Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Sonsuzluk (Osman Özeker)

http://blog.milliyet.com.tr/yasev

05 Mayıs '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
849
 

Fişkene günleri

Fişkene günleri
 

Toros dağlarının eteklerine sırtını dayamış bir kasaba. Kasabanın en büyük özelliği yeşillikler içersinde meyve ve sebze bağlarıyla bezenmesi.

Baharla birlikte bağ ve bahçeler yeşilliklere bezenir, her evin bahçesinden bin bir çeşit meyve ve fidanların çiçeklerinden yayılan “mis gibi kokular” etrafa yayılır, kasaba adeta büyük bir “cennet bahçesine” dönüşürdü.

Kasabalı baharla birlikte bahçelerinde yetiştirdikleri meyvelerin yanında, çeşitli sebzelerde dikerek yetiştirir, ihtiyaç fazlasını da pazara götürerek satarak evinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.

Bu kasabada yaşayan yedi çocuklu bir ailede deden kalma elma ve kiraz gibi meyvelerin bol olduğu bir bahçede iki gözlü kerpiçten yapılmış bir evde yaşam mücadelesi vermektedirler.

Babanın belli bir işi ve mesleği olmadığı için genelde bu kasabada fazla bulunmaz, çalışmak için gittiği büyük şehirlerden aylarca dönmez, kendisinden de haber alınamazdı.

Yedi çocukla baş başa kalan anne, çocuklarına bakabilmek, okutabilmek için bazen “yevmiyeci” olarak pancar çapalamaya gider, bazen de özellikle kış aylarında komşuların ihtiyacı olan örgü işlerini yaparak evin ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı.

Evin en büyük çocuğu olan Ali ise o yıllarda ortaokula gitmekte, okuldan kalan zamansında da diğer kardeşleriyle birlikte okul dışı zamanlarda tren istasyonunda elma satarak, pancar kamyonlarını vagonlara boşaltarak kazandığı paraları annesine teslim ediyordu.

Baharla birlikte yeşile bürünen ve yağmuru hiç eksik olmayan kasabanın bir diğer geçim kaynağı da “fişkene toplamaktı”


Kasabanın çocukları şiddetli yağan yağmur sonrası ellerine kovalar ve çuvalları alarak bağ ve bahçe aralarından fişkene toplamaya koşar, topladıkları fişkeneleri de fişkene toptancılarına götürerek satardı.

İki gözlü kerpiçten bir evde zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren bu “yedi çocuklu ailede” de yağmur sonrası “fişkene toplama” heyecanı yaşanır, başta çocukların en büyükleri olan Ali’nin içini “tarifi imkânsız” bir heyecan kaplardı.

Yağmur diner dinmez Ali diğer erkek kardeşini ve iki kız kardeşini de yanına alarak ellerinde kovalarla fişkene toplamaya koşardı.

Aile için artık “fişkene günleri” başlamıştı. Bütün çocuklar heyecanlı ve bir o kadarda mutlu olarak bahçe aralarına koşarlardı.

Fişkene toplamada marifet herkesten önce bahçe aralarını gezmek, fişkeneleri, yani “sümüklü böcekleri” kovalara doldurmaktı. Bu başarıyı sağlamak içinde fişkenelerin nerelerde daha çok yuvalandığını bilmekti.

Bazen saatler süren “fişkene toplama işi Ali ve kardeşlerini hayli perişan ederdi. Ayaklarında ki “lastik ayakkabılar sular içersinde kalır, elleri “sümüklü böceklerin” sümüklerinden kaygan ve yapışkan bir hal alırdı.

Akşama kadar verilen uğraş sonucu toplanan fişkeneler çuvallara toplanarak Ali ve erkek kardeşi tarafından Fransızların sofralarını süslemek üzere toptancılara götürülür, çıkan elli, altmış kilo fişkene karşılığı alınan parayla birlikte iki kardeş evin yolunu tutardı.

Eve dönüş yolunda iki kardeş de mutludurlar. Elbiselerinin ıslanmasına, lastik ayakkabılarının suyla dolmasına ve ayaklarının donmasına rağmen mutludurlar.

İki kardeş biraz sonra eve girecekler, kazandıkları paraları annelerinin avucuna sayacaklar, anneleri de bu parayla çoğu zaman hasret kaldıkları çay, şeker, yağ gibi ihtiyaçlarını görecektir. Kim bilir, belki para artarsa anneleri çocuklarına fırından “şehir ekmeği somun” bile alabilecekti.

Fırında n alınacak “somun ekmeği” çocuklar için en güzel yiyecekti. Çünkü bu ekmeği hiçbir zaman alamazlar, saçta annelerinin yaptığı “yufka ekmeğiyle” karınlarını doyururlardı.

Ertesi gün anne çocukların kendisine verdiği fişkene parasıyla evin ihtiyaçlarını görmüş, gelirken de çocuklara fırından sıcak somun ve tatlıcıdan da simide benzeyen “halkalı tatlı” almıştı.

Bütün aile toplanmış, sıcak somunların arasına tatlıları yerleştirmiş, tatlı şerbetini de somunun arasına dökerek afiyetle yemeğe başlamıştı.

Yedi çocuklu ailenin tatlılı somunla karnını doyurması görülmeye değerdi. Çocuklar o kadar çok mutluydu ki aylardır hasret kaldıkları somunları hem sıcak, hem de içinde “şerbetli tatlılarla” birlikte karınlarını doyuruyorlardı.

İşte bu aileye “fişkene günleri” başka bir haz, başka bir sevinç ve başka bir mutluluk kaynağı oluyordu.

Sonsuzluk(Osman Özeker)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 287
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 3072
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

1949 Konya Ereğli doğumlu olup, halen İzmir'de oturmaktayım. A.Ü. Eğitim Fakûltesi mezunuyum  Ata..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster