- Kategori
- Haber
Farklı toplumlar, ortak acılar

Somali için seferber olan Türkiye, 32 milyon 826 bin TL toplamıştı. Ramazan’ın gelişi etkili olmuştu belki ama öyle yada böyle duyarsız kalmamıştı Türkiye’de yaşayan insanlar. Cocukların tebessümleri herşeye bedeldi o incecik aclıktan nerdeyse kırılacak bacaklarıyla koşturup, sevinçle atılan cıglıklar ve koşuşturmalarını görmek o acı manzarayı bir an olsun unuttuyor yüzde tatlı bir tebessüm uyandırıyordu.
Ertesi gün gazeteleri okudugumda iki haber dikkatimi çekti.
Birincisi ;
Kimse Yok Mu Derneği ekibiyle, Sudan’daki açlık çeken insanlara yardım etmek, çeşitli hediyelerle onlara moral aşılamak için gönüllü elçilik yapmaya giden Reyhan Karaca gazetecilerin soruları üzerine yaptığı açıklamada şunları söyledi.
"Çoçukların Sudan’da durumu çok kötü, isimlerini bilmediğimiz yemek bile diyemeyeceğimiz şeyler yiyorlar. Sağlıkları bozuk, anne karnında kötü beslenmiş ve çeşitli hastalıklara yakalanmış çocuklar var. Çok garip bir iklim var. Hava bir anda 40 derece iken bir anda yağmur yağmaya başlıyor ve çocuklar o yağmurda hem yürüyor hem de yatmak zorunda kalıyorlar. Türk hayırseverlerden çok sayıda yardım geliyor. Yardımlar hem kamplarda kalanlara hem de kamp dışında kalan ailelere gidiyor. Oradaki insanlar buna da sanki alıştıkları için pek bi kıpırdamaya yeltenmiyor. ’Daha iyi olalım’ gibi bir çaba sarf etmek gibi bir durumları yok. Çocuklara yeni elbiseler verdiğimiz zaman gözlerinin içi gülüyor hem bir utangaçlık hem de bir mutluluk var. Çocuklar o hallerine rağmen hep gülüyorlar."
‘’ Oradaki insanlar buna da sanki alıştıkları için pek bi kıpırdamaya yeltenmiyor. ’Daha iyi olalım’ gibi bir çaba sarf etmek gibi bir durumları yok.’’
Bir söz vardı bana balık verme bana balık tutmayı öğret diye o geldi aklıma... Hayatım boyunca hep insanlara yardım ederken onlara gerekli koşul ve şartlar oluşturarak tüketici değil üretici bireyler olmalarını sağlamaları gerektiğini savundum , balık vermeyi değil balık tutmayı öğretmek yani ama gerekli koşul ve şartlar oluşturarak.
Açlıkla ve hastalıklarla, kuraklıkla mücadele ederken daha iyi olalım diye bir caba nasıl gösterilirdi nasıl balık tutmayı öğrenirdi insan, hadi öğrendi hangi koşul ve şartlarda o öğrendiği şeyi hayata gecirecekti.
Kuraklıktan kaynaklı açlık, yoksulluk ceken, göç eden ve aclıktan ölen insanların olduğu bir bölgede kimsenin hiç bir acıklama yapmadan hiçbir sebebin arkadasına gizlenmeden yardım elini uzatması gerekiyor bu kacınılmaz. 21. yüzyılda hala aclıktan ölen insan haberleri okumak insanlık ayıbından başka birşey değildir.
Bu haberler gündeme geldiğinde Deniz Fenerinden dilimiz yanmışken etrafımda vicdan sahibi hiçbir insan bu yardımlar oraya gidiyor mu ya gitmiyorsa demeden destekte bulundu. Bulunmakta zorundaydı o bebekler o aileler kafamızdaki acabalarla ölüme terkedilemezdi.
Birtakım dalkavukların yardım kampanyalarını , insanların duygularını, vicdanlarını kullanıp, zavallı şekilde zimmetlerine gecirdikleri yardım paralarının haberleri okunurken ya bu yardımlarda başkalarının zimmetine geciyorsa demedi ya da dedi ama yine de yardım etti.
Duyarsız kalmadı Türkiye 7 aylık Mihag Gedi Farah acı ve açlıkla bakan gözlerine ...
Oradaki insanlar bunlara alışıktır da demediler ...
2. haberse bir yazarın köşesinde paylastıgı yine başka bir yazarın sosyal paylasım sitesinde yazdıgı bir yazıyı paylaşması ile başlıyor. ‘Durup dururken neden Somali’yi konuşur olduk? Ne var arkasında. ‘ Hangi vicdan aclıkla boğuşan ve ölüm sebebi açlık olan, insanların olduğu bir bölgede, bu görünenlerin arkadasında başka birşey arar.
Arkasında ne varsa var, gercek olan orda aclık var, orda ölüm var, orda çaresizlik var, orda yokluk var, orda perişanlık, orda insanlık ayıbı var, arkasında birşey aramaya gerek yok.
Yazar iyi niyetiyle devam ediyor yazısına, üzüntüsünü dile getiriyor getirmesine de bir taraftan sitem ediyor ünlülere.
‘’Afrika açları için ekran ekran gezenleri gördükçe müthiş bir hamaset yapasım geliyor bu aralar... Bir kelam da kayıplar için ediverin" diyesim var o ünlülere...’’
Nasıl bir kıyaslamadır bu şaşıp kalıyorum, çokta önemli bir olaya değiniyor ama kaş yaparken göz cıkarıyor. Kayıp cocuklarını arayan annelerin acılarını dile getiriyor, Kadirye Ceylan’ı anlatıyor 7 yıldır kayıp oğlunu hala aradıgına değiniyor, iyi yapıyor bir diğer acı gerceğe değinilmesi gereken gerceği gözler önüne seriyor sermesinede, Afrikada açlıktan ölen insanların acılarıyla, kaybolan cocuklarını arayan annelerin acılarını nasıl oluyor da kıyaslıyor, nasıl oluyor da ne oldu da durup dururken neden Somali’yi konuşur olduk diyebiliyor diğer bir yazar .
Bu nasıl bir acıdır, nasıl bir bakış açısı nasıl bir trajedi. Kısa bir zaman önce Diyarbakır’da şehit verdiğimiz gençlerimizin acısını hangi acıyla kıyaslamak mümkündür ve hala şehit verdiğimiz diğer gençlerin trajedisini, ailelerinin acılarını, 7 yıldır oğlunun yaşayıp yaşamadıgından bile emin olmayan bir annenin acısı hangi acıyla kıyaslanabilir. Arkasında birşeyler arayalım aramasına ama acıları, acılara gösterilerilen duyarlılığı kıyaslamayalım. Somali’de actıktan evlanıdı kaybeden annenin acısını, oğlunu şehit vermiş bir annenin acısıyla kıyaslamak hangi vicdanla mümkündür? Peki ya bir acıya gösterdiği hassasiyeti, duyarlılığı başka bir acıya göstermediği için bu şekilde eleştirmek. Toplumun bir sorununa bir duyarsızlığına parmak basarken, duyarlı olmak adına çağrıda bulurken tüm insanlara ‘’Anneler bağırıyor hâlâ sokaklarda Ve biz Filistin'e, Suriye'ye, Somali'ye ağlıyor da ağlıyoruz. Ne zaman bu derece dünya vatandaşı olduk, nasıl kaçırdım bu değişimi?’’ diye eleştirebiliyor.
Kayıp cocuklarını arayan Annelere karşı duyarsızlığı en ağır şekilde eleştirelim ama bunu Filistin’e ağlıyoruz, Suriye’ye ağlıyoruz, Somali’ye ağlıyoruz, ağlıyoruz da ağlıyoruz gibi bir üslüpla dile getirmeyelim.
Toplumun bir trajedisine parmak basarken diğer başka trajedilere gösterilen duyarlılıkları eleştirmek hangi duyarlı yapıyla mümkün, hangi vicdanla ölçülür ben çözemedim, umarım sizler çözersiniz ...