış olacak hem de <ı>“Örtünmenin” tarifi yapılacak, böylelikle <ı>“Laik”lik ilkesi korunmuş olacak.

Bütün bu çabalara rağmen yapılan <ı>“Yeni(!)” düzenleme, ne yazık ki Anayasa’da devletin <ı>“Şeklini” ifade eden <ı>“Laik”lik ilkesi ile ters düşmeye devam edecektir.

Her seferinde savunduğumuz gibi, uygulamanın <ı>“Anayasa ve yasalar içine sokulması” bu gerçeği değiştiremeyecektir. Ne zaman ki Anayasa’dan <ı>“Laik” kelimesini kaldırırsınız, yukarıdaki düzenleme ve hatta daha fazlası <ı>“Olur” hale gelir.

Göründüğü kadarıyla da, Anayasa’daki devletin şeklini belirten 2. maddesine doğru <ı>“Değiştirme çabaları”na doğru gidiş artık açığa çıkmıştır.

Bu gidiş, Türkiye için <ı>“Hayra alamet” gidiş değildir, örnekleri de görülmeye başlamıştır.

AKP’nin milletvekillerinin içinde amaçlarını açıkça ifade edenlerin sayısı çoğalırken, günlük hayatımızın içinde de fırsat buldukça gidişi destekleyen ve uygulamaya geçenler de azımsanmayacak ölçülere varmaktadır.

AKP’nin hedefinin ne olduğu, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve de Başbakan’ının ağzından duymaya devam ediyoruz. Ancak, bu gidişe destek veren MHP’nin tavrını anlamakta <ı>şimdilik zorlanıyorum.

Gerçi zorlanmaya gerek yok. MHP yetkililerin gerekçesi, yaklaşan mahalli seçimlerde AKP’nin en büyük seçim propagandalarından biri olacak <ı>“Türban” söyleminin önünü kesmek. Yani, bir şekilde <ı>“Oy kaygısı”nı görüyoruz.

Fark edemedikleri şey ise, arkasından gelecek <ı>“Olacakları” görmedeki <ı>“Görme” bozukluğu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını ve idamesini (Sürdürme, devam ettirme) sağlayan en önemli şey, Anayasa’nın ilk üç maddesidir. Ve yapılmaya çalışılan bu değişiklik ile Türkiye üzerinde bazı <ı>“emeller” besleyenlere bir delik açılmaktadır.

Bilinmeyen şey ise, o delik bir kere açıldı mı, giderek genişler ve önüne geçilemez bir hal alır. Ve bir gün bakarız ki, <ı>“Statik güç” harekete geçmiş, duvarları yıkmış, ne varsa önüne katıp sürüklemeye başlamış olur. Dikkatle bakınız, bunun örnekleri dünyada yaşanmıştır, yaşanmaya da devam etmektedir. Görmemek için ya aptal olmak gerekir ya da kör…

Bugün ortaya konulan ve başını da AKP ve mensuplarının çektiği davranış biçiminin getireceği sonuç budur. Konu, hiçbir zaman <ı>“Din iman” konusu değildir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana <ı>“Din iman” konusunda bir derdi olmamış, ama belli çıkar çevreleri hep bunu <ı>“Konu” haline getirmişlerdir ve amaçları da zaten bellidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını, birliğini ve bütünlüğünü sağlamak isteyen herkesin, bu gidişe biran evvel <ı>“DUR” demesi zamanı gelmiştir.

Elbette ve tartışmasız <ı>“DEMOKRATİK KOŞULLAR” içinde… Çünkü vazgeçemeyeceğimiz ilkelerden birisi de <ı>“Demokratik ve sosyal hukuk devleti” ilkesidir.

Denebilir ki <ı>“Nasıl olacak” bu iş?

Onu da oturup herkes şapkasını önüne koyarak düşünmelidir. Ama <ı>“Hukuk ve demokrasi” ilkeleri ile <ı>“Atatürk devrimleri”nden de taviz vermeden.

<ı>29 OCAK 2008

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..