- Kategori
- Futbol
Fenerbahçe sopadan kurtuldu, kaşağı ile tımar başladı

Cumartesi akşamı Eskişehir’de oynanan Eskişehirspor-Fenerbahçe maçında yaşanan bir olay, tekniği, taktiği ve skoru arka planda bırakarak spor kamuoyunun tartışmasına girdi. Pazar gecesi bir spor kanalında saat 22.00 de bu tartışma başladı. Saat 01.30 du baktım hala Caner ve F.Aydınus konusu vardı. İyi malzeme çıktı cümle yorumcu tayfasına. Reklamlar katlandı!.
Olayın kahramanları hekemlerdi. Fırat Aydınus ve ilk kez bir süper lig maçına verildiği söylenen 4.hakemin verdiği ve maç günü geçtikçe yanlış olduğu anlaşılan Fenerbahçe’li futbolcu Caner’in sebepsiz şekilde oyundan atılış şekli Alex'in gönderiliş şekliyle uyaşan bir şok gibiydi.
Ne Caner’in, ne 65 dakika 10 kişi oynamak zorunda kalan Fenerbahçe takımının mağduriyetinden, ne de ilk defa bir olaya sahaya girecek kadar isyan eden Aykut Kocaman’dan bahsedecek değilim. Fırat Aydınus’un süper ligde yönettiği maçlarda gösterdiği 24 kırmızı kartın 10 tanesinin Fenerbahçe’ye ait olduğunun bir tesadüf olduğunu düşünüyorum. Demek ki Fenerbahçe’li futbolcular ın Aydınus’u görünce kan şekeri yükseliyor, asabileşiyorlar. Bu nedenle onun yönettiği 8 maçın ancak 1 tanesini kazanabilmişler!.
Futbol hatalar oyunudur. T.Direktör veya futbolcular kadar hakemin de hata yapma hakkı vardır. Zaten bu yüzden, bu hataları asgariye indirmek için hakem sayısını arttırmaya başladılar. 4 hakem oldu. Kale arkası hakemi oldu. Aslında öyle anlaşılıyor ki 8 tane hakem olsa değişen bir şey olmayacak çünkü karar veren, adaleti sağlayan anlamına gelen hakem sıfatının sahibi kişilerde önce vicdan olacak.
Şunu her zaman söylerim. Kulaklık icad oldu, mertlik bozuldu. Hakemler kulaklıkla maç yönetmeye başladıklarından beri, maçı orta hakem değil, yardımcı hakemler yönetmeye başladı. Hakemi etkiliyorlar, dikkatini dağıtıyorlar, tipini beğenmediği oyuncuyu ispiyon edip oyundan attırabiliyorlar.
Fırat Aydınus’un bir kafaya çıkma pozisyonundan saniyeler sonra 20 mt uzaklıktan, aniden kırmızı kartla Caner’in üstüne gelmesi ancak böyle izah edilebilir. Fırat Aydınus yanıltıldı. Kulağına biri bir şey üfledi, ne olduğu anlaşılamadı. 2 gündür TV ler araştırıyor, çözemiyor. Caner Erkin ‘’stadta 22 kamera var 1 tanesi küfür etiğimi ispat etsin, futbolu bırakacağım’’ diyor.
‘’İftira‘’ bir insanın başına gelebilecek en kötü beladır. Suçlu olmadığını ispat etmek için harcadığın beyhude çaba bazen bir işe yaramaz. Caner Erkin ve Aykut Kocaman çabaları gibi yetersiz ve boş kalır. .
Daha ilkokul yıllarında okuduğum Ömer Seyfettin’in yaklaşık bir asır önce yazmış olduğu ‘’Kaşağı’’ isimli çocuk kitabı beni çok etkilemişti. Yalanın, dolanın, iftiranın bir insan hayatında nelere mal olduğunu o kitapta okumuş, etkilenmiştim. Zaten yazarın amacı da çocuklara iftiranın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmaktı.
Bu olay bana ‘’Kaşağı’’ yı hatırlattı.
Büyük kardeş Ömer bir gün kaşağıyı alır ve kırar. Babası kaşağıyı kimin kırdığını sorar. Daha küçük kardeş Hasan ağzını açmadan Ömer ‘’Hasan kırdı’’ der. Hasan kendini savunmaz. Ben kırmadım diyemez. bir güzel dayak yer. Hasan bu olayı unutamaz ama sesini de çıkarmaz. Çok üzülür. Yemekten içmekten kesilir, hastalanır ve iyileşemez. Ölür. Ömer derin bir vicdan azabı çeker ve babasına geç de olsa kaşağıyı kendisinin kırdığını söyler.
Burada Ömer, Caner Erkindir. Kaşağıyı o kırmamıştır. Hasan, Aydınus’un kulağına bunu üfleyen 4. hakemdir. Eğer 4. hakem üflemişse, Caner’i döven baba da Fırat Aydınus’tur.
Kaşağı romanının kahramanları burada cuk oturmuştur.
Fenerbahçe kimdir?. O, romanda yoktur. Çünkü o dayak arsızı yapılmıştır artık. 3 Temmuzdan beri dayak yemediği gün de yoktur.
Kötü kardeş Hasan bile, sonunda Kaşağıyı kendisinin kırdığını itiraf edip kendisini rahatsız eden vicdan azabından kurtulmuştu ama iş işten geçtikten sonra.
Şimdi Fırat Aydınus veya yardımcılarından biri çıkıp ‘’kaşağıyı ben kırdım’’ dese ne yazar?
Hasan'ı kaybettikten sonra!.....
Gitti 2 puan daha.
Fenerbahçe sopa ile dövülmekten kurtuldu, Şimdi de ''kaşağı'' ile tımar edilmektedir.