​ Fatmana / Gönüllülük / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '07

 
Kategori
Gönüllülük
 

Fatmana

Fatmana
 

Benim adım Fatmana. En mutlu olduğum günü sorarsanız, bu yıl bir sürü abi ve ablanın bize kitap getirdiği o gün derim. Oyuncaklar getirdiler, rengarenk. Sınıflarımıza girip ders verdiler. Ferda abla bize bilgisayarı anlattı, giderken tahtaya adresini yazdı, “bana mektup yazabilirsiniz” dedi, “ben de cevap yazarım, arkadaş oluruz”.

Ferda ablanın siyah upuzun saçları vardı. Babam, okulda bitlenirim diye saçlarımı kestirmemi istemişti. Hayatımdaki en kötü günse annemin saçlarımı kestiği gündü. Eskiden koşarken omuzlarıma vuran saçlarım, rüzgarda benimle yarışan saçlarım, iki belik yapıp birine turuncu diğerine pembe lastik taktığım saçlarım artık yoktu. Saç yılda kaç santim uzar? Birbuçuk yıldır uzamadı hiç. Artık kocaman bir genç kız oldum ama saçlarım kısa. 15 tatile köye gittiğimde annem, yatakları bana toplattı. Kardeşimi ben uyuttum, sofrayı ben hazırladım. Büyümesem bana bunları yaptırır mıydı?

Benim köyüm küçük ama çok güzel. Köy okulu, öğrenci az olunca kapandı. Biz de Dağlı Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’na gitmeye başladık. Çok ağladım. Ranzalar demirdi, yemek tepsileri ve bardaklar çelikti, tuvaletler soğuktu, her şey soğuktu. Çamaşırlarımı kendim yıkıyordum, ellerim tuvaletteki çeşmenin soğuk suyu altında morarıyordu. Ben de diğerleri gibi bir abla tuttum , 7.sınıftan Gülümser abla. Onun da saçı kısaydı. Sadece öğretmenlerimizin çocuklarının saçı uzundu. Onlar en önde otururlar hep, çalışkandırlar.

Bir de Ferda ablanın saçı uzundu. Ona bir mektup yazdım. “Seni çok sevdim” dedim. Cevap gelmez derken, geldi: “Çalış” diyordu, “getirdiğimiz kitapları okumaya başla”. Bir de bütün yanlış yazdığım kelimelerin listesini yapmış ve karşısına doğrularını yazmıştı: “Kızarsan kız Fatmana, ben senin ablanım”. Kızmadım.

Dersler zordu. Annem yoktu. Biri başımı okşasın istiyordum, biri beni kucağına alsın. Sekiz yaşımdan dokuza doğru gidiyordum. Gülümser abla bana bir gün ters baksa, bir hafta ağlıyordum. O benim Pekmezci köyünde oturmayı çok sevdiğim minder, annemin yufka kokan başörtüsü, kardeşimin kahkahasıydı. Babamın uzak, çok uzak sevgisiydi.

Ferda ablanın mektupları sıklaşmaya başladı. Bazen, ben cevap yazamamış olsam da kart gönderiyor; zarfın içinden her seferinde, benim ona yazarken kullanmam için pulu yapıştırılmış boş bir zarf çıkıyordu. Kütüphaneye daha sık gitmeye başladım. Dersler çalıştıkça kolaylaşıyordu. “Sen de çok çalış” diye yazıyordum ona, bilgisayar mühendisi olacaktı çünkü. En çok bir bilgisayar istediğimi söylediğimde, “Türkiye’de 48 çocuğa bir bilgisayar düşüyormuş” diye yazdı. Ben bunu hiç anlayamadım. Bizim okulda 400 çocuk var, hiçbirimizin bilgisayarı yok.

Ferda abla yokluklardan yakınmamı sevmiyor. “Beynin var” diyor bana, “Beynin senin bilgisayarın ve sen bir prensessin, o senin sarayın!”

Ferda abla son mektubuyla bir fotoğraf yollamış, saçları kısacık ve ben bu dönem takdir aldığımı yazdım ona.

 
Toplam blog
: 13
: 1247
Kayıt tarihi
: 04.10.07
 
 

Neredeyse 50 yaşıma kadar şehrin hep "yukarısında" yaşadım. Alışveriş merkezleri, kafeler, "şık" mek..