​ Fethiye falları ve suyun çiçeğe aşkı / Yurtiçi Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '07

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
 

Fethiye falları ve suyun çiçeğe aşkı

Fethiye falları ve suyun çiçeğe aşkı
 

Çiçeklerden papatyayı kim sevmez ki?

Papatya hem beyaz rengiyle masumiyeti çağrıştırır insanda, hem de sade ama vakur bir sevinci...

Her ilkbaharda doğanın canlanışı ve çiçeklerin tomurcuk tomurcuk patlayan coşkusu akar yüreğimize.

İşte Fethiye de bir papatya gibi. Üstelik gerçekten kışın ortasında bile papatyalarla taçlanmış durumda.

Likyalılar, yani bu kenti ilk kuranlar zamanında Telmessos adıyla anmışlar. Bir efsaneye göreyse, bu güzel körfezin bitip toprakların başladığı yeri, Güneş Tanrısı Apollon kurmuş...

Likyalı tanrı Apollon, Finike Kralı Agenor’un küçük kızına sevdalanmış. Ölümlü bir insanoğluna sevdalanmasını ne kendisi ne de insanlar anlayamıyormuş. Kız çok çekingen ve utangaç olduğu için, Apollon bir numara düşünmüş. Küçük ve sevimli bir köpek kılığına girmeye başlamış. Böylece kızın köpeği olmuş... Kız nereye giderse o da peşinden koşuyor, onunla gezip dolaşıyormuş. Utangaç kızı iyice kendisine alıştıran ve sevdiren Apollon, genç bir delikanlıya dönüşmüş günün birinde. Ve kızla sevişip, evlenmişler...

Günler günler kovalamış, mevsimler hızla akmaya başlamış ve günün birinde bu evlilikten bir oğulları dünyaya gelmiş. İşte o oğlanın adı Telmessos’muş!... Yani Fethiye, antik dönemindeki adını, Tanrı Apollon’un oğlu Telmessos’dan almış. Bu kenti kuran Apollon, oğlunun adıyla onurlandırmış burayı böylece...

Kentin güney doğu yamaçlarındaki kaya mezarları, Likyalılar’dan günümüze dek gelen en önemli eserler arasında yer almakta. Sanki hepsi Telmessos’un hikâyesini anlatmak istiyor buraya gelenlere.

Özellikle tepede tek başına duran, Kral Amintas adına yapıldığı bilinen ev biçimindeki görkemli anıtmezar, hem Fethiye’nin hem de koskoca Likya döneminin en önemli eserlerinden biri... Evin cephelerindeki sütun başlıklar, üçgen alınlığı, giriş kapısındaki ahşap oymacılığıyla hemen dikkatinizi çekiyor.

Fethiye’yi bir tepeden izleyen, kare biçimindeki diğer anıtmezarlar, üstlerinde ve çevrelerinde biten yeşil otlarla sarılmış. Likya inancına göre kentle iç içe, yan yana yaşamlarını sürdürmek isteyen mezar sahipleri, yaşananı da sürekli gözlemek isterlermiş...

Biz de Fethiye’yi daha da iyi anlayabilmek, tanıyabilmek için Hasan Barışcan’ın “Likya Efsaneleri”ne kulak kabartıyoruz:

“Sahil boyunca batıya doğru yürüdükçe, kentten yavaş yavaş kopup, balkonlarından limon, portakal, ada çiçekleri, begonyaların yollara dek indiği Karagözler’dir. Yeşil çam ormanları ile körfezin sularına dek uzanan dalları seyrederken, körfezin bitişinin getirdiği durgunluğu, sakinliği hissedersiniz. Karşınızda duran, tatil köyleri ve koyları ile ünlü Oyuktepe’dir.

Karagözler’in, tepelerden denize dek sarkan çamların içinde, yama gibi duran kayalıklarda mağaralar vardır. Antik Likya döneminde bu mağaralarda biliciler, kâhinler yaşarmış. Telmessos Likya döneminde, bilicileri ile ünlü, bir bilicilik ve kâhinlik merkezi imiş. Kâhinlik babadan oğla aktarılan bir gelenek, bir işmiş. Bunu ancak kâhinler soyundan olanlar yaparmış. Ünleri en uzak ülkelere dek yayılmış, Telmessos bilicilerinin.

Kâhinlik yapacakları zaman, Karagözler’in üstündeki, tepesi delik denilen kayalığın üstüne çıkar, oradan Fethiye Ovası’nın kıpırtısız yeşilliğini, körfezin kıvrılan maviliklerini, adaları, Telmessos’un günlük yaşamını gözler, ondan sonra kahinliklerini yaparlarmış. İlham kaynakları şahane manzaralı körfez, güneş, mehtap ve yeşilliklermiş. Uzak ülkelerden krallar, soylular, vatandaşlar danışmaya gelirlermiş.

Persler, Lidya ülkesini fethetmeye hazırlandığı günlerde, Lidya Kralı da ülkesini savunmak için gerekli tedbirleri alma telaşı içindeymiş. Bu sırada rüyasında Salihli şehrini yılanların sarmakta, atların da bu yılanları yediğini görmüş. Rüyasının anlamını öğrenmek için Telmessos kâhinlerine bir heyet göndermiş. Kâhinler, yılanları yerin, toprağın evlatlarına, atları da göçerliğe ve yabancılığa işaret sayarak, Lidya’nın işgal edileceğini bildirmişler. Heyet ülkeye varamadan, kâhinlerin dediği olmuş. Ülke Perslerce işgal edilmiş.

Bir başka kâhinlik anlatısına göre ise:

Cordios adlı bir çiftçi, tarlasında çiftini sürmekteymiş. Ekip biçtiği bir tarlası, bir arabası, iki çift de öküzü varmış. Bir çiftini sabanına, bir çiftini de arabasına koşarmış.

Bir gün tarlasında çiftini sürerken, bir kartal gelip boyunduruğun ortasına konmuş. Akşama dek devam eden çiftin süresince, orada kalmış. Bu olaya şaşıran çiftçi, ülkesi Frigya’dan kalkıp Telmessos’lu kâhinlere danışmaya gitmiş. Bir Telmessos köyünün yakınından geçerken, su doldurmakta olan bir kıza rastlamış. Kıza, kartal olayını anlatmış. Bu kız da kâhinler soyundanmış. Adama, aynı yere dönmesini ve Tanrı Zeus’a kurban sunmasını söylemiş. Çiftçi kızdan birlikte gelmesini, kurban sunmada yol göstermesini rica etmiş. Beraberce dönmüşler.

Kurbanı, kızın tarfine göre sunmuş. Sonra kızla evlenmişler. Bir oğulları olmuş. Adını Midas koymuşlar.

Midas büyümüş, kocaman adam olmuş.

O sırada memlekette karışıklıklar çıkmış. Darda kalan Frigyalılar, kâhinlere başvurmuşlar. Kahinler, Tanrı’nın bir araba ile bir kral göndereceğini, bu kralın kargaşalıkları bastıracağını söylemişler. Tam bu sırada Midas, anası babası ile toplantı yerinin içinden geçen yolda arabası ile geliyormuş. Halk, Tanrı’nın sözüne göre, arabanın getireceği kral budur diyerek Midas’ı kral yapmışlar... Midas kargaşalıkları bastırmış. Babasının arabasını da Tanrı Zeus’a teşekkür ve adak için, tapınağa bırakmış. Bundan dolayı Frig Kralı Midas’ın annesinin Telmessos’lu bir kâhin kızı olduğu söylenir...”

Günümüzde de Fethiye’de falcılık, rüya yorumlama geleneği sürdürmeye devam etmekte... Bu fallar arasında yedi taş, yedi arpa falı, balık falı en bilinenler...

Belki de Tanrı Apollon, geleceği bilmeleri için Fethiyelilere avuçlarını açmış, onların okumalarını beklemektedir.

Ama ne olursa olsun, Fethiye’ye giderseniz siz de papatyalarla bezeli bu yerde, “huzurun ve mutluluğun geleceğini” görebilirsiniz!...

Papatya demişken, herhalde “papatya falları” buradan çıkmış olsa gerek...

Hikâye bu ya, günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar
mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık
olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, “Sırf senin hatırın için ey su” diye... Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba “Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle...

Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya “seni seviyorum” der. Su, “ben de seni seviyorum” der.

Aradan zaman geçer ve çiçek yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben
de” der.

Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya “seni seviyorum” der. Su da ona “söyledim ya ben de seni seviyorum” der.

...Ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında
bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek
ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; “seni
ben, gerçekten seviyorum”.

Su, çok hüzünlenir bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye... Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor:

“Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez.”

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki:

“Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece “seni seviyorum” demek yetmemektedir...

Siz de daha geç olmadan sevdiklerinizi arayın, yakınınızdaysa sarılın onlara...

Ve fısıldayın en güzel sesinizle, “seni seviyorum” diye...

8 Şubat 2006, Çarşamba

 
Toplam blog
: 353
: 3712
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..