​ Futbola yeniden dönsek mi? / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '08

 
Kategori
Futbol
 

Futbola yeniden dönsek mi?

Futbola yeniden dönsek mi?
 

EURO 2008 boyunca hep beraber güldük, eğlendik, sevindik, üzüldük. Güzel günlerdi gerçekten... Dertlerimiz gene vardı, problemler devam ediyordu. Borcumuz, harcımız, sıkıntımız, öfkemiz, kavgamız, aynı duyguları paylaşmamıza engel olamamıştı.

Kurulmuş zemberek gibi aynı anda havaya sıçrıyor, aynı anda yerimize oturuyorduk. Hiç tanımadığımız, belki de sevmediğimiz insanlara, kim olduklarına bakmadan sarılıyor, ıslak gözlerimizle birbirimize bakarken, hasret kaldığımız gollerin, galibiyetlerin, turların heyecanını duyuyorduk.

Birbirimizle kenetlenmemiz sanki futbolcularımızı etkileyen bir güç, bir enerji oluşturmuştu. Şimdiye kadar hiç yenemediğimiz Çekler'i ve Hırvatlar'ı, yolumuzun üstünden kenara çekerken, oluşturduğumuz bu birlik ve beraberliğin meyvelerini topluyor gibiydik.

Mutluluğumuz 5 gün kısa sürdü. Finale odaklanmıştık ama, şanssız bir şekilde elendik. Almanya'nın tecrübesi ve inadı bizimkine galip geldi. Bir taktik savaşı, bir sinir harbi, bir ayakta kalma mücadelesi vardı sahada... Umudu kaybetmeden, kazanma hırsını yitirmeden, sakin fakat bilinçli bir düello yapılıyordu.

Telafisi imkânsız bir zamanda yediğimiz golle yıkıldık, üzüldük, kahrolduk...

Sonuçta futbol bu, bir oyun... Yenmek ve yenilmek birbirini tamamlayan ikiz kardeş gibi. Çünkü biri gerçekleşti mi, öteki de kendiliğinden meydana geliyor.

Kazanmak güzeldir. Sona ulaşmak, kupayı kaldırmak, birinci olmak, az yaşadığımız için hasret kaldığımız duygular... Ancak giderek yaklaştığımız zirvelerde, yakında biz de olacağız artık ve olmalıyız.

Boynu bükük evimize döndüğümüzde bizi bekleyen sorunlar olduğunu biliyorduk. Ama ülke bizim ülkemizdi, dert bizim derdimizdi. Dayanacak, sabredecek ve eninde sonunda çözecektik.

Bir gözaltı depremi yaşadık iki gündür. Beklenmeyen bir travma mıydı? Kimimiz için evet, kimimiz için hayır...

"Hayırda hayır vardır" demişlerdi bize büyüklerimiz, hem 1961 Anayasası, hem de 1982 Anayasası referanduma sunulduğu zaman... Hayırı seçmedi halkımız, darbelere karşı olduğu halde "evet" dedi. "Devlet" anlayışına, yöneticilere karşı olmamak gibi bir terbiyeyle yetişmiş bu millet.

Kaybedenin idamlık isyancı, kazananın muzaffer komutan ve kahraman kabul edildiği bir ortamda, halk da otoriteye karşı çıkmayı pek sevmiyor aslında... Ancak bu uysal tabiat, herkesin onu kurbanlık koyun gibi görmesine sebep olmuş.

Milletin değer verdiği, önemsediği burçlara tırmananların, buralarda artık kimsenin kendilerinden şüphelenmeyeceği ve dolayısıyla kimsenin rahatsız edemeyeceği hissine kapılarak dilediği gibi at oynatmaya kalkınca da, dengeler bozuluyor maalesef...

politize olmayan bir gençlikten şikâyetçi olanlarımız var biliyorum. Ama o kadar siyasetle içiçe yaşamak da insanın kimyasını bozuyor resmen...

Biraz bu sıcak atmosferden uzaklaşmak için yeniden futbola dönmek istiyorum.

Fenerbahçe Şampiyonlar ligine katılabilmek için elemelere katılmak zorunda biliyorsunuz. Rakip tanıdık bir isim: MTK...

Macaristan'ın bu ünlü takımıı Fenerbahçe'nin üçüncü kez karşısına çıkıyor. İlk iki seferden biz mağlup ayrıldık.

Biri çok uzun yıllar evvel, taa 45 sene önce Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda... Fenerbahçe ilk turda Romanya'nın Petrolul takımını İstanbul'da 4-1 yenmiş, rakip sahada tek golle 1-0 yenilmesine rağmen ikinci tura geçmişti.

İkinci turda rakibimiz Kuzey İrlanda'nın Linfield takımıydı. Sarı lacivertliler yine aynı skorla rakibini İstanbul'da 4-1 yenince, rakip shadaki 2-0'lık yenilgi, tur atlamamızı engelleyememişti.

Çeyrek finaldeki rakibimiz işte önümüzdeki günlerde bir kere daha karşılaşacağımız MTK'ydı. Bu sefer ilk karşılaşma rakip sahadaydı. Maalesef 2-0 yenilmiştik. İstanbul'daki maçta rakibimizi 3-1 yenmemize rağmen eleyememiştik.

O zamanlar rakip sahada atılan golün iki sayılması kuralı yoktı. Zaten bu MTK'nın işine yarardı. Kural averaj eşitliği halinde 3. maçın yapılmasıydı. Tarafsız sahada yapılan bu maçı 1-0 kaybetmiş ve elenmiştik.

Aradan yıllar geçti. 1999 yılı UEFA kupasında MTK yine karşımıza çıktı. Çok insan gibi ben de bu sefer rakibimizi eleyeceğimize ve rövanşı alacağımıza inanıyordum.

İlk maç yine rakip sahadaydı ve sonuç 0-0'dı. İstanbul'da mutlaka kazanırız derken, 2-0 yenildik.

Ama bu sefer artık ibre bizden yana. Şans bile demiyorum. Biz Fenerbahçe olarak geçen yıl Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynamış bir takımız. Milli Takımımız da daha geçtiğimiz günlerde EURA 2008 yarı finalinde Almanya'ya kök söktürdü.

Son yıllarda MTK'nın da, Macaristan'ın da dikkat çeken bir başarısı yok. Top yuvarlıktır, futbolda her netice olabilir ama, gerçekler de insana biraz yol gösterir. Üstelik bu kez ilk maçımız Şükrü Saraçoğlu'nda...

Basınımızın olaya hemen olumsuz yaklaşmasını da doğru bulmuyorum. Her şeyin bir ilki vardır. İstatistikler, geçmişin bir aynasıdır. Ama geleceğin asla...

Bu bir iddia, böbürlenme, büyüklenme filan değil. Zaten MTK'yi rahat eleyemeyen bir takımın Şampiyonlar Ligi'nde de işi olmamalı değil mi?

Futbolun heyecanı siyasetin heyecanından daha güzel... Üstelik kazanan da kaybeden de belli... Kaybedenin üzülmesi muhakkak ama, kazananın da doyasıya sevineceği bir gerçek...

Oysa siyaset bir maç değil. Ortada bir rakip de yok... Sonuç ne olursa olsun, kazanan biri olmayacağına göre, kaybeden hep Türkiye olacak...

Bir gün siyasette de ülkemizin kazanacağına emin olduğumuz günler yaşamamız dileğiyle, MTK zaferine hazır olun diyorum... Sadece Fenerbahçeliler'e değil çağrım tabi... Bu takımların birbiriyle mücadelesi değil, uluslararası arenada ülkemizi temsil eden bir takımın mücadelesi...

Bu tür karşılaşmalarda farklı takım tuttukları için yenilgiden mutluluk duymayı bekleyenlerin, siyasette çarpık beklentisi olanlardan pek farkı olmadığını düşündüğümü söylesem, bana katılır mısınız?


 
Toplam blog
: 859
: 979
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..