- Kategori
- Kişisel Gelişim
Farkındalığın Anotomisi

Bir insanın potansiyel gücü, [ya da birikimi] onun dış etkenlere karşı oluşturacağı direnci ile ölçülür.
Yaşam merdiveninin her basamağında bu direncin canlı ve diri tutulması gerekir.
Burada kast ettiğimiz merdiven, bireyin kendisini tanıma, keşfetme ve “farkındalığının” derecesini belirleyen seviyedir, ölçüttür; yıllar değil...
Ancak bu noktada hemen birbirini tamamlayan bazı soruları gündeme taşımamız gereklidir:
- Bir insan, kendi potansiyelinden [gerçekten] haberdar mıdır?
- Ve kendi potansiyelinin niteliğini, gücünü ve miktarını [yani niceliğini] ne ölçüde farkındadır?..
- Birey, benliğinin içine gömülmüş bulunan bu kıymetli hazinenin içeriğine ne kadar yakındır?..
Diyelim ki, farkındalığı gelişmiş bir kişi var karşımızda…
Bu kişinin kendi bilinçdışına itelediği; başka bir deyişle, bastırarak etkisinden kurtulmaya çalıştığı “etki”ler karşısındaki savunma mekanizması ne ölçüde güçlüdür?
Soru önemlidir.
Kavranması ilk bakışta biraz güç de gelse, hayatın içinde yaşamı damıtarak yaşamak, bilinç ve bilinçaltı ikilemini bir köprü ile birleştirmenin değerini kavramak ve bu yolla hayatı daha anlamlı kılmak hem mümkündür ve hem de gerekli...
Hayatın içinde neler olmaktadır ki, insanoğlu, bildiği bir şeyi [ya da hayatındaki bir etkiyi] kendi bilinçli çabası ile farkındalığından silmeyi seçmekte ve o şeyi bilinçaltına iteleyebilmektedir?..
Eğer kişi gerçekten bu zihinsel işlevi kendi başına ve bilinçli düşünsel eylemi ile gerçekleştiriyorsa, o zaman bilinçaltını dolduran malzemelerin kaynağı hakkında bir yüzyıl önce düşünülen bilimsel gerçekleri yeniden gözden geçirmemiz gerekecektir.
Bu noktadaki soru da şudur:
- O zaman bilinçaltımızı dolduran birikim nelerden oluşmaktadır?..
Bilim adamları bu soruya şöyle yanıt veriyorlar:
- Bilinçaltımız, bireyin hayatı içinde gerçekleştiremediği [ya da gerçekleştirmediği] yaşama potansiyelleridir…
Dolayısıyla bilinçaltı kavramı, içinin boşaltılması ve temizlenmesi ile ruh sağlığına ulaşılan bir kirli çıkın olmaktan çıkmakta ve tam tersine, insanın potansiyelini harekete geçirici olumlu bir etki [potansiyel güç]olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu olumlu etkinin psikolojik kaynağı, insanın olması gerektiği yönündeki düşüncesi [birey olarak ideali] ile olmakta olduğu hal arasındaki farktan oluşuyor.
İnsanın, yaşamı içinde gerçekleştirmek istedikleri, kendisine biçtiği değerle doğru orantılıdır.
Şunları bunları yapacağım, şöyle biri olacağım; örneğin kültürlü, bilgili, bilinçli bir birey olacağım gibi hedefler, insanın yaşama potansiyelini meydana getirir.
Bu potansiyelin niteliği ya da düzeyi ile, hali hazır gerçek durum arasındaki farkın o kişi tarafından algılanması [farkındalığın bu düzeye ulaşması] birey için itici, olumlu, yapıcı bir dinamodur.
İşte sözünü ettiğim bu dinamo, yaşama potansiyeli olarak isimlendirilen “şey” ya da "şeyler"den ibarettir.
İnsanın, yaşama potansiyelinin itici gücü ile davranması, onun gelişme enerjisinin ta kendisidir.
Belirlenen hedefe yeteri ölçüde ulaşılamama durumunda duyulan suçluluk [ya da moralsizlik] duygusu ise, yaşam içinde sorumluluk üstlenmenin zorunlu ama olumlu bir sonucudur.
Yaşam bize bu nitelikte sorumluluk üstlenme bilincini kendiliğinden bahşetmez.
Sorunun püf noktası bu kavşakta düğümlenmektedir.
Çünkü farkındalık denen bilinç yetkinliği, sadece ve ancak bizim, kendi çabalarımızla ulaşacağımız bir yüksek eşiktir.
@farukhaksal42
www.soruyusormak.com