- Kategori
- Güncel
Beyoğlu yaşanmışlıkları ve yasakları

Kalabalıkları cok sevmem daha cok sessiz mekanlar tercihimdir, insan sesleri yerine doğanın sesini dinlemek daha bir huzur veriyor bana.
Denizin sesi, yağmurun sesine kuşlar eşlik ediyorsa ya da cırcır böcekleri bu orkestradan çıkan melodiler ruhumu dinlendirmeye yetiyor. Hele bir de tatlı bir rüzgar esiyorsa demeyin keyfime.
Kalabalıkları sevmemenin elbet sebepleri var yoğun iş hayatı, kabusum haline gelen trafik, ardı ardına calınan korna sesleri, agrasif insanlar sonrasında yorgun düşen bir beden kalabalık mekan fobimin oluşmasının en büyük sebeplerinden belkide. Ha birde kalabalık sokaklarda birbirine benzeyen sayısız insanlar.
Fotokopi kağıdında çogaltılmış misali, aynı saç modelleri, aynı elbiseler, aynı küpeler, aynı ayakkabılar.
Renksiz tek düze insan görüntüleri yorgunlugumu kat be kat arttırıyor benim.
Konu bu değil tabiki.
Her nekadar sessiz sakın yerleri tercih etsemde Beyoğlu’nun bende cok ayrı bir yeri var.
Taksim’den İstiklal caddesine yürüdüğümde birbirinden renkli insan silüetleri, farklı kültürlerin aktıgı kareler ve o insanı kendinden alan melodiler. Sokak müziklerinin kimi zaman keman, kimi zaman ney, kimi zaman gitar, kimi zaman zil ve adını bilmediğim mistik daha bircok müzik aletinden cıkan muhteşem melodilerin bana verdiği o muhteşem huzurla yürürüm o sokaklarda. Kalabalıklarda kendimi bulduğum, bir adım atıp o büyülü sesi duydugumda o an orda durup dakikalarca dinlediğim cok zamanlar oldu.
Sadece ben değil herkesin keyif aldıgı bir şeydi Beyoğlunda yürüken birbirinden farklı sokak müzisyenlerini dinlemek, hergun bir müzisyeni ya da bir enstrumanı keşfetmenin mutlulugunu yakalamak. Beyoğlu demek birbirinden farklı insanların içinde yürümek demekti, Beyoğlu demek sokaklarında yürürken hergun bambaşka bir müzisyenin ezgileriyle güne kısacık bir mola verip o muhtesem melodilerin keyfini sürmekti, Beyoğlu demek sokak aralarındaki küçük cafelerin minik masa sandalyelerinde oturmaktan rahatsız olmadan oturmak ve hiçkimselere aldırış etmeden içtiğiniz bir kadehin arkadas sohbetiyle harmanlanması demekti, Beyoğlu demek dışarı cıkarken ne giysem kaygısı yaşatmayan, Mevlana’nın gel ne olursan ol gel sözü misali her kesimden her milleti barındıran ve bir arada bulabileceğiniz, kendinizi kendiniz olarak yaşayabileceğiniz yerlerden en önemlisiydi benim için.
Ama bu işe de el atmaları cok sürmedi. Doğruya bu kadar rahatlık yeterdi.
Biryerlerden birşeylerden başlamaları gerekirdi.
Yıl degıl ay degıl gun degıl an geçmiyor ki bir yasak haberi ile sarsılmayalım.
Cok öncelere gitmek istemiyorum, ama çift kişilik koltuk krizi ile başlayalım.
Çiftler yanyana oturmasın diye Beyoğlundaki çift kişilik koltuklara zabıtalar el koymuştu.
Kimse anlam veremedi önce, ne oluyo ne bitiyo demeden mekan sahiplerinden biri sevgililer yanyana oturmasın diye mi bu uygulama dediğinde ‘İYİ TESPİT ‘gibi talihsiz bir söylemde bulunmuştu zabıta görevlilerinden biri.
Eskilerin söylemiyle ‘başımıza taşlar ‘yağmadan birşeyler yapılmalıydı.
Öyle kimselere aldırış etmeden sarılıp öpüşüp koklaşmak Beyoğlu belediyesine yakışır mıydı.
‘Vallahı başımıza taşlar yağacak’ demeden el koyup koltukları yok ettiler.
Yıllardır yolları kapatmayan ve hiçbir rahatsızlık vermeyen cift kişilik koltuklar çiftlestiklerinden mi bilmem yollara sıgamaz olmuş ve rahatsız vermeye başlamışlardı sanırsam. Sonra masa ve sandalyelere geldi sıra.
Radikal gazetesinin haberine göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz'da Berat Kandili akşamında araçla yaptığı Beyoğlu gezisinde, aracın Cuba Cafe'nin önünde çok fazla masa olması nedeniyle buradan geçememesi sonucu bölgede kontroller ve operasyonlar başlatılmıştı.
Benim anlamadıgım olaysa o bölgenin trafiğe acık olması, asmalıda otururken bir aracın önünüzden insan kalabalığı dinlemeden gecmeye çalışması kadar rahatsızlık verici başka şey olamaz kanımca, bir operasyon başlatılacakca o bölgenin acil durumlar haricinde trafiğe kapatılması daha anlamlı olmaz mıydı?
Zira, makam sahipleri haricinde ben o sokaklarda aracıyla gezeni de görmedim. Ağaoğlu bile park etti aracını aldı 6 tane korumasını arkasına yayıla yayıla yürüdü Asmalı Mescit sokaklarında(!) o da bilirdi ilk elektirikli lüks oyuncağıyla yayıla yayıla gezinmesini (!)
Zira bir büyüğümüz herhangi bölgeyi ziyaret edecekse birgün önceden güvenlik önlemleri alınıp yollar iki üç saat öncesinden kapatılmıyor muydu !!! Herneyse sırf cok fazla masa olması nedeniyle geçemediği için düzeltici önlemler almak yerine kökten çözümler üreten yetkililerin bu dahiyane fikirleri karşısında şapka cıkarıyorum (!)
Sonra mı? Sonrası ‘Müzisyen operasyonu’’ yani Beyoğlundaki sokak müzisyenlerine yapılacak yasaktı.
Müzisyenlerin müzik yapmalarına engel oldukları yetmiyormuş gibi bazılarının enstrumanlarınada el koymuşlardı.
Çiftlerin yanyana oturmasından rahatsızlık duydular, yazın sıcagında mekanın dışına kurulan masalarda oturmamızdan, içkilerimizi yudumlamamızdan rahatsız oldular trafiği engelliyor dediler ve yasak koydular. Sokaktaki müzisyenlere hangi mantıkla yasak koydular anlayamasamda, ben sonrasında gelecek olan şeyi inanın merak etmiyorum ama nereye gidiyoruz diye cok kaygılanıyorum.
Neden mi kaygılanıyorum ?
Belediye otobüsünde kısa şort giydiği için herkesin gözü önünde saldırıya uğrayan Beşiktaş Kadın Voleybol PAV takımı oyuncusu Nurcan İbrahimoğlu'na uygulanan şiddet, herkesin gözü önünde ama herkesin tepkisizliğinde yaşanan bu olay bu mantığın ürünü değildirde nedir ?