​ Fırtına ve sessizlik / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
 

Fırtına ve sessizlik

Fırtına ve sessizlik
 

Bazan bir fırtına çıkar, bulutları bir yerden bir yere sürükler ardından, gök gürültüsünün eşlik ettiği bir yağmur başlar... ve bardaktan boşalırcasına yağar. Bu, rüzgarla gelen bir yağmurudur. Biraz çılgıncadır.

Bu esnada, kimi ıslanmamak ve çatılardan düşebilecek kiremitlerden kaçmak için balkon altlarına ya da korunaklı yerlere koşar; kimi evini, dükanını su basmasın diye, sel kanalındaki molozları temizleyerek suyun önünü açar. Kimi de rögar kapağını kaldırarak selin akışını kolaylaştırmaya çalışır.

Bir kısım insanlar böyle telaş içinde koşturuken, bir kısmı da camlardan, balkonlardan bakarak, bu heyacandan nasiplerini almaya çalışırlar. Herkes yağmurun, fırtınanın deliliğinden biraz tırsmıştır. Gök gürültüsü sıklaştıkça yürekleri bir yıldırım korkusu sarmıştır.

Sonra yağmur durur, fırtına diner, hava açılır. Taptaze, berrak, tertemiz bir gökyüzünde güneş parıldamaya başlar. Islanmaktan kaçanlarla, sele yön vermeye çalışan insanlar artık işlerine dönmüştür. Sanki her şey bir anda durgunlaşmıştır. Yapraklardaki yağmur damlaları bile yer çekimine direnir hale gelmiştir. Etrafa bir sessizlik, bir durgunluk hakim olmuştur. Yaprak bile kıpırdamamaktadır.

İşte insan da bazan böyle, "fırtınadan sonraki sessizliği" yaşar. Bir an gelir, hiç bir şeye karşı tepki duymaz olur. Olayları bir "robot" duyarsızlığı ile izler. Acaba bunda her gün vahşete, dehşete, haksızlığa, adaletsizliğe ve acıya dair haberleri seyredip durmamızın bir rolü var mıdır? Yoksa, bu kadar ağır yüke dayanamayan vicdanlarımız, bedenlerimizi korumak için duygularımızı devreden mi çıkarıyordur?

Bu konuda şöyle düşünüyorum. Normal insan vicdanı savaşa, kavgaya, şiddete ve acımasızlığa taraf olamaz, buna tahammül edemez. Ruhlarda kötü izler bırakan bu şeylerin hiç olmamasını, olanların da bitmesini ister. Ekranlarda dehşet ve vahşet sahnelerini, evlatlarını kaybedenlerin matemlerini gördükçe, iç dünyasının direnci giderek azalır. Bunların arkası gelmediği zaman ise artık vicdan, bu ağırlığı kaldıramaz ve duygu devresini kapatır. Böylece bedenin, fiziksel veya ruhsal dengesinin bozulmasını önler. Acaba doğru mudur?

Eğer doğruysa, insanın bir sanayi robotu haline dönüşmesi, işte bu noktadan sonra başlar. O artık olaylara dair ilgisini ve onlarla olan bağlantısını yitirmiştir. Hareketleri ağırlaşmış, bakışları soğumuş, gözlerindeki derinlik kaybolmuştur. Kendine yönelen seslere bile geç tepki verir duruma gelmiştir. Artık ne Ermeni sorunu, ne PKK ve Kuzey Irak meselesi onu ilgilendirmemektedir. Vaziyet neyi gösterirse göstersin, onun tavır ve davranışları tek düzedir. İnsanı böylesine duyarsızlaştıran gerçek neden, acaba nedir?

Bir çoğumuz zaman zaman, derinliğine olmasa da bu tepkisizliği yaşarız. Savaş haberlerini, patlamaları, etrafa saçılan insan cesetlerini sanki, bir film sahnesiymiş gibi izleriz. Fakat bizim içine düştüğümüz bu geçici durum; büyük travmalarla, şok edici olaylarla ve büyük acılarla karşılaşmış insanların yaşadıklarıyla asla kıyaslanamaz. Bunu da kaydetmeden geçmeyelim. Allah hiç kimseyi böyle bir ağırlıkla imtihan etmesin.

Böyle durumlarda kendimizi kontrol ederek, duyarlılığımızı yitirmemeye çalışmalıyız. Çünkü, vicdanların öldüğü bir dünyada, insanın var olmasını hiç önemi yoktur.

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..